10 Ekim 2013

Kapının önüne bir de güzel kuş çeşmesi koy

Huzursuzluğunun içine girmek zorundasın.
Bak böyle tam anlayamadın, şöyle söyleyeyim:
ZO RUN DA SIN.
Hah,
Çünkü şifa orda.
Anlatmak istediğim, basitçe olay ve kişilere ait bir tepkimenin üst nedenini anlamak değil. Daha altında, daha da altında sana o olay ve kişinin hissettirdiği o rahatsızlık hissinin, sendeki hangi yaraya dokunduğudur, tam olarak demek istediğim.

Bunlara dönüp bakıp, anlayıp, kabul edip, iyiye dönüştürmediğin sürece, hayatının kahramanı sen olmazsın. Hayat ve olaylar seni sadece oradan oraya sürükler ve arada aldığın -aldığını sandığın o küçücük kararlar, seni yetersiz bir sözümona teselliye, olanı suçlamaya iter. Özgürüm zannederken, hiç bilmezsin korkularının tasmasının yarı çapında bazen korkak bir köle, bazen azgın bir köpek gibi hayat denen şeyi yaşarsın.
Bu önüne konana eyvallah etmektir; bu her ne ise, altın kapta bıldırcın eti, bir çinko tasta yal.
Yediğin sana yetmez.
Gözün hep başka yerde olur.
Ve bu cehennemdir.
Bu aymazlık, bu korkaklık, bu en affedilmeyecek günahtır.

Ama içine dönersen, ki her şey oradadır. Ve yeniden inşa edersen kendini, sadece hal ve tavırlarını değil, en minik sinir kaydını, en hafif otomatik tepkini bile. Ellerinle yaparsan kendini, gider taşını bulur, kan ter içinde taşır, harcını karar, mimariyi öğrenir, zevklerini inceltir, kendinden en sevdiğin akımdan bir güzel bina inşa edersen, o zaman sen kendini seversin, o zaman sen kendine öyle bir saygı duyarsın ki, sana layığından azını vermeye çalışanlara, sadece gülümser geçersin. Hayatının iplerini öyle bir güzel alırsın ki eline, bazen Hakk'ın kuklası, bazen dünyanın kuklacısı, minnet duyarsın, ışık saçarsın. Kadını da, erkeği de öyle bir imrenir ki, bırak kıskancı hasetlensin, iyi olmak için güzel bir örneğe ihtiyaç duyan o kadar aç yürek var ki, tek birine örnek olan, 2 can felahı tatmış olur.
Ve tanrısallığının potansiyelinin hakkını verme yolunda, içtiğin 5 liralık kahve, ab-ı kevser olur sana.

Share/Bookmark

22 Eylül 2013

Tam olarak soyle;

Tam soyle.
Eskiden pur iluzyondaydim. Sonra hafiften kafam acildi ve elimi etegimi cektim her seyden, olanla savasmayi biraktim. Cunku gordum ki; icimdeki bir yumak korku istedigim seye yaklasmama izin vermiyor.
Dondum ve yikanmaya basladim. Yikanmamin yarisinda verdigim sozlerin bi kismini yeniden unuttum. Ara ara dustum yeniden, dusup olanla savasmaya calistim. Savastigima hic anlatmadim derdimi; bikac kiz bildi sadece. Onlar kufretti, ben onlari susturup, sorumlulugu aldim ustume.
Benim derdim icimdeki canavari oldurmek diye done done anlatmaya calistim, senin kufrettigin benim ogretmenim, senin yapma dedigin benim dersim. Simdi veremezsem bunu, bir daha cikacak karsima yine yeni yeniden. Hep. Birak da otesine gecmeye calisayim.
Benim derdim de, sevincim de hep ben.
Ogrendim, ogrendim, ogrendim.
Ogrendikce bilmedigimi gordum, temizledikce alttan lesler cikti. Bazen korktum cok, midem bulandi ogurdum. Dinlenmek icin geri cekildim sadece; gormezden hic gelmedim. Elim hep tasin en altinda, sorumluluk hep bende. Gozum hep iyilesmede. Sikinti hep mukafatim oldu. Cunku sifa hep oradaydi. Sicak-soguk oyunundaki sicak gibi, yandikca yaklasmissin demekti. Kacarsan, bosa gider.
Aylar gecti, cok goz yasi akmadi ama korkudan 2 avuc kan kustum.
Deli misin? dediler, en buyugu en altta; birakin dedim.
Cebimdeki son kurusu sifaya, en tatli uykumu calismalarima verdim.
Ve dun, son olanin basini ezdim.
Bugun bunu kutluyorum; tek basima bir ordu kadar gucluyum.
Son oyun arkadasima en icten tesekkurlerimle.

Share/Bookmark

3 Ağustos 2013

tr.wiktionary.org/wiki/selâmet

Duygusal olarak yoğun geçen günün sondan önceki durağında, bireyselliğimizi korumaktan, özgürlüğümüzden, hayat amacımızdan ve ona hizmet etmeyen şeylere karşı nasıl tavır takınmamız gerektiği hakkında fikir yürütürken; "Öyle güçlüyüz, böyle kendimize yeteriz diyoruz ama değil be işte, insan hayatta sevgi ve destek arıyor," dedi.
Sabah tam da bunu düşünmüştüm, dedim ben de. İnsan nasıl da sosyal bir varlık aslında. Buna acziyet demeyeceğim- sadece duygusal ilişkilerde de değil ama bilmediğin bir adam geliyor, x -yoktan var oluyor ve gittiğinde eksiklik hissediyorsun, üzüntü vs gibi duygular. Çünkü beraberken tamamlanmış hissetmiştin. Kişisel gelişimin, birey olman, duygusal ve maddi kendine yetmen eyvallah cepte ama sadece kendi kendimize var olmamız gerekseydi, öpüşmek bu kadar güzel olmazdı.
Ve eğer karşılıklı duygu akışı ve sevdiğinle beraber olmak böyle güzelse ve gittiğinde üzülüyorsan, tekken hep biraz eksiksen -keşke herkes bunu itiraf edebilip; hem kendine hem ona; masaya oturduğunda dese ki, ben kendi kendime güzel yaşıyorum ama seninle olmaya ihtiyacım var, öyle daha bir güzel oluyorum ve sen olmadığında da yaşayacağım ama rengi solacak bir şeylerin dese, aynen böyle; açık açık dese bunu.
Ve keşke karşıdaki de "olmuş" biri olsa; en azından "olma" yolunda yol kat etmiş. Bunun değerini bilse, sunduğuna değer verse, sana karşılığını aynı değerle sunsa... Keşke artık insan insana, sen olmasan da olur omuz silkmesiyle suni kibir göstergeleri yapmak zorunda hissetmese..
Sonsuza kadar sürmek zorunda değil bu, bu olan artık "siz"e hizmet etmediğinde ya da başka şeyin ışığı göze daha cazip geldiğinde; adapla, insanlıkla, dialogla aynı değer duygusuyla, teşekkürle, helalleşerek yollar ayrılsa;
Dünya daha temiz bir yer olurdu.
Konuyla çok aşırı bir alakası var mı bilmiyorum ama hani çölde geçen bir mesel var, bir adam su istemiş de, öbürü ona su verirken, su isteyen onun atını alıp kaçmış. Yaya kalan, senden tek bir şey isteyeceğim, bunu kimseye anlatma demiş ya, eğer anlatırsan bir daha kimse çölde susuz kalana su vermek için durma cesareti gösteremez demiş ya.

Belli ki iliskilerde de ilk bir yerde zincir kırılıp, bozulmuş.

Yolunuz, zincirin bu bozuk halkalarından olmayanlarla kesişsin.

Kimse kimseyi sevmek zorunda değil, birini sevmeme halimiz, bize onu yargılama hakkı ve lüksünü de vermez. Tek yapmamız nezaketle ayrılmak.
Allah herkese sevmediği, durmak istemediği yer/kişi ve durumdan ayrılma güç ve imkanını versin.
Selametle ayrılanın işleri rast gitsin.
Selametle ayrılanın yolu ışık olsun.
Share/Bookmark

14 Haziran 2013

tasfiye nedeniyle

As you know ben birkaç gün önce entelektüellikten istifa etmiştim.
Harika bir karar oldu ki yetmedi.
Harika kararlar genelde yetmez bizi daha öteye götürmek için.
Lafı uzatmıyorum yetmedi ve devam: dükkanı, özünü bende bırakmak suretiyle tasfiye ediyorum.
Size en fazla gösterebileceğim güzel deniz fotoğrafları olabilir.
Yani çocuklar, ben sağlıcakla kalmanızı seçerim ama siz nasıl istiyorsanız öyle kalın ya da gidin ne bileyim ben

Selam ve sevgi ile
C.





Share/Bookmark

24 Mayıs 2013

başlıksız olmazdı. 24/05

Güne -sahip olduğum en büyük hayalimin gerçekleştiği bir rüyayla başladım. Sakin-tatlı bir gün geçiriyorum, sanırım akşam da çok keyifli olacak.. Olabilecek tatlı sürprizleri sevgiyle kabul ederim. Ve biraz önce Symge doğum günümü kutladı, ne güzel lan o 3 yıl daha genç dedim ve sonra bi daha düşündüm, 3 yıl öncede olmak ister miydim diye?
Hayır dedim, o 3 yılda yaşadığım olgunluğu ve değişimi sanırım hiçbir şeye değişmem.

İnsan bazı yaşlarda yaş telaşına düşüyor ama ne zaman ki bir kadın, olgunlaşmaya başlıyor ve olgunlaştığını bilmeye ve hayır belki de elleriyle kendini olgunlaştırma yoluna gidiyor o zaman hiç geri dönmek istemiyor, o zaman andaki zihin durumunu kutsarken, gözleri parlıyor, kim bilir diyor bundan 2 sene sonra ne harika bir kafam olacak.. O yüzden olduğum halden ben çok memnunum.

Tam bir sene önce yazdığım şeye baktım: İşte bu

Okumaya üşenirseniz, sadece son paragrafına bakın.

Bunu olmam için 1 sene geçmesi gerekmiş değil, ne mutlu ki sadece bir senede bu hal'e gelebilmişim:
Ben şu anda yaşanmış bütün her şeye şükredecek olgunluktayım.
İyi ki diyorum, gelen gelmiş, giden gitmiş, iyi ki bütün onların hepsini yaşamış, hissetmişim. Tek biri bile eksik olsa, var olan bir nöron bağım olmaz, var olan -beni hep daha iyi olmaya yönlendiren bu zihin durumumun binlerce ayağından, biri olmazdı. Onun biriciği bile çok kıymetli.

Gidecek o kadar çok yolum var ki, seveceğim bir sürü insan, olay, hatırlayıp affedeceğim bir sürü anı, kabul vereceğim bir sürü durum, iyileştireceğim bir sürü şey var -içimde, sağımda, önümde, arkamda.
Tüm zamanlarda.

Anlamam gereken o kadar çok şey var ki. Anlayıp ışığa dönüşmek üzere kabul verip, bıraktığım. Anlayıp, daha başkasını oldurmak için, emek sarf ettiğim. Anlayıp, istediğimi yapıp, yapılmış güzel bir biblo gibi, kafama yerleştirip, dönüp yaptığım iyi şeyler başlığı altında, mis bir kahveyle kutladığım.
Yaşadığım süre boyunca, bunların hiç bitmeyeceğini bilmek, en büyük şevk kaynağım.


Şu anda zaman, biraz dinlenme zamanı, biraz hesap zamanı. Defterleri çıkardım, neyi nasıl yapmış olduğuma bakıyorum, biraz mola, molada kendimi sevmeyi temrinliyorum. Daha da iyisini nasıl yapacağımı bilmesem de biliyorum.

Tek istediğim hep daha çok sevgi, verilen-alınan, gönderilen, tutulan, akan, dönen sevgi.

Bütün güzel dilekleri, Pi'yle çarpıp, herkese gönderiyorum çocuklar.

28 bitti.
Hayatta olduğum en iyi yerdeyim.
Share/Bookmark

22 Mayıs 2013

muhtemelen Yeşim'in de öyleydi

Bunu size kimse yapmaz çocuklar, bunu size sevgilileriniz bile yapmaz.. Yapanın sayısı bir elin sayısı ne demek, yanına bile yaklaşamaz.

Kalktım ve kalkar kalkmaz kendimi ileriki profesyonel hayatımın amatör amellerinde buldum, gene. G. postlamış bunu, yapıştırdım hemen commentlere; ben 3 yaşımda bunları dinleyerek ağlıyodum diye, ben 3 yaşımdayken bunları dinleyerek acıklı hayaller kuruyordum, ben 3 yaşımdayken acıklı hayaller kurup ağlamak için bu şarkılara bile ihtiyaç duymuyordum.

Bunun nedeninin ne olduğu evet hem önemli hem de hiç önemli değil. Bu eski enkarnelerimden gelen kontratlar, annemden öğrendiklerim olabilir ya da komşuda şahit olduklarım ama bu benim gerçeğimdi.. Bu G.'nin bu Schopenhauer'in gerçeğiydi.. Sonrasında yaşadıklarımı da biliyorsunuz.

Dünyanın belki de en kolay olmayan şeyi ruhsal tatmin aldığın alanla, bilinçli zihninin istediğinin taban tabana zıt olduğu ve senin sol beyninle tatmin olduğun şeyi, ellerinle değiştirmeye karar verdiğin ve bu kararı gerçekleştirmek için yaptıkların ve yaptıklarını yaşarken hissettiklerindir. Bu biraz kendine rağmenliktir.
Tapındığın şey ellerinin içindeyken ve ona doya doya tapınabilecekken, onu bırakma edge'ine geldiğinde kendini parkeye vura vura, bırakmandır. Ben şanslı olanlardandım. Evet N.D.W. daha geçen gün şans diye bir şey olmadığını buyurmuş- ki ben de kendisine katılıyorum ama işte ne bileyim şanslıydım ben. Anlamasalar da anlamaya çalışanlar vardı. Anlayamasalar da, ya bu kız ne bok yiyosa yiyo, ben onun yanındayım diyenler, yav arkadaş biz her şeye izin veriyoruz ama bu gidiş gidiş midir? ama hadi neyse ben azıcık uyarayım ama bırakayım istediğini yapsın diyenler vardı. Kısacası benim gerçek ebeveynlerim vardı.

Seçtiğim yolun ilk beyanının son cümleleri çivi gibi aklımdadır, ben artık xxx şeklinde olmak istiyorumdu, bunu hiç istemesem de bunu istiyorumdu... Ben bunun olacağına hiç inanmıyorum ama gene de bunu istiyorumdu.. Ve ben kendimi teslim ettim.

Bu hiç güllük gülistanlık bir yol değildi
İstiyorsan, yapacaksın, gerekirse 3 saatlik uyku, gerekirse eski alışkanlıklarından vazgeçmek,  fakat önceliklerini değiştirmek, temrin ve azimdir bunun şartları.

Diğer G. (gizli kahraman ve asıl yol gösterici, baş destekçi) hep der ki, yaptıkların yapacaklarının teminatıdır
ve ben artık gece mesajlaşmalarımda ilerlediğim yolu kutsayarak yatıyorum.

                                           
Share/Bookmark

11 Mayıs 2013

anasının sizin için doğurduğu

Uzun zamandır yazıcam yazıcam hep araya bir şeyler giriyor..
Ebru Yaşar sevdam dillere destan.. Bu şarkının ise yeri bambaşka- fakat ben size kendi özel hikayemden ziyade daha genel hatlarıyla durumu izah etmeye çalışıcam..

Bu şarkıyı söyleyebiliyor musunuz? Yani Ebru gibi, yani benim Ebru'ya eşlik edişim gibi? Gözlerin içi parlaya parlaya, her hücresine kadar anasının sizin için doğurduğuna emin olduğunuz biri var mı? Kendi aşk anlayışımı --hayatımda bir aşık kadın daha var, ve bir de bir tek onunki hariç- çok üzülerek söylüyorum ki, sizinkileri hor görüyorum.. yani bu kibri bu aşk kibrini bir kenara atmam lazım bunu iyi biliyorum ama bu kadar güzel sevmeyi yüceltmekten başka bir şey elimden gelmiyor..

Heh var mı demiştim.. Şartlar her ne olursa olsun demek istiyorum-- ilişki yaşamak bambaşka bir şey, "sağlıklı ilişki dinamikleri" ya da "hastalıklı aşk"ı tartışmıyoruz burada; varsa siz dünyanın en şanslıları arasındasınız, seven kalbiniz yeter, gerisini siktir edin diyorum ben size..
Hele bir de bunu söyleyebildiğiniz yanınızdaysa, gözüne baka baka söyleyebiliyorsanız- evet söyleyebiliyorsanız şimdi çok ağır konuşuyorum: gözümde fenafillah mertebesindesinizdir.
Tanrısallığınızla oldurmuşsunuz yani..
Darısı tüm aşıkların başına.

Buyrun efendim buradan yakalım:



                                                                                           
Benim sevdaaam sarana kadar değil..


Share/Bookmark

9 Mayıs 2013

postun adı: attitude ve diğer meseleler

Kalkar kalkmaz, günün anlam ve önemine yakışacak şarkıyı facebook'a postlayayım dedim, küçük bir paragrafla.. Sonra aslında taa 10 gün önce falan bunun hakkında size bir şeyler demek istediğim aklıma geldi, e bloga yazayım dedim.. Candy Crush'ı bırakamadım ve pıt pıt şeker patlatırken aslında insanın Gaia denen bu güzel gezegende (fiziksel güzellikten bahsediyorum) insanın başına türlü çeşit manyaklıklar geldiğini düşündüm.. Yani ben mesela 28 yaşında olucam çok yakında ve şehrin göbeğinde dünya nüfusu ortalamasına vurulduğunda çok çok steril bir hayat sürmeme rağmen, başıma gelen manyak hikayeleri düşündüm ve asıl meselenin başına gelenleri normalize edip etmemekle alakalı olduğuna karar verdim. Şöyle anlatayım dedim içimden, iyi olmayanları anlayıp, içinden sıyrılıp normalize etmiycen, iyi olanları da edicen falan gibi, tabii bunları süslü anlatıcaktım..Sonra birkaç sek sek brainstormingle bunun zaten attitude meselesi olduğunu anlayınca; ve tüüm o allahııınn klişeleşmiş lafları kafamda sıralanınca; "attitude is everything, yok efendim "life is 10% what happens to me and 90% of how you react to it"ler falan üff  benim kendim bulduğum yeni bir şey değilmiş lan işte kaç yüzyıldır edilen laflarmış diyip, azıcık meeh dediğim anda ya işte hakikat bi tane ne kadar akıllıyım da hakikate kendi zihnimle ulaşabildim diyip, minnoş egomu hemen sakinleştirdim çocuklar.
ama işte asıl THING o durumları analiz edebilmede ve doğru attitude sahibi olabilmede ya, işte insan eğitimi de tam o noktada başlıyor. Ananızdan babanızdan öğrenmenizi beklemek zorunda değilsiniz, ben 27 yaşımda başladım mesela bu işe.. Gene o esnada attitude geliştirici araçları da kendiniz seçmeniz gerekiyor, kitap olur, güvendiğiniz bir danışman, kendi hayatı balçık uyduruk psikologlar olur, bir reiki masterı, aslında bunu sadece çimende uzanarak bile yapabilirsiniz.. Ama galibaa evett ama galiba halihazırdaki attitudeunuzun "bozuk" olduğuna kanaat getirip, yenilerini oturtmaya çalışmak ise aydınlanmaya giden ennnn temel yol ve maalesef demek istemiyorum, çünkü bu aralar insanların tekamülüne saygı göstermeye çalışıyorum- herkesin hayat yolunda yok..
Ama oh ne güzel ki bende var.
O yüzden ben çoğunuzdan daha iyiyim... hohohooho

Her neyse madem gelenek oldu postları birer nasihatle kapatıyoruz, biraz kıçınıza başınıza bakın ben bunları neden yaşıyorum ve ben bunlara neden huzursuz tepkiler veriyorum- dışsal olmasına gerek yok.. Sonra da canınıza tak ederse gidip küçük küçük kendinize yeni yollar çizmeye çalışın ki pek yapmak isteyeceğinizi sanmıyorum.. Ama yok ya hiç ummadığım insanlar, kendi kafalarını değiştirmeye çalışmak istediklerinin beyanını vermeye başlamışlardı..E tabii hep yeni çağın enerjisinden bunlar.

Üşenmezsem 2. postu da yazarım.
Gizli gizli okuduğunuzu biliyorum.

Havalı son:
Dünyada -detox merkezleri dışında hiçbir şeyin gözüme çekici gelmediği günlerdeyiz...

Sevgiler
C.

Share/Bookmark

7 Mayıs 2013

daha çok erkeklere

Sabah tam 1 saat süren, türlü alarm numaraları, yok efendim yeni saat kurmalar, yok snoozeler derken derken nasıl oldu bilemedim ama kalktım yerimden.
Yatak o kadar güzel ki, yastık ona öyle yakışıyor ki. Allam kalkmamam lazım, nası yapıcam falan derken işte mecburen kalkmış bulundum.
Bugün biraz garip bi gün, eskiye dair çok şey üstümde durmuyor. Geç çocukluktan beri, dünyada en sevdiğim şey yolda müzik dinlemek olmasına rağmen, bugün psyshedelic folk'tan, arabeske, hit pop'tan, Bach'a hiçbir şey ruhumla match edemedi. 90ları çok severim, ondan kesin bir şeyler çıkar derken, çıka çıka BU çıktı. Geçen Merve'yle dinlemiştik ya, kalsın dedim. Birden gözlerim dolmaya başladı; kendimi Bir beniim adıımıııı öğretemediiimmm, çok hüzünlü di mi? der bulduğumda, lan bu karı manyak mı? Ne öğreticen sevgilim demeyi, herif dese derdi, hala inatla durup yapışmış, sonra ağlıyor.. Acıda her diyerek haksızlık etmek istemiyorum ama çoğu zaman çok büyük salaklık ve evet her zaman hatalı bir bakış açısı oluyor.
Bana yakışmaz dedim ve:
Çevirdim.
Sinan Akçıl geldi.
Bu adamdan öğrenmem gereken bir şeyler olduğu çok belli, bu ara haddinden fazla gündelik hayatımın içinde çünkü.
Tamam tipi garip, o dişlere de peki. Yani size zirzopluğunu savunacak değilim ama adamda belli ki bir ağırlık var. Yani o kadınların hepsi genç adam istemiş olamazlar, belli ki bu adam bu adamları kaldırmış, mesele bu, mesela İzel var çünkü aralarında.. Düşünüyorum hanginiz KORKMA BENLEE YÜKSELMEKTEN, HİÇ YIKILMAZZ BU DAĞLAAR, diyebildiniz. Kız arkadaşlarım, hanginiz hayatınızdaki adamların dağına hiç korkmadan yaslanabiliyorsunuz? Siz bu şüphe halini kendinize neden hak görüyorsunuz? Ne dolu bir laf değil mi, sadece bana öyle geliyor olamaz. Sevmeye layık gördüğüm adamdan bir de bunları duymak, tüm kadınlık güdülerimi doyuruyor. Benim kulaklarım yet duymadı. Ve hayatımdaki tüm erkekleri şööyle bir tarıyorum, eski erkek arkadaşlarımı ve plain arkadaşlarımı ve tanıdıklarımı ve tanıdıklarımın tanıdıklarını ve uzaktan tanıdıklarımı ve herkesi. Söyleyemiyorlar.
Sadece tek biri, onun potansiyeli her şeyden öte. O, o yıkılmaz dağları, yakar da, daha alttan tutuşmadan önce, koyar seni avucuna hiç sarsılma diye, orda sana saray kurar oturtur.
Konuyu dağıtmayacağım,

Ben duymadım, söyleyemediler.
Tarafımdan haksızlığa uğratıldığınızı düşünüyor musunuz? (Sanki birinin sevgilisine biraz haksızlık ediyor olabilirim ama onun da iq'su 72 olduğu için emin olamadım ve belki biri daha o da biraz retarded gibi)
Siz aşık oluyor musunuz bilmiyorum ki ben de tam, aşık olduğunuz kadın için hep orda mısınız diye sorayım?

Kimi zaten ahlakın köyünden geçmemiş, en çok sevdiğini iddia edenin nal gibi ama'ları var. Onlar hep ama'lara kadar oradalar.

O kadar iyi biliyorum ki, gidip bu ama'lılara sorsam ben, ama diyecekler gene dört dörtlük kız mı var da ben öyle yapmadım? İşte bence self-dejenerasyon ve çarka tabi kalış tam da buradan başlıyor. Piyasadaki malın, gözünün gördüğü kısmı tam istediğin gibi değil diye, neden arzın kalitesini düşüresin? Onun seviyesine inip, sonra neden ona kızasın? İnip demeyeyim aslında, belli ki o kadarsın. Neden en iyin olmaya çalışmıyorsun diyeyim o zaman? Çünkü o zaman etraftaki her şey sana uymuyor olacak ve sen eğer o mertebede olursan o vasıfta karşı cins olmayacağını düşünüyorsun belli ki.
Bunu bi gün A.'yla konuşmuştuk, ahlaksız davranan bir erkeğe, bütün kadınlar yüz çevirse, o adam eninde sonunda iyi olmayı öğrenir diye.. Bu kadar keskin olmasına gerek yok konunun aldatma ya da bu kadar kolektif bir atılım olmasına da gerek yok aslında sadece bireysel düşünelim, sadece sen izin verme, benim demek istediğim Dünya'ya bok atmakla bu işlerin ilerleyemeyeceği.
Elinizde ona verecek bir şeyler var: sevgi, para, emek, aşk, ilgi, zaman.. Hak etmiyor mu? Hemen alın elinden, bunu yapın ve dönüp hak edene verin. Şu anda kimse yoksa, bunu illa birilerine kakalamanıza gerek yok işte. Karşınızdaki kadınlara ve erkeklere bok atmayı bırakın ve olabileceğinizin en iyisini olun- biraz yalnız kalmayı götünüz yesin lütfen.
Vasat'tan kopmayı herkesin götü yemez çocuklar.
Ben hayli zaman önce vasat'a tamah etmemeye karar vermiştim.
Share/Bookmark

3 Mayıs 2013

Açık Davet

şimdi bütün duyguların aynı skalanın farklı derece ve çeşitleri olduğuna kanaat getirdim. şöyle ki: sabah aklıma size söyleyecek bir şeyler gelmişti ve onları bilge bir huşu ve üstten bir konuşmayla, sakin bir şekilde anlatacaktım, kalbinizdeki damgalardan özgürleşin falan diyecektim, mutluluğa, sevgiye gidin falan.. sonra işlerim çıktı vs yazmadım, canım da istemedi, kendimi biraz göt gibi hissediyordum.
sonra öğlene doğru ferahlayınca sanırım bi hmmm 2 haftadır falan ilk defa zaten ne yaziciiiimm yiaa dedim (bknz. buradaki Demet Akalın misali)

sonra da taaa sabahtan iki arkadaşımın peşpeşe paylaştığı linki, yeni tab'de beklettiğimi fark ettim ve okudum, onu facebook'ta share edecekken, baktım ki boş alana yazacaklarım, sabahki düşündüklerimin farklı dillendirme hali olacak hadi dedim buradan yazayım.

Link bu: öne bi bunu okuyun hele: Mutluluğun Resmi


Okuduğunuzu farz ediyorum. Diycektim ki; gerçekten hayatımı adadığım bu yolun aslında tam da bu olduğunu fark ettim. Bir şeylerden utanmak, rezil olmamak için bir şeyler yapmamak, kalbinin gerçeğini söyleyememek, korkuların altında, yüzleşmelerden kaçmak için, sevgiden huzurdan kaçınmak, maskeli-riya dolu o balçık yaşamları sırf "normal" diye, o sikik toplumsal yargıların karşısına dikilmeyi sırf götler yemiyor diye, -şimdi biraz yumuşuyorum, kurulmuş hatalı bilinçaltı kalıpları, anne-baba-karı-koca vicdan bağlarını çözemediğiniz için, çözmeyi bilemediğiniz için o hayatlara mahkum olmanıza dayanamıyorum. Sevdiklerimin bunlara kendilerini hapsetmelerine dayanamıyorum resmen.
1 hayatımız var lan, son nefeste hık diye giderken şu yapmadıklarınıza pişman olacaksınız, kariyer, daha çok para, o kurulu düzenler sizi tatmin etmemiş olacak. son nefeste yüzünüzü güldürecek şeyler çok başka, onlara biraz değer verin, alın avcunuza ışımalarına yardımcı olun, az peşlerinden gidin, emek harcayın lan emek çok güzel. azınızın henüz aramamışken kucağına düşer bunlar, onlar çok şanslı, onlar nolur tutun lan.

Ben de hepsini yapamadım henüz ama o kadar çoğunu yaptım ki, bilenin aklı şaşar. O yüzden her sabah kendimi tebrik ediyorum.

Bir şeyi yapmayı bırakmak için onun sizi öldürmesine bile gerek yok, oğlum sizi neşelendirmiyorsa nolur başka yollar arayın, onlarca yüzlerce değil zilyonlarca sonsuz yol vardır, bi niyet etseniz yolunuza ne fırsatlar çıkar.
Kıçınızın üstünde o öyle olmaz ama bu böyle yapmaz ki diye varsayımlar üretmeyi bırakın,
azıcık gidin oğlum, azıcık bi şeyler yapın.
Azıcık cesaretli olun.
Benle kendinizi kıyaslayıp, kalıbınızdan utanın, bu kadar korkmayın lan.
Lütfen.
Share/Bookmark

1 Mayıs 2013

Kız kardeşlerim, devinin.

Tam birkaç dakika önce modern zamanlarda kadının acı ve sıkıntılarının erkek tarafından neden ciddiye alınmayıp, hakir görüldüğüne ayıktım.
Süslü cümleler kurmıycam mesele çok basit: 1 hafta boyunca mızmızlık ve sinirle davranıyorsun ve simple işleyen erkek düşün tarzı bekliyor ve o akşam geliyor, sen ağlayıp bağırıyo, ortalığı yıkıyorsun ve adam diyor ki işte şimdi bir şeyler oluyor, acaba ne? Çünkü adamın işi battığında, karısı onu boynuzladığında anca bile demiycem belki bu kadar bile tepki vermiyor (tepki verip vermemenin normalliği ve doğruluğunu tartışmıyorum şu anda sadece erkeğe göre bakıyorum) ve sonra birkaç damla kanın ardından, yüzün gülüyor, ehee bi şey yokmuş yaa regl olacakmışım eheheee dediğinde de karşında gördüğün surat şu oluyor: :| Don bir bu muydu (uygun bir küfürle tamamlayın) ...
ve bir iki döngüden sonra sıkıntılarının algısı ciddiyetini yitirmeye başlıyor ve ondan sonra hiçbir şekilde kale alınmıyor.
yani kız kardeşlerim aklınızı başınıza alın ve eski düzenin kadınlığınızı hor gören bütün kodlarını artık bırakmaya gönüllü olun. hem siz mutlu olun hem ciddiye alının.
Ay döngünüzü kutsayın ve bi ara şunu okuyun: Tanrıçanın Harekete Geçirilmesi
Share/Bookmark

5 Nisan 2013

Cağaloğlu yokuşu değil o, o, küçük ve dik olan, yandaki- bunun adı Bab-ı Âli.

27 Mart'ta eskilere küfretmişim.

Halbuki bu sabah 08:30 civarı Bab-ı Âli'de yükselirken, aklıma gelenlere teşekkür ettim. En çok zedeleyenlere. "Hiçbir şey göründüğü gibi değildir," diye boşuna tekrarlayıp durmuyordu K., onca yıl adını "zedelemek" koyduğumuz, çeyizimi yapmakmış aslında. Beni ne güzel günlere hazırlıyorlarmış meğer el birliğiyle.
Hazırlıyormuşuz meğer- gerçekten de el birliğiyle.
O "meğer"in idrakı gerçekten ziyadesiyle büyük.
Olmuş olduğum seviyeden sadece bir Leiter üstteyim. (asma değil o, duvara yaslanılan merdiven -tam tamına o kadar)
Burada sadece görece daha yukarıdan bakmak var. Mecazen değil, düpedüz olayların zihin seviyenin el verdiğince bütünlük içinde görebilmek var. Dolayısıyla daha az "problem" daha çok anlayış var.
Burada kabul var çocuklar.
Burada sevgi var.

Aklımda kalırsa, bir sonraki masamda, kadehlerimden birini gıyaplarında kaldırıcam.
Share/Bookmark

3 Nisan 2013

Sarhoş olunca, herkesin içi çıkıyor dışarı.
Öz ortada iyi açmış nilüfer gibi.
Bilinçli zihin kontrolü kaldırınca, gün içindeki motor davranışlarını yönetmeye alışmış beynin birden kendi haline kalıyor. Hepsi alışkanlık tabii, hepsi program. Tertemiz değilsek tabii, henüz benim tanıdıklarım arasında yok, umarım oluruz. Niyetliyim ben, mümkün mü bilmiyorum ama gene tabii. Oralara kadar ilerlemekten başka da yolu yok sanırım. Buradan insanın gözü tam göremiyor.

Gün içinde şikayetlenen adam, bir top keyif oluyor.
Gün içinde gülen, durgunlaşıyor.

Ben şimdi sarhoş olunca:

Bunu dinleyeceğimi biliyorum.

Çok aşığım sevgili blog,

Senin "çok"un ne bilmiyorum ama bu senin "çok"undan da "çok".
Share/Bookmark

27 Mart 2013

yoruldum ama iyiyim

Bugün sabah Facebook'ta dediğim gibi iki konu var birincisi dünden, ikinci dün geceden pişip, bu sabah olgunlaşmış olan. Ayrı ayrı mı yazsam ikisini beraber mi bilemedim, uzun olur ama bence okuyan okur ha? Ne dersiniz çocuklar?

1. Dün işten erken çıktım, bindim arabaya mesaj geldi bi yakınımdan, bloknot meselesini yeni gördüm BENİM DE ADIM YAZILI MI? diye dalga geçiyor, haha yok ama yazıcam dedim.
Şakayla karışık tarafımdan Stichwort'larla tasnif ve tanımlanmak istemediği çok belli. Onun gıyabında başka bir halden bahsetmek istiyorum. Eminim adını blocknote'umda olduğunu söylesem, adı yazılanlara, bundan yoğun bir endişe duyarlar? Neden? Çünkü bana yeterince doğru davranmadıklarını biliyorlar, bana değil, yeterince iyi, yeterince doğru olmadıklarını biliyorlar. Kötü olmak, savruk olmak, bencil olmak, hoyrat olmak, hadsiz olmak çok kolay. Hemen kendimi düşündüm, bu her kim olursa olsun, şu anda benim hakkımdaki düşünceleri ennn çok önemsediğim kişi dese bunu bana dedim, note'umda adın yazılı ve adının karşısında senin kişilik özelliklerini- yokladım kendimi hiç korkmam. Çünkü ne yazacağı çok belli: komik, deli, eğlenceli, zeki, bilgili, kibar, naif, duygusal, sinirli, ne yazabilir ki başka? takıntılı? bazen fazla sert, bazen yakıyor gemileri hiç düşünmüyor gibi görünerek. başka? sevilmeye çok ihtiyacı var? ne yazabilir ki daha başka? sevilmeye çok çok çok ihtiyacı var? ne kadar güzel değil mi, kendini bu kadar doğru ifade edebilmek.
Düşündüm de artımla eksimle, fazlamla noksanımla kimseden çekinmiyorum. İşte gerçek güç bu.- Ahlaksız diyemezler bana, ya da yalancı. En fazla diyebilecekleri fazla doğrucu, insan kırabilecek boyutta. Bu ne büyük bir erdem, ellerimle kazandım ben bunu. Milim milim ellerimle yaptım. Keyfinin her zerresini hak ediyorum.
Ve düşündüm sonra, endişe duyuyorsanız, yukarıdaki gibi daha doğru olmaya çalışın, daha özenli. Doğru olmaya giden yol pek kolay değil, ama orada durmak kolay. Çünkü orada endişe yok.

Kimsenin gözünün yaşına bakmadığım günlerdeyim, kendiminkine bile.

Bu sabaha gelelim mi?
Yataktan çıktığımda tıpkı geçen sabahki gibiydim. Twitter'da sayıp sövdüğüm gibi. Kalkıp baktım ki, bir şeyler hayalimdeki gibi akmadan, bir yerlere takılıyor. Ne nerelere takılıyor anlamak için göz gezdirdiğimde gördüm ki, herkes eski inanç kalıpları, deneyimleri ve korkularıyla hareket ediyor, herkes eski "sevgi" tanımıyla hareket ediyor.
Ben de, benim korkuma aynalık edip, onu büyütmüş bütün eskilerimden nefret ediyordum sabah, hepsini tek tek götlerinden bıçaklamak, kafalarını patlatmak, evlerini başlarına yıkmak istedim. Benim hayatımdaki güzele korku bulaştırdıkları için. Beni savunmada, beni korkan, beni saldıran insan yaptıkları için. O zaman delirip, hepsini dağıtmak istiyorum, ve kendimi en çok da, onlara izin verdiğim için, anneme, onlara izin veren bi Ceren yetiştirdiği için. Kızıp kızabileceğim herkese kızıyorum da, kızgınlığım hiç geçmiyor.
Sonra bunun da bir kurban psikolojisi olduğunu hissediyorum hemen. Hem de hemen. Bu benim meselem diyorum. Ben korkmasaydım, o korku büyümezdi diyorum. Sıçtığımın korkusunun ilk nereden çıktığı çok mu önemli? Kim yapmışsa yapmış. Sürekli onları suçlayarak hiçbir yere varamam. Sorumluluğu elime almam lazım. Korkuyu bırakması en zoru. En zoru, teslim olması. Hem de en olunmaması gerek gibi görünene. Korkudan aklım çıkıyor. Nasıl da büyük bir savaş içindeler. Kimseye inat diye değil ya, gerçekten değil, hiçbiri zerre umrumda değil, onları affetmenin yüceliğini tatmak isteyecek kadar ulu değilim daha. Ben sadece artık iyiyi istiyorum. Ve bunun önündeki her şeyi yakacağıma eminim. Feriştahı gelse, kaldırıp atmaya yeminliyim yolumdan.
Artık Sevgi'nin hüküm sürmesi lazım bu topraklarda, Güven'in, Teslim Oluş'un..
Ben de bilmiyorum diyorum ama ben çok yol aldım, içimdeki cevheri biliyorum. Kullanmak istiyorum, ona kefilim, ona her boyutuyla kefilim.
Arabada demiştim Eda'yla Emre'ye. Oturup, düzenin değişmesini bekleyemeyiz, adım atıp, örnek olmamız lazım.
Korku beni çok korkutuyor, benim yana yana sevmem lazım.
Lan ben Dünya'yı, Eylül'ü sevdiğim gibi sevmeye başlıyorum.
Anlayabiliyor musunuz?
Fikriniz var mı gerçekten?

Kalbimdeki, karşımdaki öyle değerli ki. Onu büyütmeye fırsat istiyorum sadece.
Kalbim aracı olsun istiyorum- sadece. Başka şeyde gözüm yok.
Yemin ederim.
Share/Bookmark

24 Mart 2013

Pazar Sabahı, Bach, Kahve ve Nar.

Sonunda uyudum. Gözümü açar açmaz uyumuş olabileceğime hala inanamıyordum.
Birine söyler gibi kikirdeyerek dedim ki; demek ki kahveyi az tutunca uyunuyormuş.
Hemen Zeynep düştü aklıma. Ona özelden anlatacağıma buradan anlatayım dedim. Biri bileceğine çoğu bilsin istedim.

Ve bi önceki postta riya ve seviyesizlik kelimelerinin beni rahatsız ettiğini hissettim. Yanlış anlamış olduğunuzu bilmenin hissi. Don't get offended demek istedim herkese. Bu sizin olduğunuz yerin tarifinden ziyade, benim Olan'a bakış açımın -eskiden- nasıl iyi olmayan halini göstermek isteyişimdi. Sadece.

Vee gelelim Zeynep'e. Muazzam bir sevgililik gibi düşündüm önce, çünkü Siz anca sevgilinize mental emek harcamayı bilirsiniz*. Genel kanı böyleydi. Ama Zeynep'le what we've been through'yu düşününce -nasıl emek ve anlayış dolu olduğunu hissettim. Ona uymayanı önüne yığdım, o bana kızdı. Biz birbirimizi sevdik. Ben ona çok sinirlendim. Bir hışımla gidip de, açık yüreklilikle ona nasıl sinirlendiğimi söylediğimde, o da belki daha yumuşak konuşabileceğini fark etti. O bana şefkatle yoluma dair endişelerini söylediğinde, ben ona gün be gün kulak astım. İnatçı küçük bi kardeşinin olduğunu biliyordu. Bir mağazanın önünde dolanıp, her şeye saygı göstererek, eğer bir mümkün yolu varsa, onu oldurup, almak istediğimi anlayan, benim anlayamadığımı bana gösterendir Zeynep. İçimdeki mantığı biledikçe, ben onun ayak dirediği, diş bilediği hisleri oldum. Hissin kötü olmadığını gördü Zeynep ve ben mantığın.

Ben Zeynep'le ilgili her şeye ne büyük bi olgunlukla davrandım diye düşündüm kendi payıma böbürlenerek ve hemen dedim neden başkalarıyla yapamadım bunu (hayıflanmaksızın) çünkü 1. bizim sevgimiz çok büyüktü ve 2. Zeynep de/benim kadar/benden de fazla olgundu. Bir gün olsun şüphe ettirmedi bana olan sevgisinden. Bu hayatımın ilk masterpiece ilişkisiydi.

Çoğu mu desem yoksa kimi mi bilmiyorum ama eğer gerçek bir guru değilseniz, sadece sevmek sizi gitmeniz gereken yere götüremiyor. İşte tam o noktada karşıdakinin size o kuş tüyleriyle doldurduğu güven alanına ihtiyacınız var. Güven dolu yola. Sevildiğinizi bildiğiniz anda o yolda ne engebe olursa olsun, karşılıklı rıza olduğu müddetçe, yolunuz ve sonu hep ışık oluyor.

Ve Erdem çocuklar, koşulsuz sevildiğini bilen kişinin, nasıl olsa seviliyorum diye gelip halının ortasına sıçması değil, tam bir hakkaniyetle sevildiği kalbi daha büyük bir özenle sakınmasıydı.

*Ve ne zaman elinizdeki kahve fincanına bile aynı özenle davranabilirsiniz, o zaman o basic kahve fincanı bile sizin Stonehenge'iniz, Duzgin Bawo'nuz, Buddha Heykeliniz olur.

Hayatı güzelliştirin çocuklar. Dünya'ya güzel şeyler verin. İnanın O, elinizi boş bırakmayacaktır.
Share/Bookmark

22 Mart 2013

Haydarpaşa

Bu sabah hafif kırgın uyandım. Dalgın gibi. Ya da durgun diyelim.
Yokuşu çıkarken tam da metro çalışmasının olduğu yerde, yerdeki demir babaların hangisinin arasından geçsem diye karar verirken akmaya başladı.
Bir saniyede: Kendimi yalnız hissediyordum, fiziksel olarak. Ki normalde ben yalnız değil sadece tek başına hissederdim. Ve tek başınalıktan büyük de bir haz duyardım. Çünkü siz kimdiniz ki size ihtiyaç duyayım ben? Mental, ruhsal yeterliliğim o kadar yüksek ki, sizin riyalı ve seviyesiz fiziksel varlıklarınıza öyle çok da ihtiyacım yoktu. Belki birkaç haftada bir hava almak istediğimde aracı oluyordunuz.
Çünkü ben en sevdiklerimle zaten sürekli irtibattaydım, çünkü dolu bir telefon konuşması sizin sevgililerinizle haftanın yarısından çoğunu beraber geçirmenizden çok daha evlaydı.
-Ama hala kalbimi boş hissediyorum. Artık sizin bildiğiniz gibi boş değil, şekli oluştu, içi dolmuyor.-

Artık duymuyorum. Artık fiziksel sevmeyi de yüceltiyorum. Yan yana olmayı, konuşmayı gülmeyi, sürekli dokunmama gerek yok ama elimi uzattığımda orada olacaklarını bileyim istiyorum. Başımı da koyabileyim.
Yıllarca fiziksellikten nasıl bu kadar uzak olmuş olmamı hala anlayamıyorum.

Artık insanı sevmeyi öğrenmeye başladım ve nereye akıtacağımı sanki bilemiyorum ya da bildiğime akıtamıyorum.

Zeynep'le diz dize oturmak istiyorum. Ve ona şımarırken, başımı göğsüyle omzunun arasına koymaya benim hakkım var. O da ben de çok iyi hissedeceğiz. Zeynep'in sevgisinden hiç şüphe etmiyorum ve Zeynep de benim ona sevgimden. Peki neden göremedim onu diyorum. Hafifçe, hakkım olanı alamamış gibi hissediyorum. Kurban psikolojisi tehlikelidir Ceren, bunu sen iyi biliyorsun. Az daha git bakalım altından ne çıkacak.
O arada soldan fısıldıyorlar bana, Zeynep'in son iki gelişi hep başkaları içindi, birinde azıcık gördüm, birinde göremedim bile.
Karşımdakinden sürekli hakkaniyet bekliyorum. Diyorum ki, en çok ve en doğru seven kazansın ve ben Zeynep'i, zaman ayırdığı herkesten çok daha fazla ve çok daha iyi seviyorum peki o zaman onu gören neden onlar?
Zeynep'i görmemek onlara koymaz ama ben onun eksikliğini hissediyorum.

Evet, karşımdakinden sürekli hakkaniyet bekliyorum ama asla ağzımı açmıyorum. Sevmediklerime karşı kendi önceliklerimi koruyabilirken, konu sevdiklerim olduğunda her türlü değil kapris, ihtiyaçlarımı bile göz ardı ediyorum. Diyorum ki; Zeynep önce işlerini halletsin, ailesini memnun etsin, ona sorun çıkaracak kız arkadaşlarını görsün, ennn keyif verici bütün aktivitelerini halletsin ve en son en son vakti kalırsa da bana gelsin. Sevdiklerime hiç yük olmak istemiyorum. Ama bunları onlara da söylemediğimi fark ettim.
Peki söylemezsem nasıl bileceklerdi ki? Zeynep müneccim miydi? Zeynep aradığında, ben Nişantaşı'nda yemek yiyorsam, spora gidiyorsam, kuaföre randevu alıyorsam, ona o kadar ihtiyaç duyduğumu nasıl tahmin etsin?

Bunları söylersem ne yaparlar bilmiyorum, bence seven alışır ve yer açar.
Sanki bi gar, gar kalabalık. Ben kalabalığın içinde, biraz geri planda, kafamda hale, izliyor ve uzaktan destek veriyormuşum-sevdiklerimin hayatını izliyormuşum.
Sanki şimdi kalabalıktan öne çıkıyormuşum, insani deneyimim pek fazla değil.
Elimdem tutarlarsa bu işi alasıyla kotarırız gibime geliyor.

Hayata karışmaya kararım var.
Fiilen.
Share/Bookmark

19 Mart 2013

Björk, Sibel Can, Kays, Erkek Güzelliği ve İlahi Sevgi

he's the beautifullest, fragilest, still strong
dark and divine

Lütfen siz okurken fonda dönsün.


Emreler hala Entaş'ta oturuyordu, üçlü koltukta, sırtımız denize doğru. İkimiz de okuldan gelmişiz formayla ve yorgunuz. Hipnotize olmuş bir şekilde klibi izliyorum. O zamanlar henüz Björk sevmiyorum, sanırım Emre de. O Blind Guardian ben Sibel Can. Ama ne güzel anlaşıyoruz. Ben o zamanlar tahinli çörek de sevmiyorum ama o bacaklarımı yumruklayarak gönderiyor Özdilek'e.

Şimdi vapurdayım. O zaman gittiğim yere gidiyorum. Lineer zamanı pek kestiremiyorum ama 10'dan çok, 15'ten az yıl geçtiğini biliyorum.
Sanki şöyle sağ tarafımda olageliyor gibi geliyor ve SBF'deki Siyasi Düşünceler Tarihi'ndeki İsevi zaman anlayışına nasıl vurulduğumu hatırlıyorum. Doğru olan ve beni o yola sokan her şey dönüp baktığımda parıl parıl parlıyor.
Tanrının önünde dün bugün gelecek hep şu an olmaktadır mıydı?

İlk mini-moleskine'ım maalesef evde.

İş takvimimi nasıl hava durumuna göre tuttuğumdan size bahsettiysem de, kendi çok uzun olmasa da içi dopdolu hayatımı aşk'a göre tasniflemiş olmama gülüyorum. Gülmek derken seviyorum.
O kadar yıl önce dinlediğim şarkının bana şimdi ifade etmesi, her şeyin zamanının nasıl da güzel oturduğunu hissettiriyor.
Ben kendimi ne güzel yapmışım diyorum. Bu ne istediğini bilen, hayatın getirdiklerini kabul eden, istediğini en yürekten ifade edebilirken, istemediğinden kendini zerafetle ayırabilen ne güzel bir kadın olmuşum ben. Bana emeği geçenlere en sevdikleri tatlıları alarak, bugün tek tek kapılarını çalmak istiyorum.
Camdan dışarı, Sarayburnu'nda çok yukarıdan uçan kuşlarda, şu ana kadar olduramadığım sandıklarımın ne güzel olamadıklarını görüyorum. (
Ama) tek tek nasıl yüceltilmeleri gerektiğini, beni nasıl da tam da buraya getirdiklerini. Şu ana- bana ne de güzel uymadıklarını. Hepimizin nasıl da güzel bir takım olduğunu görüyorum. Bikaç ay önce sayfaları çevirirken, gelmek istediğim o noktaya, acaba var mı? Ve bana nasip olur mu dediğim o en sisli noktaya nasıl da güzel geldiğimi görüyorum.

Nasıl yolum tekrar buraya döndü, en ince işleyişini bilemesem de genel olarak kestirebiliyorum. Bu ilahi düzen karşısında insanın başı dönüyor, tapınmak değil bu. Kendimden bir üstte olanlara tapınmıyorum. Saygıyla seviyorum.
Bundan sonraki adımımın ne olduğunu ise çok iyi biliyorum.

Share/Bookmark

17 Mart 2013

Kızkardeşlerim, yer açın.

Bugün sanki biraz romantik Pazar.
Çok insana çokça şeyler yazdım. Bence sıra küçük kardeşim üzerinden bir durum analizi yapmaya geldi.
Natacha Atlas, onun da seveceği The Knife'a geçiyor.
Türküye sempatisi var ama İbrahim Tatlıses'i sevmek zorunda kalacak.

Her zaman ablalar değil, bazen de küçük kardeşler size öğretir. Mesela Sevgi'yi -eğer almaya gönüllüyseniz. Ve gene mesela, küçük kardeşler, size keyifle; "Ben demiştim.." diyeceğe değil kalbini açmak, fiziksel olarak bile yakın durmamanız gerektiğini öğretir. Ne olursa olsun yanında olmak istediklerini her an yeniden hissettirirler, gerçek Tanrı'nın, ebeveynin, sevgilinin tutumu gibi- senin hep en iyi olmanı isterler ama asla zorlamaz, hep bir adım çaprazınızda, çünkü düşersen ilk o koşacak, sevinçle yükselirsen bir kahkaha o ekleyecek- kulağı hep tetikte. o düşünecek seninle, o alacak fazlalığı üstünden, o koyacak eksiği sen daha ihtimalleri düşünmeye başlamadan önce.
Sen ilerle, önden git ve yoluna ışık tut diye bilinmezde her tökezlediğinde sana cesaret verecek- yolun yol, olacak, hadi bakalım diyecek.
Hep buradayım ben, kafanı sen nereye çevirirsen tam orada.

Bir de üstüne mis kokuyor ki.

Bu sabah annemle hayatımıza gelişini bize getirdiği çayla kutladık.
Ailemize küçük bir kız çocuğu (daha) geldi. Ona evlat, bana bir kardeş.
Adını biz koymadık ama adı da güzel.
Kalbimizi yumuşatıyor, hem seviyor ve seviliyor.
Herkesin ihtiyacı tastamam da buyken; bu hayatımızda olabildiğince hem en gündelik, hem de en kutsalımız
Hayattaki en narin, en temel, en doğal ve bir o kadar en ihtimam ve uzmanlık isteyen konusu
Çünkü unutmuştuk
Şimdilerde biz bunu yapıyoruz, deneyimleyerek -oluyoruz.
Share/Bookmark

12 Mart 2013

dikkat: yazı edebiyat ihtiva etmez

Lemurya ve Atlantis hikayleri bir kenara

İlk kim başlattı, istemediği olandan zerafetle kendini ayırmak yerine, riyayla uzak kalmaya çalışmayı? İlk kim başlattı birini, bilmem ne olursan seni daha çok severim diye korkutmayı? Kim kimi korkuttu da ilk böyle herkes tirtir titriyor üstümdeki perde düşer diye? Perde düşer ve beni sevmezler diye. Fakat kimse ağzını açıp da beni sev demiyor, bilmiyorlar ki, en gaddarının bile yelkenlerinin suya ineceğini- ya sana kalbini açıp neden seni seni istediğin gibi sevemeyeceğini anlatır ya da bence kalbinin gül bahçesinin anahtarını bile vermez, koşa koşa açar ve buyur eder.
Nasıl anlaşılmıyor ki asıl o maskelerle sevilmiyoruz. Ah bu uyduruk maske lafı ama ne kadar da doğru..

İnsanlar sadece sevilmek değil, hem de doya doya sevmek istiyorlar.
Herkesin istediği buyken, neden kimsenin buna ihtiyacı yokmuş gibi canavarlaşmalar
O acziyet aslında o kadar güçlü ki
Öyle her babayiğidin harcı değil. O acziyet o kadar güçlü ki, kimsenin buna cesareti yok.
Fakat benim var.
Yanımda gelecek olanla ilgilenmiyorum-
fakat pek tabii gönlümden geçenler var, ayak uydurmalarını istediğim

28'ime 2 ay kala kalanları da bırakıyorum, tam da olduğum yere
pek parlak görünmüyorlar ama tek tek teşekkür etmem lazım, buraya gelmeme aracı oldukları için.

Bunu daha önceden dediğimi biliyorum.
ama ben önden gidiyorum çocuklar

Ben size, duymak istediklerinizi değil,
ve ben O'na duymayı beklemediklerini söylemeye gidiyorum.

İsteyenin bir yüzü,
anlamayan ise henüz hazır değildir.
Share/Bookmark

30 Ocak 2013

bunları istiyorum dediklerim, birkaç çift kırmızı ayakkabı değil

Ah çocuklar.
Allahım onu da mı alsam, bunu da alsam, onun topuğu böyleydi, bunun burnu, şunun koluyla olur muydu yaa du bi bakayım diyip de, dolabımı açtığımda gördüğüm manzara karşısında adeta şoké oldum :)
şaka yook şaka yok.
o kıyafetleri görünce kazık gibi dikildim dolabın karşısında.
ne hale gelmiş zihnim dedim.
Almanya'daki hayatım geldi aklıma, büyük bir valizle neredeyse bir yıl yaşadım.
bikaç mutfak eşyasıyla da her şey çok kolay olabiliyor.
Ruhun tam oldukça, eşyaya ihtiyacın düşüyor
Geri yatağa uzanıp düşündüm, ve o takip ettiğim moda bloggerlarını düşündüm. Her ne kadar bitki çayı, detox, bilmem neyle sakin hafta sonu geçirdik, doğaya dönmek harika deseler de, ruhlarındaki o, kendini şekille ispat etme ihtiyacını sevgiyle hissettim.
Ve oradan etrafımdakileri, etrafımdakilerin etrafındakileri düşündüm.
"Eğlenmek" isteyen insanlar, buna ihtiyaç duyan
ve bunun için "şey"lere ihtiyaç duyulması, ayakkabılar, play stationlar- belki?
partiler? çok detaylı yazmak istemiyorum bunları- çünkü her şey her şey birbirine girmiş vaziyette, hepsi etkilemiş birbirini.

bu ülkede sakin ve minimal bir yaşam kurmak istiyorsan, topluma ve ailene tamamen kulaklarını tıkaman lazım ve bence minimal bi hayattan gelmen lazım. ve gene bence çok parayla minimallik kurman gerek. ama bunlar hem de tezat. bilemiyorum. ancak sertab erener gibi, rural'a taşınıp, evde mayanlanmış yoğurtla mutlu olabilirsin.

3 dolap kıyafetliysen, Kurtuluş'ta zeytinle, pekmezle sakin bir hayat yaşayamaz, boğulursun. --bence bunlar tabii bence.

kimse kimseye karışmasın, kimse hareketlerini anlamdırmaya-adlandırmaya çalışmasın. sen en iyi okullarda okumana rağmen, kariyer denen zıkkımı istemediğini anlatmaya çalışmak zorunda kalmayasın.

bunun için İzlanda'ya mı taşınmam lazım?
Neden olmasın diyorum.
Hayatımın belki yarısını çoktan yaşadım. Neden ben her gün zedeleneyim?
Neden 15 duraklı otobüsün ilk 3 ünü kullandığım, sakin ve mutlu bir hayatım olmasın?
Birkaç kap kacakla, kucağında bir bilgisayar-kitapların
Her gün yanında olduğu için, seni besleyen varlığına şükrettiğin bir hayat arkadaşı ve kalın botlar
Sanırım istediklerim bunlar.
Share/Bookmark

24 Ocak 2013

Muzlu Kekmek -Aşk acısına methiyeden kek tarifine gelişime

Sağlıklı beslenmeye kararım var. Ve şimdi size internette bulduğum tarifi, uyarlayıp yaptığım kekmekimi anlatıyorum. Adını ben koydum (Direkt Ve Volkan'ı hatırlayanlar fav)

Ben yarım ölçü yaptım, bundan yaklaşık 9 muffin tanesi çıkıyor.
Yarım ölçümü tam addedip veriyorum:

Yarım elme rendeliyoruz, rendelediğimiz elmanın içine 1 küçükçe yumurta ve ekmek mi kek mi istediğimize karar verip, kek istiyorsak biraz pekmez koyuyoruz. İçine bir bardak tam buğday unu ve biraaazcık kabartma tozu koyuyoruz.
Diğer bi kapta annemize 2 gene küçükçe muzu ezdirip, hoop karışımımızın içine ekleyip, bir avuç kadar, ya da biz ne kadar istersek ceviz kıyıp koyuyorz.
 Ve voilà çocuklaar! Ben muffin kalıbına döktüm. Biliyorsunuz teflon çok zararlı, silikon ne kadar iyi bilmiyorum ama şu anda ben silikonu tercih ediyorum.

Ojemin rengi de keşke daha güzel çıksaymış, onu da nereden aldığımı yazar, blogumu hem o, hem bu, hem şu bloguna çevirirdim. Cause that's me baby, so çok yönlü ^.^

P.S. Kekmek bayaaa lezzetli ama oldukça ağır, bir küçük tane kafi gelip, aşabiliyor bile.



Share/Bookmark

22 Ocak 2013

ilerlemeyi kazanma bilene ve bilenlere

Yeni bazı tutum ve fikirlerim var, bunların hepsini başlık başlık mı anlatmalı, başlığa uymayan yerde kesmeli mi -yoksa içimden geldiği şekilde mi yapmalı tam karar veremesem de
Hoop bismillah

Bunu Z.'yle bikaç kere konuştuk, çünkü bunları hep Z.'yle konuşuruz. Okuduklarım-ızdan ve yaşadıklarımızdan çıkardıklarımdır:

Trip denen mereti hayatımızdan çıkarmamız gerektiğiyle ilgili. Ben yapmıyorum-artık.
Çünkü o kadar yanlış ki.
Size bunun ne olduğunu söyleyeyim:
Trip atmak demek: Bu durumu o kadar çok önemsiyorum ki, beni altüst ediyor ama sana karşı kendimi güçlü göstermek istiyorum çünkü zaten önemsememi zayıflık olarak algılıyosun ve üstüne rahatsızlığımı dillendirirsem, beni iyice zayıf belleyeceksin. Zayıf olursam beni sevmezsin, çünkü sadece çelik gibi umursamazlar sevilir.
Ah, neresinden tutsak elimizde kalıyor değil mi?
Bunu iki başlık altında inceliycem.
İlkini sona saklıyorum
2. İletişimin önemi. Sorun yokmuş gibi davranırsanız, karşınızdaki, Hmm sorun yokmuş gibi davranıyor, ahh allahım acaba gerçekten sorun var mıdır, bunu nasıl düzeltsem DEMEZ. Sorun yokmuş gibi davranmak, en basitinden, duruma rıza vermektir. Her zaman dillendirmeniz gerekir, bunu saldırmadan, kırmadan, suçlamadan, sorumluluğu üzerine atarak yapmamanız gerektiğini burada anlatmıycam. İyi kalplilik, zerafet ve safdaşlık sizin yoldaşınız olmalı çocuklar. Bunlar ilerinin konuları, bugün canım istemiyor zira.

1. Ve şu zayıflık meselesi. Siz her güce taptığınızda ben size sarılmak istiyorum, çünkü buna ihtiyacınızı görüyorum. Güç inanın çok güzel, ben onu yüceltiyorum, kendi yolunda giden insan, yolunda giderken, ona hizmet etmeyeni bırakan insan, irade sahibi insanı yüceltiyorum! Ama sizin sevilmek için güçlü olma zorunluluğuna inanmanız, o yüzden güç sandığınız zalimlerin peşinde güzel kalplerinizi un ufak ettirişinizi görmek, inanın hoşuma gitmiyor. Sizi pırıl pırıl, güçlü ve sevgiye inanan, meşruiyetini buna dayandıran ve bunu yaratan insanlar olarak görmek istiyorum. Spor hocamı çok seviyorum, iyi kalpli ve olumlu ve yardımsever. Onunla bi gün duygusal ilişkilerden bahsederken bana dedi ki: Kız arkadaşım tüm zayıflıklarını bana versin ve ben onu tam da avucumun içinde tutayım, bende güvende olsun. Bu bir erkeğin sahip olabileceği en güzel düşünce kalıplarından biri olmalı! Sırf bunun için, sözlükteki birçok iyi sıfatı, adının kenarına yazıyorum zihnimde.
İşte ben buna katılıyorum.
Ben hayatımda yakın dediklerime kalbimi açıyorum. Sizin zayıflık dediklerinizi, korkularımı, hatalarımı, zaaflarımı gösteriyorum -en az gücümü ve irademi gösterdiğim kadar ve sonra zaman akıyor; mesajlaşıyor, kahve içiyoruz, sohbet ediyoruz, sinemaya gidip, tatile çıkıyoruz ve aralarından bazıları kendini salıyor.
Anlar ve olaylar oluyor esnasında ve öncesinde ya da gelecekteki bir şeyden korkuyorlar, benimle ilgili ve benden tamamen azade, kendilerini yenik hissediyorlar ve tam da o yanlış güce ihtiyaç duydukları esnada, akıllarına "harika" bir fikir geliyor, bazen planlı bazen tamamen ani, Ceren'in şu - evet Ceren'in şu kendi kendine zaten bildiği, bilip kabul ettiği, kabul edip değiştirmek istediği, değiştirmek isteyip, bu yolda adım attığı hatasını, şöyle bir güzel sesli söyleyeyim ki, kendini kötü hissedeceğini sanayım. Çünkü o kendini zayıf hissederse, ben görece güçlü hissedebilirim..  Bilmiyorlar ki, o durum benim için asla o fiilleri içermiyor, o küçük saldırılarında, güç oyunlarında, ben onların kırgınlıklarını görüyorum ve içimden diyorum ki: keşke böyle salaklaşmak dışında başka seçeneklerinin olduğunu bilip, onları seçseydin ve ben senin kırgınlığını iyileştirmen için sana alan açabilseydim ama madem senin biliş seviyen bu, kalbin henüz temizlenmemiş ve her şeyi ve her şeyi götünden anlamışsın. O zaman diyorum, yol ağzına geldik, sen benimle gelmiyorsun, sen benim yolumda, benimle ilerleme vasfına henüz sahip olamamışsın. Kimini bir harekette çıkarıyorum, kiminin yaptıklarını not edip, yanımda olmak isteyişine göre biraz daha tutuyorum, bazısı değişiyor çünkü, ona ilk verdiğim şansa ulaşması için, yaptığının idrakiyle yanıma gelmesi lazım. Yoksa kuru kuru düzeltmeyle, karnesinde kırıklarla kalıyor nezdimde.

Ve hayat böyle dinamik bir şey, tıpkı bir şehir gibi ama ondan daha fazla.
Ve gene bir ve, kalbinizden geçenleri söyleyin, inanın hep siz kazanacaksınız, sizden gitseler bile
Bu bazen en büyük zenginliğiniz olacak
ama bunu ileride anlayacaksınız.
Share/Bookmark

21 Ocak 2013

kızlar, gücenmece yok ya da isterseniz gücenin.

Çocuklaar ben geri döndüm-biraz.
Acaba yeni bi adres mi alsam dedim ama sonra da hayır dedim, artık acı aşk yok burada.
Ne var bilmiyorum ama kiminize "ayar" olarak gelebilecek hakikat ve yaşam dersi var ayhaha
valla bakın..

Bugün size biraz arkadaşlıktan bahsedeceğim:
Yıllar önce Z. bana: Önemli olan kötü gün değil iyi gün arkadaşlığı, gerçek olan odur demişti. Z benden 4 yaş büyük ama ben o zaman dediğinden hiçbir şey anlamamıştım.
Taa ki kendim yaşayıp, anlayıp, analiz edene kadar..

Bu laflarım özellikle kızlara, hatta belki sadece onlara zira 27,5 yaşımda öğrendim ki, erkeklerin bu taraklarda hiç bezi yok.
Şimdi siz kendinizi "iyi" zanneden kızlar olarak: iyiliğinizi ama ben arkadaş(lar)ımı çok seviyorum, hep dinliyorum, hep ona yardım edebilirim kötü olduğunda diyosunuz diil mi? Ve evet muhtemelen yapıyorsunuz da.
Tamaaaam.
Diyelim ki arkadaşınız, sizin sahip olduğunuz bir şeyi kaybetti: ,Mağruriyetle mi üzülüyorsunuz?
Ya da arkadaşınız, sizin de kaybettiğiniz bir şeyi mi kaybetti: Peki şimdi Schadenfreude?

Hıı?
Burada biraz soluklanıp düşünün kızlar.

2. adıma geçiyoruz
Bu sefer arkadaşınızın başına harika bir şey geldi
ve bu harika şey benzerinden siz de istiyordunuz ama sizde yok.
Hissettiğiniz ne?
Yoksa kıskanmaya mı başladınız?
Arkadaşa biraz hınç da var mı?

Yeter.

Bütün bunları hissettiğinizi ben biliyorum. Sorun yok, bunları aşabilirsiniz aşmasanız da ben çok umursamam, en fazla sizinle iletişimimi keserim, o kadar.
Ama ben bunu, sandığınız kadar "iyi ve sevgi dolu" olmadığınızı anlayın diye söylüyorum.
Yani "kendiniz" bilin diye.
Çünkü kendinizi bilmemeniz ve kendinizi bilmez halde bunun aksini bana ve dahilimde çevreye ispatlamaya çalışmanız, gören gözler karşısında sizi küçük düşürüyor.
Halbuki, kasaba kurnazlığınızı bir kenara bıraksanız, olmadığınız halde güçlü görünmeye çalışmasanız, açsanız kalbinizi ve deseniz ki, ben kendini incinmiş ve yeteri kadar iyi hissetmiyorum.
O zaman şimdi yaptığım gibi sizi ötelemem, aksine yanıma alırım.
Ama bunu şimdi gerçekten gerçekten "siz", "kendiniz" bilin diye söylüyorum.
Yoksa zaten benim kalbim radar, gözüm röntgen cihazı.
Share/Bookmark