15 Şubat 2012

"happy" meal vs hünkar beğendi

bu bir seçim meselesi fazlası değil
ama hem de fazlası, çok fazlası

dünya çapındaki o zincir restaurantlarda mı yemek istiyorsun yemeğini? karşılığında tek vereceğin para olacak. gidip almana bile gerek yok artık, her şey çok "kolay". bir telefon ya da birkaç tuşla, kucağına getiriyorlar. her şeyi içinde, hiçbir şey düşünmene gerek yok. sen sadece ne yiyeceğine karar ver; sosu x değil de y olsun de. ve bitti mi yemeğin? bütün o kimyasalları ve plastikleri tortop edip, çöpe atabilirsin. ötesini bile düşünmene gerek yok hiç, Toprak Ana'yı nasıl da kirlettiğini, düzenin bozuluşuna kattıklarını...

ve diğer bir taraftan bir Osmanlı yemeği. özenli bir alışveriş gerekir önce. ıspanaksa aradığın, herhangi birini alamazsın. ona özel olanı vardır. gez, ara.en güzelini bul. usul usul yap yemeğini. zaman, emek, uğraş, özen. evet, Özen. yapması kadar, yemesi de adaplı. güzel tabaklar, güzel kaşıklar eşlik edecek. ve bittiğinde her şey oturup yıkaman gerekecek. yıkaman, kurutman, yerine koyman. temizleyip, düzenlemen.

arasındaki fark bu.
arsındaki fark dağlar.
arasındaki fark: özen ve sorumluluk.

o fast food'u tercih etti, özen veremeyeceğine istinaden. sadece bir seçimdi bu ve hem de daha fazlası.
tadını bilmiyor emeğin, kolayını istediğini söylüyor fakat gücü yok belki de- gücüne erişecek basamakta değil henüz.
kınamak değil asla, artık kınamak yok.
farklı yolların yolcularıyız sadece.

söylemeye gerek var mı?
-ben hünkar beğendiciyim.
Share/Bookmark

8 Şubat 2012

siyanoakrilat

dışım sıkı, dışım dik.
fakat içim, biraz sökük, adım attıkça organlarım oynuyor; sırlı camına parmak takılıp yuvasından edilmiş dikiz aynası gibi.
fakat ben birlik ve uyum istiyorum.
bu yüzden, babamın buzdolabında sakladığı "o" japon yapıştırıcısına bugün tekrar başvurdum.
ve gene su ısıtıcısında biraz su ısıtıp, içine damla damla döktüm. koyverdi kendini sıcakta, ılıdı, eridi.
bir dikişte içtim.
tadı biraz sentetik.
her tarafıma iyice yayılabilsin diye, doğruldum.
platinlerimin el verdiğince biraz da hareket..


hep kaçınırdım sunilikten fakat güçlü bildiklerimin doğal yollarla evrildikleri ne malum.
hep adil oynamakla kazanılmıyor
kazanmak hiç olmadı niyetim
ama
sanırım artık bütünüm.
adım atınca dağılmayacak bir yerlerim.
Share/Bookmark

3 Şubat 2012

kadın olmak.
Share/Bookmark

1 Şubat 2012

zerre fikrim yok

Yani bilmiyorum. Yeni hayatıma alışmaya da çalışmıyorum, sadece zaman geçtikçe alışacağımı düşünüyorum, belki onu bile düşünmüyorum.
Bazen ise fazla düşünüyorum, eski zamanlarda olduğu gibi beynim ısınıyor, yanıyor hemen aklıma lobotomi geliyor. Zaten ben ne zaman "öyle" hissetsem, hep aklıma lobotomi gelir. Sanırım ruhumun o yanı için, en doğru kelime ve hisler bütünüydü.
Gene bazen bir coşku geliyor, ohh dersin nehirlerle beraber akıyorum, uzansam yıldızlardayım, böyle bir koyverme, bir akışa bırakma, dünyaları yaratabilirim o saniye ama bazen birkaç saat bazen de birkaç gün sonra balonuma iğne sokmuşlarcasına bir sönmek ama aman allah o nasıl bir sönmek? Dünyadan el etek çekilir, yataktan çıkmayı bırak, gözlerini açmak bile manasız ve yersiz gelir, ölmek değil ama yok olmak en çok istenilen şey olur.
Tam o esnada ya dramalarına geri düşersin -ki aslında sabırla ve sebatla devam edebilsen bunlardan kurtulacaksındır ya da sadece o uyduruk değiştirme halinin miadı dolmuştur.
İşte temel soru burada yatıyor.
Hangisi?
Eğer şu yaşa kadar yaşadıklarım boktan bir öğrenmeyse ve ben aksini alasıyla yapabileceksem, her türlü gel gite hazır, göğsümü gere gere direnirim
Fakat ya öyle bir şey yoksa, mizaç varsa ve mutluluk hali herkesin olamazsa, ben de diğerleri- biz buysak. biz hüzne yakınsak, yakınmaya, melankoliye-- o zaman doğal ortamımı bu kadar zedelemeye, kendimi bozmaya çalışmam çok yorucu ve anlamsız.
Geceleri O'na bunları soruyorum, hala cevap vermedi.
Babaannem öldüğünde de vermemişti.
Share/Bookmark

23 Ocak 2012

metaforlardan özellikle kaçınıldı


Açık konuşacağım, bu sefer kelime oyunları falan yok
Tüm varoluş sebebinizin zihinsel ve fiziksel hastalıklar olduğunu düşünün.
Bütün kimlik tanımınızın, edebi buhranlar, kusmalar,
Gece bağırmaları,
Havalı bir migren,
Kavuşulamayan aşklardan ibaret olduğunu düşünün.
Tüm dilinizin; şikayet, sorun ve kendiniz olduğunu düşünün.
Size yapılan haksızlıklar, sizin sevdiğiniz şeyler, sizin karpuzunuzun çekirdeği, sizin okuduğunuz kitap, sizin tırnağınızın ojesi, sizin düşünceleriniz

Düşündünüz mü?

Tamam şimdi bunların hepsinin kalkması gerektiğini, kalkma yoluna girdiğini, artık bilinçte bunlara yer vermediğinizi de düşünün.
Artık yapılmış haksızlık yok.
Artık hastalık yok.
Artık merhaba, benim midem bulanır yok, artık ağlayıp kusmak yok, artık ağlayıp kusup bunları birine anlatmak yok
Artık gece bağırmak yok
Artık gece bağırmayı havalı sanmak yok
Artık gece bağırarak ilgi çekmeye çalışmak yok.
Artık acıklı klip tadında hayaller yok.
Artık verem olma hayali yok

Zihnin kalıpları kırılıyor.
Yeniye, güzele yer açılıyor.
Share/Bookmark

12 Aralık 2011

keşke gebersen,
en azından yattığın yeri bilirim.



3 gün sonra gelen edit: Franny, bunu arada hatırlaman güzel ama gene arada unutmaman lazım; Herkes en doğru bildiğini yapıyor. Sevdiğini söyle, sevdiğini bilsin ve ötesine karışma. Fakat iş senin ruhunu kirletmeye gelirse, işte tam orada diğer yola dön.
Share/Bookmark

24 Kasım 2011

bunun adı yok

Nasıl başarabilmiş bu kadar bulaşmayı hayatıma?
Buna nasıl izin vermişim?
Buna neden izin vermişim?

Parmaklarını dokundurduğu ekran gibi bomboş geliyor bana yazdıkları.
Teknolojiye uzak aklım, bir kalem tutuşu bekliyor -ya da belki bir klavye, bir tuş.
Ama o boşa basılan harfler, tatmin etmiyor beni.

Devinimsiz özlemek olur mu?
Nasıl olur?
Şu anda "benimki" de öyle, öyle mi?
Evet ama benimki yorgun,
bıkkın
ve yenik.
Susması ondan.


Hırçınlığımın nedeni ise burada.

Share/Bookmark

17 Kasım 2011

tek yapabildiğim varsayımda bulunmaktı

Hepsi göğsümde, hepsi boğazımda birikmişti.
Kimi taşlaşmış, kimi kistleşmiş kimi de genç vücuttaki habis bir ur gibi hızla büyüyordu.

Çözülmeleri, dağılmaları ve çıkmaları gerekiyordu içimden


Bu çirkinlikleri ortaya saçmamayı isterdim ama Evren'in dönüştürücü gücüne inandım, biraz bencilce

Daha iyi bir yolu vardı elbet, belki biraz düşünsem bulurdum -çünkü aslında bilirdim hakaret etmemek lazımdı kimseye
ama o mikrosaniyede en doğru bildiğimi yapıp,
kustum tüm yuttuklarımı üstüne.

Belki kuvvetli bir kalkanı vardı, bir damlası üstünde kalmadan akıp gitti
belki de şimdi tiksinerek temizlenmeye çalışıyordur,
orasını ben bilemem
ben zaten hiçbir şeyi bilemedim.
Share/Bookmark

12 Kasım 2011

sağ

Buradan bakınca ne kadar yabancı
halbuki oradayken "birdi"k.
Share/Bookmark

28 Eylül 2011

pek bir işe yaramadı.


Ona inandığım kadar kendine
Ona inandığım kadar kendime inansaydı-m

birimizden biri kurtulmuştu.
Share/Bookmark