10 Ekim 2013

Kapının önüne bir de güzel kuş çeşmesi koy

Huzursuzluğunun içine girmek zorundasın.
Bak böyle tam anlayamadın, şöyle söyleyeyim:
ZO RUN DA SIN.
Hah,
Çünkü şifa orda.
Anlatmak istediğim, basitçe olay ve kişilere ait bir tepkimenin üst nedenini anlamak değil. Daha altında, daha da altında sana o olay ve kişinin hissettirdiği o rahatsızlık hissinin, sendeki hangi yaraya dokunduğudur, tam olarak demek istediğim.

Bunlara dönüp bakıp, anlayıp, kabul edip, iyiye dönüştürmediğin sürece, hayatının kahramanı sen olmazsın. Hayat ve olaylar seni sadece oradan oraya sürükler ve arada aldığın -aldığını sandığın o küçücük kararlar, seni yetersiz bir sözümona teselliye, olanı suçlamaya iter. Özgürüm zannederken, hiç bilmezsin korkularının tasmasının yarı çapında bazen korkak bir köle, bazen azgın bir köpek gibi hayat denen şeyi yaşarsın.
Bu önüne konana eyvallah etmektir; bu her ne ise, altın kapta bıldırcın eti, bir çinko tasta yal.
Yediğin sana yetmez.
Gözün hep başka yerde olur.
Ve bu cehennemdir.
Bu aymazlık, bu korkaklık, bu en affedilmeyecek günahtır.

Ama içine dönersen, ki her şey oradadır. Ve yeniden inşa edersen kendini, sadece hal ve tavırlarını değil, en minik sinir kaydını, en hafif otomatik tepkini bile. Ellerinle yaparsan kendini, gider taşını bulur, kan ter içinde taşır, harcını karar, mimariyi öğrenir, zevklerini inceltir, kendinden en sevdiğin akımdan bir güzel bina inşa edersen, o zaman sen kendini seversin, o zaman sen kendine öyle bir saygı duyarsın ki, sana layığından azını vermeye çalışanlara, sadece gülümser geçersin. Hayatının iplerini öyle bir güzel alırsın ki eline, bazen Hakk'ın kuklası, bazen dünyanın kuklacısı, minnet duyarsın, ışık saçarsın. Kadını da, erkeği de öyle bir imrenir ki, bırak kıskancı hasetlensin, iyi olmak için güzel bir örneğe ihtiyaç duyan o kadar aç yürek var ki, tek birine örnek olan, 2 can felahı tatmış olur.
Ve tanrısallığının potansiyelinin hakkını verme yolunda, içtiğin 5 liralık kahve, ab-ı kevser olur sana.

Share/Bookmark

22 Eylül 2013

Tam olarak soyle;

Tam soyle.
Eskiden pur iluzyondaydim. Sonra hafiften kafam acildi ve elimi etegimi cektim her seyden, olanla savasmayi biraktim. Cunku gordum ki; icimdeki bir yumak korku istedigim seye yaklasmama izin vermiyor.
Dondum ve yikanmaya basladim. Yikanmamin yarisinda verdigim sozlerin bi kismini yeniden unuttum. Ara ara dustum yeniden, dusup olanla savasmaya calistim. Savastigima hic anlatmadim derdimi; bikac kiz bildi sadece. Onlar kufretti, ben onlari susturup, sorumlulugu aldim ustume.
Benim derdim icimdeki canavari oldurmek diye done done anlatmaya calistim, senin kufrettigin benim ogretmenim, senin yapma dedigin benim dersim. Simdi veremezsem bunu, bir daha cikacak karsima yine yeni yeniden. Hep. Birak da otesine gecmeye calisayim.
Benim derdim de, sevincim de hep ben.
Ogrendim, ogrendim, ogrendim.
Ogrendikce bilmedigimi gordum, temizledikce alttan lesler cikti. Bazen korktum cok, midem bulandi ogurdum. Dinlenmek icin geri cekildim sadece; gormezden hic gelmedim. Elim hep tasin en altinda, sorumluluk hep bende. Gozum hep iyilesmede. Sikinti hep mukafatim oldu. Cunku sifa hep oradaydi. Sicak-soguk oyunundaki sicak gibi, yandikca yaklasmissin demekti. Kacarsan, bosa gider.
Aylar gecti, cok goz yasi akmadi ama korkudan 2 avuc kan kustum.
Deli misin? dediler, en buyugu en altta; birakin dedim.
Cebimdeki son kurusu sifaya, en tatli uykumu calismalarima verdim.
Ve dun, son olanin basini ezdim.
Bugun bunu kutluyorum; tek basima bir ordu kadar gucluyum.
Son oyun arkadasima en icten tesekkurlerimle.

Share/Bookmark

3 Ağustos 2013

tr.wiktionary.org/wiki/selâmet

Duygusal olarak yoğun geçen günün sondan önceki durağında, bireyselliğimizi korumaktan, özgürlüğümüzden, hayat amacımızdan ve ona hizmet etmeyen şeylere karşı nasıl tavır takınmamız gerektiği hakkında fikir yürütürken; "Öyle güçlüyüz, böyle kendimize yeteriz diyoruz ama değil be işte, insan hayatta sevgi ve destek arıyor," dedi.
Sabah tam da bunu düşünmüştüm, dedim ben de. İnsan nasıl da sosyal bir varlık aslında. Buna acziyet demeyeceğim- sadece duygusal ilişkilerde de değil ama bilmediğin bir adam geliyor, x -yoktan var oluyor ve gittiğinde eksiklik hissediyorsun, üzüntü vs gibi duygular. Çünkü beraberken tamamlanmış hissetmiştin. Kişisel gelişimin, birey olman, duygusal ve maddi kendine yetmen eyvallah cepte ama sadece kendi kendimize var olmamız gerekseydi, öpüşmek bu kadar güzel olmazdı.
Ve eğer karşılıklı duygu akışı ve sevdiğinle beraber olmak böyle güzelse ve gittiğinde üzülüyorsan, tekken hep biraz eksiksen -keşke herkes bunu itiraf edebilip; hem kendine hem ona; masaya oturduğunda dese ki, ben kendi kendime güzel yaşıyorum ama seninle olmaya ihtiyacım var, öyle daha bir güzel oluyorum ve sen olmadığında da yaşayacağım ama rengi solacak bir şeylerin dese, aynen böyle; açık açık dese bunu.
Ve keşke karşıdaki de "olmuş" biri olsa; en azından "olma" yolunda yol kat etmiş. Bunun değerini bilse, sunduğuna değer verse, sana karşılığını aynı değerle sunsa... Keşke artık insan insana, sen olmasan da olur omuz silkmesiyle suni kibir göstergeleri yapmak zorunda hissetmese..
Sonsuza kadar sürmek zorunda değil bu, bu olan artık "siz"e hizmet etmediğinde ya da başka şeyin ışığı göze daha cazip geldiğinde; adapla, insanlıkla, dialogla aynı değer duygusuyla, teşekkürle, helalleşerek yollar ayrılsa;
Dünya daha temiz bir yer olurdu.
Konuyla çok aşırı bir alakası var mı bilmiyorum ama hani çölde geçen bir mesel var, bir adam su istemiş de, öbürü ona su verirken, su isteyen onun atını alıp kaçmış. Yaya kalan, senden tek bir şey isteyeceğim, bunu kimseye anlatma demiş ya, eğer anlatırsan bir daha kimse çölde susuz kalana su vermek için durma cesareti gösteremez demiş ya.

Belli ki iliskilerde de ilk bir yerde zincir kırılıp, bozulmuş.

Yolunuz, zincirin bu bozuk halkalarından olmayanlarla kesişsin.

Kimse kimseyi sevmek zorunda değil, birini sevmeme halimiz, bize onu yargılama hakkı ve lüksünü de vermez. Tek yapmamız nezaketle ayrılmak.
Allah herkese sevmediği, durmak istemediği yer/kişi ve durumdan ayrılma güç ve imkanını versin.
Selametle ayrılanın işleri rast gitsin.
Selametle ayrılanın yolu ışık olsun.
Share/Bookmark

14 Haziran 2013

tasfiye nedeniyle

As you know ben birkaç gün önce entelektüellikten istifa etmiştim.
Harika bir karar oldu ki yetmedi.
Harika kararlar genelde yetmez bizi daha öteye götürmek için.
Lafı uzatmıyorum yetmedi ve devam: dükkanı, özünü bende bırakmak suretiyle tasfiye ediyorum.
Size en fazla gösterebileceğim güzel deniz fotoğrafları olabilir.
Yani çocuklar, ben sağlıcakla kalmanızı seçerim ama siz nasıl istiyorsanız öyle kalın ya da gidin ne bileyim ben

Selam ve sevgi ile
C.





Share/Bookmark

24 Mayıs 2013

başlıksız olmazdı. 24/05

Güne -sahip olduğum en büyük hayalimin gerçekleştiği bir rüyayla başladım. Sakin-tatlı bir gün geçiriyorum, sanırım akşam da çok keyifli olacak.. Olabilecek tatlı sürprizleri sevgiyle kabul ederim. Ve biraz önce Symge doğum günümü kutladı, ne güzel lan o 3 yıl daha genç dedim ve sonra bi daha düşündüm, 3 yıl öncede olmak ister miydim diye?
Hayır dedim, o 3 yılda yaşadığım olgunluğu ve değişimi sanırım hiçbir şeye değişmem.

İnsan bazı yaşlarda yaş telaşına düşüyor ama ne zaman ki bir kadın, olgunlaşmaya başlıyor ve olgunlaştığını bilmeye ve hayır belki de elleriyle kendini olgunlaştırma yoluna gidiyor o zaman hiç geri dönmek istemiyor, o zaman andaki zihin durumunu kutsarken, gözleri parlıyor, kim bilir diyor bundan 2 sene sonra ne harika bir kafam olacak.. O yüzden olduğum halden ben çok memnunum.

Tam bir sene önce yazdığım şeye baktım: İşte bu

Okumaya üşenirseniz, sadece son paragrafına bakın.

Bunu olmam için 1 sene geçmesi gerekmiş değil, ne mutlu ki sadece bir senede bu hal'e gelebilmişim:
Ben şu anda yaşanmış bütün her şeye şükredecek olgunluktayım.
İyi ki diyorum, gelen gelmiş, giden gitmiş, iyi ki bütün onların hepsini yaşamış, hissetmişim. Tek biri bile eksik olsa, var olan bir nöron bağım olmaz, var olan -beni hep daha iyi olmaya yönlendiren bu zihin durumumun binlerce ayağından, biri olmazdı. Onun biriciği bile çok kıymetli.

Gidecek o kadar çok yolum var ki, seveceğim bir sürü insan, olay, hatırlayıp affedeceğim bir sürü anı, kabul vereceğim bir sürü durum, iyileştireceğim bir sürü şey var -içimde, sağımda, önümde, arkamda.
Tüm zamanlarda.

Anlamam gereken o kadar çok şey var ki. Anlayıp ışığa dönüşmek üzere kabul verip, bıraktığım. Anlayıp, daha başkasını oldurmak için, emek sarf ettiğim. Anlayıp, istediğimi yapıp, yapılmış güzel bir biblo gibi, kafama yerleştirip, dönüp yaptığım iyi şeyler başlığı altında, mis bir kahveyle kutladığım.
Yaşadığım süre boyunca, bunların hiç bitmeyeceğini bilmek, en büyük şevk kaynağım.


Şu anda zaman, biraz dinlenme zamanı, biraz hesap zamanı. Defterleri çıkardım, neyi nasıl yapmış olduğuma bakıyorum, biraz mola, molada kendimi sevmeyi temrinliyorum. Daha da iyisini nasıl yapacağımı bilmesem de biliyorum.

Tek istediğim hep daha çok sevgi, verilen-alınan, gönderilen, tutulan, akan, dönen sevgi.

Bütün güzel dilekleri, Pi'yle çarpıp, herkese gönderiyorum çocuklar.

28 bitti.
Hayatta olduğum en iyi yerdeyim.
Share/Bookmark

22 Mayıs 2013

muhtemelen Yeşim'in de öyleydi

Bunu size kimse yapmaz çocuklar, bunu size sevgilileriniz bile yapmaz.. Yapanın sayısı bir elin sayısı ne demek, yanına bile yaklaşamaz.

Kalktım ve kalkar kalkmaz kendimi ileriki profesyonel hayatımın amatör amellerinde buldum, gene. G. postlamış bunu, yapıştırdım hemen commentlere; ben 3 yaşımda bunları dinleyerek ağlıyodum diye, ben 3 yaşımdayken bunları dinleyerek acıklı hayaller kuruyordum, ben 3 yaşımdayken acıklı hayaller kurup ağlamak için bu şarkılara bile ihtiyaç duymuyordum.

Bunun nedeninin ne olduğu evet hem önemli hem de hiç önemli değil. Bu eski enkarnelerimden gelen kontratlar, annemden öğrendiklerim olabilir ya da komşuda şahit olduklarım ama bu benim gerçeğimdi.. Bu G.'nin bu Schopenhauer'in gerçeğiydi.. Sonrasında yaşadıklarımı da biliyorsunuz.

Dünyanın belki de en kolay olmayan şeyi ruhsal tatmin aldığın alanla, bilinçli zihninin istediğinin taban tabana zıt olduğu ve senin sol beyninle tatmin olduğun şeyi, ellerinle değiştirmeye karar verdiğin ve bu kararı gerçekleştirmek için yaptıkların ve yaptıklarını yaşarken hissettiklerindir. Bu biraz kendine rağmenliktir.
Tapındığın şey ellerinin içindeyken ve ona doya doya tapınabilecekken, onu bırakma edge'ine geldiğinde kendini parkeye vura vura, bırakmandır. Ben şanslı olanlardandım. Evet N.D.W. daha geçen gün şans diye bir şey olmadığını buyurmuş- ki ben de kendisine katılıyorum ama işte ne bileyim şanslıydım ben. Anlamasalar da anlamaya çalışanlar vardı. Anlayamasalar da, ya bu kız ne bok yiyosa yiyo, ben onun yanındayım diyenler, yav arkadaş biz her şeye izin veriyoruz ama bu gidiş gidiş midir? ama hadi neyse ben azıcık uyarayım ama bırakayım istediğini yapsın diyenler vardı. Kısacası benim gerçek ebeveynlerim vardı.

Seçtiğim yolun ilk beyanının son cümleleri çivi gibi aklımdadır, ben artık xxx şeklinde olmak istiyorumdu, bunu hiç istemesem de bunu istiyorumdu... Ben bunun olacağına hiç inanmıyorum ama gene de bunu istiyorumdu.. Ve ben kendimi teslim ettim.

Bu hiç güllük gülistanlık bir yol değildi
İstiyorsan, yapacaksın, gerekirse 3 saatlik uyku, gerekirse eski alışkanlıklarından vazgeçmek,  fakat önceliklerini değiştirmek, temrin ve azimdir bunun şartları.

Diğer G. (gizli kahraman ve asıl yol gösterici, baş destekçi) hep der ki, yaptıkların yapacaklarının teminatıdır
ve ben artık gece mesajlaşmalarımda ilerlediğim yolu kutsayarak yatıyorum.

                                           
Share/Bookmark

11 Mayıs 2013

anasının sizin için doğurduğu

Uzun zamandır yazıcam yazıcam hep araya bir şeyler giriyor..
Ebru Yaşar sevdam dillere destan.. Bu şarkının ise yeri bambaşka- fakat ben size kendi özel hikayemden ziyade daha genel hatlarıyla durumu izah etmeye çalışıcam..

Bu şarkıyı söyleyebiliyor musunuz? Yani Ebru gibi, yani benim Ebru'ya eşlik edişim gibi? Gözlerin içi parlaya parlaya, her hücresine kadar anasının sizin için doğurduğuna emin olduğunuz biri var mı? Kendi aşk anlayışımı --hayatımda bir aşık kadın daha var, ve bir de bir tek onunki hariç- çok üzülerek söylüyorum ki, sizinkileri hor görüyorum.. yani bu kibri bu aşk kibrini bir kenara atmam lazım bunu iyi biliyorum ama bu kadar güzel sevmeyi yüceltmekten başka bir şey elimden gelmiyor..

Heh var mı demiştim.. Şartlar her ne olursa olsun demek istiyorum-- ilişki yaşamak bambaşka bir şey, "sağlıklı ilişki dinamikleri" ya da "hastalıklı aşk"ı tartışmıyoruz burada; varsa siz dünyanın en şanslıları arasındasınız, seven kalbiniz yeter, gerisini siktir edin diyorum ben size..
Hele bir de bunu söyleyebildiğiniz yanınızdaysa, gözüne baka baka söyleyebiliyorsanız- evet söyleyebiliyorsanız şimdi çok ağır konuşuyorum: gözümde fenafillah mertebesindesinizdir.
Tanrısallığınızla oldurmuşsunuz yani..
Darısı tüm aşıkların başına.

Buyrun efendim buradan yakalım:



                                                                                           
Benim sevdaaam sarana kadar değil..


Share/Bookmark

9 Mayıs 2013

postun adı: attitude ve diğer meseleler

Kalkar kalkmaz, günün anlam ve önemine yakışacak şarkıyı facebook'a postlayayım dedim, küçük bir paragrafla.. Sonra aslında taa 10 gün önce falan bunun hakkında size bir şeyler demek istediğim aklıma geldi, e bloga yazayım dedim.. Candy Crush'ı bırakamadım ve pıt pıt şeker patlatırken aslında insanın Gaia denen bu güzel gezegende (fiziksel güzellikten bahsediyorum) insanın başına türlü çeşit manyaklıklar geldiğini düşündüm.. Yani ben mesela 28 yaşında olucam çok yakında ve şehrin göbeğinde dünya nüfusu ortalamasına vurulduğunda çok çok steril bir hayat sürmeme rağmen, başıma gelen manyak hikayeleri düşündüm ve asıl meselenin başına gelenleri normalize edip etmemekle alakalı olduğuna karar verdim. Şöyle anlatayım dedim içimden, iyi olmayanları anlayıp, içinden sıyrılıp normalize etmiycen, iyi olanları da edicen falan gibi, tabii bunları süslü anlatıcaktım..Sonra birkaç sek sek brainstormingle bunun zaten attitude meselesi olduğunu anlayınca; ve tüüm o allahııınn klişeleşmiş lafları kafamda sıralanınca; "attitude is everything, yok efendim "life is 10% what happens to me and 90% of how you react to it"ler falan üff  benim kendim bulduğum yeni bir şey değilmiş lan işte kaç yüzyıldır edilen laflarmış diyip, azıcık meeh dediğim anda ya işte hakikat bi tane ne kadar akıllıyım da hakikate kendi zihnimle ulaşabildim diyip, minnoş egomu hemen sakinleştirdim çocuklar.
ama işte asıl THING o durumları analiz edebilmede ve doğru attitude sahibi olabilmede ya, işte insan eğitimi de tam o noktada başlıyor. Ananızdan babanızdan öğrenmenizi beklemek zorunda değilsiniz, ben 27 yaşımda başladım mesela bu işe.. Gene o esnada attitude geliştirici araçları da kendiniz seçmeniz gerekiyor, kitap olur, güvendiğiniz bir danışman, kendi hayatı balçık uyduruk psikologlar olur, bir reiki masterı, aslında bunu sadece çimende uzanarak bile yapabilirsiniz.. Ama galibaa evett ama galiba halihazırdaki attitudeunuzun "bozuk" olduğuna kanaat getirip, yenilerini oturtmaya çalışmak ise aydınlanmaya giden ennnn temel yol ve maalesef demek istemiyorum, çünkü bu aralar insanların tekamülüne saygı göstermeye çalışıyorum- herkesin hayat yolunda yok..
Ama oh ne güzel ki bende var.
O yüzden ben çoğunuzdan daha iyiyim... hohohooho

Her neyse madem gelenek oldu postları birer nasihatle kapatıyoruz, biraz kıçınıza başınıza bakın ben bunları neden yaşıyorum ve ben bunlara neden huzursuz tepkiler veriyorum- dışsal olmasına gerek yok.. Sonra da canınıza tak ederse gidip küçük küçük kendinize yeni yollar çizmeye çalışın ki pek yapmak isteyeceğinizi sanmıyorum.. Ama yok ya hiç ummadığım insanlar, kendi kafalarını değiştirmeye çalışmak istediklerinin beyanını vermeye başlamışlardı..E tabii hep yeni çağın enerjisinden bunlar.

Üşenmezsem 2. postu da yazarım.
Gizli gizli okuduğunuzu biliyorum.

Havalı son:
Dünyada -detox merkezleri dışında hiçbir şeyin gözüme çekici gelmediği günlerdeyiz...

Sevgiler
C.

Share/Bookmark

7 Mayıs 2013

daha çok erkeklere

Sabah tam 1 saat süren, türlü alarm numaraları, yok efendim yeni saat kurmalar, yok snoozeler derken derken nasıl oldu bilemedim ama kalktım yerimden.
Yatak o kadar güzel ki, yastık ona öyle yakışıyor ki. Allam kalkmamam lazım, nası yapıcam falan derken işte mecburen kalkmış bulundum.
Bugün biraz garip bi gün, eskiye dair çok şey üstümde durmuyor. Geç çocukluktan beri, dünyada en sevdiğim şey yolda müzik dinlemek olmasına rağmen, bugün psyshedelic folk'tan, arabeske, hit pop'tan, Bach'a hiçbir şey ruhumla match edemedi. 90ları çok severim, ondan kesin bir şeyler çıkar derken, çıka çıka BU çıktı. Geçen Merve'yle dinlemiştik ya, kalsın dedim. Birden gözlerim dolmaya başladı; kendimi Bir beniim adıımıııı öğretemediiimmm, çok hüzünlü di mi? der bulduğumda, lan bu karı manyak mı? Ne öğreticen sevgilim demeyi, herif dese derdi, hala inatla durup yapışmış, sonra ağlıyor.. Acıda her diyerek haksızlık etmek istemiyorum ama çoğu zaman çok büyük salaklık ve evet her zaman hatalı bir bakış açısı oluyor.
Bana yakışmaz dedim ve:
Çevirdim.
Sinan Akçıl geldi.
Bu adamdan öğrenmem gereken bir şeyler olduğu çok belli, bu ara haddinden fazla gündelik hayatımın içinde çünkü.
Tamam tipi garip, o dişlere de peki. Yani size zirzopluğunu savunacak değilim ama adamda belli ki bir ağırlık var. Yani o kadınların hepsi genç adam istemiş olamazlar, belli ki bu adam bu adamları kaldırmış, mesele bu, mesela İzel var çünkü aralarında.. Düşünüyorum hanginiz KORKMA BENLEE YÜKSELMEKTEN, HİÇ YIKILMAZZ BU DAĞLAAR, diyebildiniz. Kız arkadaşlarım, hanginiz hayatınızdaki adamların dağına hiç korkmadan yaslanabiliyorsunuz? Siz bu şüphe halini kendinize neden hak görüyorsunuz? Ne dolu bir laf değil mi, sadece bana öyle geliyor olamaz. Sevmeye layık gördüğüm adamdan bir de bunları duymak, tüm kadınlık güdülerimi doyuruyor. Benim kulaklarım yet duymadı. Ve hayatımdaki tüm erkekleri şööyle bir tarıyorum, eski erkek arkadaşlarımı ve plain arkadaşlarımı ve tanıdıklarımı ve tanıdıklarımın tanıdıklarını ve uzaktan tanıdıklarımı ve herkesi. Söyleyemiyorlar.
Sadece tek biri, onun potansiyeli her şeyden öte. O, o yıkılmaz dağları, yakar da, daha alttan tutuşmadan önce, koyar seni avucuna hiç sarsılma diye, orda sana saray kurar oturtur.
Konuyu dağıtmayacağım,

Ben duymadım, söyleyemediler.
Tarafımdan haksızlığa uğratıldığınızı düşünüyor musunuz? (Sanki birinin sevgilisine biraz haksızlık ediyor olabilirim ama onun da iq'su 72 olduğu için emin olamadım ve belki biri daha o da biraz retarded gibi)
Siz aşık oluyor musunuz bilmiyorum ki ben de tam, aşık olduğunuz kadın için hep orda mısınız diye sorayım?

Kimi zaten ahlakın köyünden geçmemiş, en çok sevdiğini iddia edenin nal gibi ama'ları var. Onlar hep ama'lara kadar oradalar.

O kadar iyi biliyorum ki, gidip bu ama'lılara sorsam ben, ama diyecekler gene dört dörtlük kız mı var da ben öyle yapmadım? İşte bence self-dejenerasyon ve çarka tabi kalış tam da buradan başlıyor. Piyasadaki malın, gözünün gördüğü kısmı tam istediğin gibi değil diye, neden arzın kalitesini düşüresin? Onun seviyesine inip, sonra neden ona kızasın? İnip demeyeyim aslında, belli ki o kadarsın. Neden en iyin olmaya çalışmıyorsun diyeyim o zaman? Çünkü o zaman etraftaki her şey sana uymuyor olacak ve sen eğer o mertebede olursan o vasıfta karşı cins olmayacağını düşünüyorsun belli ki.
Bunu bi gün A.'yla konuşmuştuk, ahlaksız davranan bir erkeğe, bütün kadınlar yüz çevirse, o adam eninde sonunda iyi olmayı öğrenir diye.. Bu kadar keskin olmasına gerek yok konunun aldatma ya da bu kadar kolektif bir atılım olmasına da gerek yok aslında sadece bireysel düşünelim, sadece sen izin verme, benim demek istediğim Dünya'ya bok atmakla bu işlerin ilerleyemeyeceği.
Elinizde ona verecek bir şeyler var: sevgi, para, emek, aşk, ilgi, zaman.. Hak etmiyor mu? Hemen alın elinden, bunu yapın ve dönüp hak edene verin. Şu anda kimse yoksa, bunu illa birilerine kakalamanıza gerek yok işte. Karşınızdaki kadınlara ve erkeklere bok atmayı bırakın ve olabileceğinizin en iyisini olun- biraz yalnız kalmayı götünüz yesin lütfen.
Vasat'tan kopmayı herkesin götü yemez çocuklar.
Ben hayli zaman önce vasat'a tamah etmemeye karar vermiştim.
Share/Bookmark

3 Mayıs 2013

Açık Davet

şimdi bütün duyguların aynı skalanın farklı derece ve çeşitleri olduğuna kanaat getirdim. şöyle ki: sabah aklıma size söyleyecek bir şeyler gelmişti ve onları bilge bir huşu ve üstten bir konuşmayla, sakin bir şekilde anlatacaktım, kalbinizdeki damgalardan özgürleşin falan diyecektim, mutluluğa, sevgiye gidin falan.. sonra işlerim çıktı vs yazmadım, canım da istemedi, kendimi biraz göt gibi hissediyordum.
sonra öğlene doğru ferahlayınca sanırım bi hmmm 2 haftadır falan ilk defa zaten ne yaziciiiimm yiaa dedim (bknz. buradaki Demet Akalın misali)

sonra da taaa sabahtan iki arkadaşımın peşpeşe paylaştığı linki, yeni tab'de beklettiğimi fark ettim ve okudum, onu facebook'ta share edecekken, baktım ki boş alana yazacaklarım, sabahki düşündüklerimin farklı dillendirme hali olacak hadi dedim buradan yazayım.

Link bu: öne bi bunu okuyun hele: Mutluluğun Resmi


Okuduğunuzu farz ediyorum. Diycektim ki; gerçekten hayatımı adadığım bu yolun aslında tam da bu olduğunu fark ettim. Bir şeylerden utanmak, rezil olmamak için bir şeyler yapmamak, kalbinin gerçeğini söyleyememek, korkuların altında, yüzleşmelerden kaçmak için, sevgiden huzurdan kaçınmak, maskeli-riya dolu o balçık yaşamları sırf "normal" diye, o sikik toplumsal yargıların karşısına dikilmeyi sırf götler yemiyor diye, -şimdi biraz yumuşuyorum, kurulmuş hatalı bilinçaltı kalıpları, anne-baba-karı-koca vicdan bağlarını çözemediğiniz için, çözmeyi bilemediğiniz için o hayatlara mahkum olmanıza dayanamıyorum. Sevdiklerimin bunlara kendilerini hapsetmelerine dayanamıyorum resmen.
1 hayatımız var lan, son nefeste hık diye giderken şu yapmadıklarınıza pişman olacaksınız, kariyer, daha çok para, o kurulu düzenler sizi tatmin etmemiş olacak. son nefeste yüzünüzü güldürecek şeyler çok başka, onlara biraz değer verin, alın avcunuza ışımalarına yardımcı olun, az peşlerinden gidin, emek harcayın lan emek çok güzel. azınızın henüz aramamışken kucağına düşer bunlar, onlar çok şanslı, onlar nolur tutun lan.

Ben de hepsini yapamadım henüz ama o kadar çoğunu yaptım ki, bilenin aklı şaşar. O yüzden her sabah kendimi tebrik ediyorum.

Bir şeyi yapmayı bırakmak için onun sizi öldürmesine bile gerek yok, oğlum sizi neşelendirmiyorsa nolur başka yollar arayın, onlarca yüzlerce değil zilyonlarca sonsuz yol vardır, bi niyet etseniz yolunuza ne fırsatlar çıkar.
Kıçınızın üstünde o öyle olmaz ama bu böyle yapmaz ki diye varsayımlar üretmeyi bırakın,
azıcık gidin oğlum, azıcık bi şeyler yapın.
Azıcık cesaretli olun.
Benle kendinizi kıyaslayıp, kalıbınızdan utanın, bu kadar korkmayın lan.
Lütfen.
Share/Bookmark