12 Haziran 2010

bunun atasözü bile var

"şey"lerin aslında üzücü olmadığı halde, oradan bakınca üzücü gibi görünmesini sevmiyorum.
bu da onlardan biri.
daha çok yaz aylarında oluyor
ya ince ve açık kıyafetlerden ya da kışın üşümek ve ıslanmış olmaya odaklanmış insanların birbirlerine bakacak halleri olmadığından.
ve daha çok otobüslerin dörtlü koltuğunda...

kimi pervasızca bakıyor
kimi incitmemeye çalışarak
kimi arsız bir merakla
kimi kendi başına da gelir mi diye korkarak
çoğu gözüyle soruyor
çok nadiri ağzıyla

genç kızlar, beni erkeklerin böyle beğenip beğenmediğini düşünüyor,
erkekler böyle bir kızı beğenip beğenemeyeceğini
bedenleri büyüyüp, ruhları noksan kalmışlar burun kıvırıyor,
bu yolda biraz adım atmışlar merakla karışık bir sevgi duyuyor

en cesuru dokunmak istedi. çekingen parmaklarını gezdirmesine yardımcı oldum üzerinde. önce ürktü ve hemen ardından alışıp, sunturlu bir küfür savurdu, müsebbibi olduğunu sandığına
yook dedim, hayır. bu işte yapan kadar yaptıranın da payı var, ondan az değilse. suçu başkasına atmak, sevmediklerim listesinde baştan 14. sırada gelir.

tanıdıkları doktorlardan bahsediyorlar bazen,
artık tıp ilerlemiş, hele de bu basit bir ameliyatlık işmiş
hemen alırlarmış
çok da varmış hani, bazısı epey derinmiş
elimi koyuyorum ona,
o, en derin dediğine
pek de hatırlamadığımı söylediğimde, küçümser bir ağız bükmeyle pek de inanmadıklarını göstermekten çekinmiyorlar
ama ben gerçekten pek de hatırlamıyorum.
tek bildiğim;
ağzımın kenarında gülme çizgilerinden aslında hiçbir farkı olmayışları
hatta daha ben, daha yaşanmış onlar
biraz bacağımda, elimde birazı parmak aramda
bazıları çiğdi hâlâ, en çok sol göğsümden acıtacağını sanıp, en büyüğünü oraya attı

kaza mı diyorlar
hayır diyorum, değil
acımıyor mu diyorlar
hayır diyorum, artık değil.

fakat,
uykuya en güzel yüzüstü dalardım,
unutup döndüğümde
işte o zaman ya da
sadece o zaman
batıyor biraz.
Share/Bookmark

11 Haziran 2010

"idealar dünyası"

benim yerim sizin yanınız değil,
yerim tek başıma çekildiğim köşeler de değil.
gözümün açık, ayaklarımın üzerinde olduğum zamanlar da değil benim zamanlarım,
ya da baygın bir uyku.

en rahat pozisyonu bulduğumda, uyku pazarlığında vücudumu dize getirmenin eşiğindeyken, bambaşka bir diyarın kapıları aralanır bana. gözlerim görmesi gerektiği gibi, sadece olacakları değil, olmayacakları da görür; sinirlerim yay gibi gerili, dolu dolu hisseder
ve ben o zaman bilirim tüm yapmam gerekenleri ve onları bir bir nasıl yapmayacağımı,
üzüleceğimi ama pişman olmayacağımı
kimseye demem ama bilirim, o bile bilemezken (bilmezken nasıl söylesin bana da)beni ne tür bir sevgiyle, ne derinlikte sevdiğini, neyi neden söylediğini bilirim, o bile ağzından çıkanları rastgele sayarken, ben bilirim hangi eski anılara bulanarak, hangi sinir uçlarından süzülerek, diline düştüğünü,
o yüzdendir pek aldırmamam gözümün açık, ayaklarımın üzerinde olduğum zamanlara..
siz şaşıradurun yaptıklarıma ve tüm yapmadıklarıma
ben hepsinin özünün en âlâsını iliklerimde hissederim orada.



...günlerden güz, mevsim sepya
bir tüy kalemle yazılmış bekler
bir hayat daha olmalı der gibi
kahverengi tonlarda uykularda...

Share/Bookmark