29 Ekim 2009

ben daldan koparmam

kendi ağırlığına dayanamayıp yere düşmüş begonvilleri alıp cebime koymuştum.
unutup, elimi her cebime attığımda,
elim hep alışmış, kuru bir şey hissetmeye-
sümüklü mendil sanıyorum.
burnumun akmadığına şaşarken- bir anda şuursuzca tiksinerek;
bunlar kimin sümüğü?
Share/Bookmark

değil çelik, içimde kemik bile yok.

uçurtma olmak istiyormuş.

ben uçan bir şey olmak istesem, asla uçurtma olmak istemem. dilediği kadar yükseğe uçamayan, iple yere bağlı, yerde duranın inisyatifine ve rüzgara...
ondan daha güçlü olan, uçak mı? onu hiç istemem. çelikten, rotası belli, ne zaman gidip nereden geleceği... içinde yüzlerce insan.
ben, insanları pek sevmem.

eğer ben uçan bir şey olmak istesem, kuş olurdum.
sıcak, yumuşak, yüreği pır pır, ürkek bir kuş
daldan dala seken..
göç zamanına, kurallarına dahi riayet etmeyen
gittiği yerde aşık olup kalan
deli,
aşık bir kuş.

duydun mu sevgilim? uçurtma olmak istiyorlarmış.
onları sevmememiz işte bu yüzden,
asla anlayamıyorlar.
Share/Bookmark

20 Ekim 2009

ben galiba bir kere olmuştum

evinize ekmek götürebilmek için kirin pisliğin içinde çöp karıştırmayı bile göze almanıza rağmen,
yanınızdan geçenler karşı kaldırıma kaçtılar mı,
nedeni bilinmez bir korkuyla
durup saygı duyacaklarına,
ya da biraz utanacaklarına?

anne babalar çocuklarını korkuttular mı, çocuklarını size vermekle?

adınız hiç küfür oldu mu başkalarının dilinde?

siz hiç çingene oldunuz mu?
Share/Bookmark

19'un başı

kiminiz yaya kiminiz otobüsün içinde
bazınız motosiklet tepesinde,
her gün üzerinden geçtiğiniz yollara şaşırmamanıza çok şaşırıyorum.

sevmiyorum, hor görüyorum bazen,
bazen üzülüyorum dünyanın haline.
cânım yer kabuğunun üzerine boca etmişler olanca asfaltı,
dizmişlerce onca taşı diye.
kaplamışlar üstünü, nefes alamaz diye..

dünya tek devlet, ve devlet başkanı da ben olsaydım.
tek bir kanun hükmünde emirle tüm insan yapımı yolları söktürürdüm dünya üzerinden..
ve hemen istifa ederdim..

ne de olsa ben bu yüzyılın insanı değilim.

ve giyerdim el yapımı, hiç de dayanıklı olmayan bağcıklı topuklu botlarımı
kıyardım, iki günde paramparça olmalarına göz yumardım.

ucu dantelli uzun elbisem varsın çamur olsun.


küçük ulak çocuk çoktan bekliyordur kapımda, elinde sevgilimden gelen mektup,
cevabını almadan gitmeyecek

saniyede dünyanın öbür tarafına iletilebilmesine rağmen, hoyratça, gelişigüzel  yazılmış birkaç kelime değil bizim cevaplarımız
bizim cevaplarımız;
candan
bizim cevaplarımız parmak ucuyla değil, kalple yazılmış.

sevgilimle bugünlerde ölümlerden ölüm beğeniyoruz kendimize,
sadece aşığız diye..
bu yüzyılda böyle
insan sade aşkından ölüyor.
Share/Bookmark

16 Ekim 2009

ben çoktan yoruldum

başka bir dilde konuşuyorlar.
bilmediğim bir dilde

anlattıklarını anlamıyorum.
anlattıklarımı anlamıyorlar.

yorulup, susacakları anı bekliyorum,
boş boş gözlerimin içine bakacakları anı
Share/Bookmark

13 Ekim 2009

kalıcı olarak sil II

sadece vaktimi çalıp, enerjimi emen,
fakat bunu bildiğim halde,
verdiğim emeğe kıyamadığım için,
sırf bunun için
bir türlü silemediğim
bilgisayar oyununun bugün gözünün yaşına bakmadım.
hayatımda olmadığım kadar gaddar,
olmadığım kadar katı yürekliydim.

en tatlı renklerini gösterdi bana, bir adım daha at dedi, bir sonraki level'da seni neler bekliyor..
gözümü yumup, kulağımı tıkadım.
sildim.
Share/Bookmark

12 Ekim 2009

ahde vefa II

kimileri sözüne sadık,
kimileri de;
sözlerini tutmamaya dair ettikleri yemine.
asla ihanet etmiyorlar
Share/Bookmark

8 Ekim 2009

anın resmi

işaret parmağı avcumun içinde.
tüm ilişkinin özeti;
bütün vücudundan sadece 1 parmak ayırmış bana -o koskoca elinden.
ve uzatmış --en yakınında değil, biraz uzağında tutayım diye.
ben ise 5 parmağımın 5iyle sarılmışım, bana layık görülen tekine.
sıkıca sarmışım.
o, etken.
uzattığı gibi, çekebilir de olanca gücüyle -tüm kapasitesiyle kullandığını var saydığım iradesiyle.
ve ben, her ne kadar tutabilecek gibi görünsem de,
gücüm yetmez buna.
o, benden -çok daha- güçlü.
çekilmek isteyen parmağı, tutabilecek kadar egemen hissedemem kendimi.
giderse gider.

avcumun içinden kayıp gidişine kolaylık olsun diye, kaslarımı gevşetir,
bildiğim tüm kelimeleri kendime saklarım.
buna dair şarkılar dinler,
bir tekini bile söylemem,
üzülürüm.
Share/Bookmark

1 Ekim 2009

istenmediğini anlayamıyor

evden çıkarken, saate baktım- çok geç kalmışım. koşmam lazım, yetişebilmem için.
çok sinirlenmedim ama, belki dedim,
koşarsam, yetişemez bana, geride kalır, kurtulurum.
asıl söylemek istediğime söylemediğimden; özlediğimi.
gün içinde beni sevindiren, kızdıran şeylerden bahsemediğimden.
yakın bulup kendime, ona anlatmaya başlamıştım.
içimde biriktire biriktire, derimin davul gibi olmuş şişliğine, iyi gelir sanmıştım.
aslında ilk başlarda işe yaradı.
hoş geldi, konuştuk, ben anlattım. o hep, duymak istediklerimi söyledi. yapmamam gereken ama canımın çektiği ne varsa, cesaret verdi.
arkadaşım sandım.
fakat sonra sıkıldım.
çok ve gereksiz konuşan bir arkadaşla buluşmaktan nasıl imtina ederse insan, ben de aynı öyle kaçmaya çalıştım, köşe bucak.
olmadı, ne yöne dönsem benimle. nereye gitsem orada.
bazen gitti sanıp, kafamı çevirmeden -anlamasın diye ona baktığımı- gözümün ucuyla süzdüğümde; kımıldamadan orada durduğunu görüyorum, put gibi.
uyuyorum, yanımda. rüyalarımı bile, o yönlendiriyor.
kancayı takmış belli, kovsan gitmez.
hadi desen, gel bari anlaşmaya çalışalım, bir orta yol bulup;
inatçı, bencil;
hâle, yola gelmez.

kaçırmamak için deniz otobüsünü canımı dişime takmış, koşarken, birkaç dakikalığına da olsa unutuvermiştim. kendime geldiğimde sevindim, bu sefer başardım sandım.
kendimi attığımda her zaman oturduğum taraftaki koltuğa,
baktım orada, yorulmuş koşmaktan.
nefesi düzeldiğinde, başlayacak gene konuşmaya..

istenmediğini anlamıyor, kovmaktan beter ettim,
hâlâ yanımda, hâlâ içimde diye kızsam da çoğu zaman..
empati kuramadığımı fark ettim.
belki de ne gidecek başka bir yeri vardır, ne de girecek başka bir vücut biliyordur, benimkinden başka.
Share/Bookmark