29 Eylül 2009

ring

inmek için hazırlandığımı fark edince, bacaklarını toparlayıp kenara çekildi;
"geç" dedi.
geçmek zorunda olmasam,
inip, gitmek zorunda
o lafın üstüne geri oturup, son sefere kadar kalakalmak isterdim yerimde.
kitabım var çantamda ve defterim
ve dünden kalan bir kutu light süt, yeterdi bana.

yapamadım ama,
boyun eğip lafına;
Geç-tim!
Share/Bookmark

27 Eylül 2009

fareler yanımda aslan

sırf korkudan,
her kelimesine fazladan birkaç anlam yükleyip,
onu yanlış anlıyorum.
asla ikiden aşağı olmayan seçeneklerden biri hep; şımarttığım bana-mutlu,
diğeri; yerden yere çaldığıma;
her harf, her virgül, diken topu.
olmayacak olumsuzluklara sarıp sarmalayıp vuruyorum çıplak etime.
ilk ağızdan "evet, budur kastettiği." diyemem hiç.
iyiyi kendime yakıştıracak kadar güvende hissetmem yanında
ve kötüyü seçsem; - o zaman da kıyamam kendime.
aklım, gözüm hep iyide.
Share/Bookmark

26 Eylül 2009

untitled

ayaklarının çocukluğuna nazaran çirkinleştiğini benim de farkettiğime şaşırmış, yalnız kendi anlar sanıyormuş ve sadece şaşırmakla kalmamış hem de galiba içerlemiş, bir başkası tarafından durumun anlaşılır boyutlara ulaştığını görünce. ilk hata burada; ben başkası değilim, onlar en az 24 yıldır üzerinde yürüdüğüm ayaklarım kadar benim.
duymak istemedi bunların devamını gülüştük.
ağzını muzırca araladı-duymak istemediğim-duymak istemediğimi bildiği şeyleri sıralayacaktı ki durdurdum.
hayır dedim sakın söyleme. Söyleme çünkü sen eminsin onları ne denli benimsediğimden, bu yüzden dilediğimce söyleyebilirim aklımdan geçenleri. ben o ayakları güzel oldukları için sevmemiştim ki, çirkinleştiklerinde burun kıvırayım. onların tek sevilesi yanları, senin bacaklarının devamı olmasıydı. yoksa yan yana duruş şekilleri ya da tırnak tipleri, zerre kadar umrumda değil. tek zoruma giden altlarının sertleşmesiydi.
tek "tüh" dediğim bu oldu.
diye düşünmüşüm-hatırlıyorum bunu, düşünmüştüm. şimdi tebeşirle çizilmiş bu karenin dışına çıkarıyorum kendimi. biraz daha geri gidiyorum, 5-10 adım geri. detaylı görebilecek kadar yakın, ani temas edemeyecek kadar uzak. ve düşünüyorum ayakları, onların farklı bir versiyonu olan, tırnakları yenmiş elleri. istiyor muyum bunların yanında olmak diye yokluyorum kendimi- cevap vermiyor kendim bana, belli dalmış bir şeye. sarsıyorum iyice; hadi cevap ver. çok kolay evet ya da hayır. hayır o kadar kolay değil.
demokrat bir yönetici gibi-kimsenin hakkı yenmesin istiyorum. dudağımı büküyorum, omuzlarımı hafifçe kaldırıp. yanında olsam evime gitmek ister miydim- evimdeyken yanına gitmek istediğim kadar?
bilemiyorum.
evet desem hayıra haksızlık ederim.
hayır desem, evetlerin gönlü kalır.
Share/Bookmark

23 Eylül 2009

bileniniz var mı?

adını ağzıma alır almaz, şefkate bulanıyor önce ve saf şefkat olup çıkıyor sonra sesim. kızdığımdaysa ona --biraz daha dikkatli verin kulağınızı bana-- öfke gibi görünen o notaların ardında, hayâl kırıklığı saklıdır.
aşıktım eskiden, ele avuca gelmez, işe yaramaz, dengesi olmayan bir şeydi kalbimdeki. Sonra yeniden tanıştım onunla.
ve bu sefer sevdim onu. histeri, yerini dingin bir sevgiye bıraktı. yanında da kolundaki her sarı tüy kökünün aşinalığı..
yeniyetme bir kız gibiydi eskiden,
şimdi kimi zaman anne, çoğu zaman da kadın gibi sevgim.
ne istediğinden ziyade ne istemediğini bilen, yapıcı bir kadın.
yana yakıla yanında olmak değil isteğim,
fakat bir yerde olmam gerekiyorsa illa,
yerim onun yanıdır.

Kim bölmüş dünyayı böyle parça parça
ve o koca suları kim koymuş araya?

Kimdir benim muhatabım?
Gidip anlatsam derdimi,
Vazgeçer mi inadından?
Share/Bookmark

20 Eylül 2009

bir garip nepotist

Raflarım var benim, herkesin yerinin belli olduğu. alırım, koyarım, etiketlerim. Yerlerinde durmaları için tembihlerim. ilk anda onlara atfettiğim yerden-uygun bulduğum yerden, yukarı çıkmaları ya da alt rafa inmeleri hiç hoş değil. yorulurum. kafam atar kimi zaman, alıp çöpe de atabilirim hemen, az kullanılanların yanında durmasına bile dayanamam.
Tahmin edemeyeceğiniz kadar muhafazakârım. severim muhafazayı, sevdiklerimi muhafaza etmeyi. bu kelime aklıma hep, güçlü bir adam getirir, güçlü ayakları yere basan, enerjik bir adam. fakat ben çabuk yorulan, sinirleri harap olmaya yer arayan, kırılgan bir muhafazakârım.
dünya iyisi bir komşum var, ilk anda, tanıştığı herkese aynı mesafede dururmuş, aynı sevgiyle. Şaşırarak bakıyorum söylediklerine.
Benden ne denli farklı. Ben, ne kadar iltimas yanlısıyım.
Kimsenin ricası geçmez fakat burada. müdür de benim, hademe de, yeri geldiğinde kral-kraliçe değil asla, ben onu hiç olamadım. kendim çalar, kendim oynarım.
haksızlık ederim. hak-sız-lık.
hak edene istediğini vermem, hak etmeyene cömertim;
sonra ne yüzle yakınırım; hak ediyorum, ver bana, diye?
bu işin düsturu yok, kuralı, cezası hiç yok.
bana yazılanlara daha da gaddarım.
müzeye saklanacak kadar itinayla yazılmışları gözümü kırpmadan yırtar, silerim. En kaba, en gelişigüzelleri tutar, durur durur bakarım. Rastgele basılmış tuşların ekrana getirdikleri değildir gördüğüm, o tuşa dokunan parmağın sinir yoluyla bağlı olduğu beyinden geçenleri, salgıladığı hormonları belki, korkuları, bilinçaltını görürüm...
bir 7 harfe hikâyeler yazabilirim.
fakat en korkuncu o 5 harfli olan, o düşman.
Hayır
noktasız, tamı tamına 5 harf.
gelmediğinde, gelmesini yeğlettirecek kadar soğuk, o kadar gaddar ve yaklaştıkça uzaklaşacak kadar mesafeli.

"Hayır"ın Dile verdiğimiz en vahşi sözcük olduğunu bilmiyor musun?
Sen Tanrı'ya benziyorsun. O'na dua ederiz ve O, "Hayır" der. Sonra O'na "hayır"ı geçersiz sayması için dua ederiz ve O asla cevap vermez, "Arayın bulacaksınız" inancın nimetidir hâlâ
.
Share/Bookmark

19 Eylül 2009

hac yolcusu

Ademoğlunun başına gelmiş ve gelecek en korkunç şeyi açıklıyorum şimdi;
benim hikâyem-di bu
şöyle bahsederdim o zaman;

geleceğim geçmişte kaldı
geçmişim gelecekte.
bugünüm yok.
her gelecek gün çoktan geçmiş.
yaşanmışlar ise ileride.
ve ben biliyorum yaşanacakları
tek tük mutlu anın anısına duruyorum ayakta
tekerrürlerini bekliyorum bazen sabırsız, rahatsız bir bacak gibi sürekli sallanarak. bazen, bıkkınlıktan umarsız, umarsamadan..

sonra

Bildiğimle, tanıştığımla yetinemem ben dedim.
elimden, kolumdan ziyade, kafamda hissettim gücümü ve inandım.
bildim ki her şeyi değiştirmeye muktedirim.
hayat bir girdap, ben de kapılıp giden, sürüklenen, edilgen bir yosun tutamı değilim.
iradem var ve gücüm...
silkindim.
bu böyle olmaz.
zorlandım. terledim. belim ağrıdı bazen, kramplar girdi bacaklarıma.
yılmadım, bir güzel değiştirdim yerlerini.
şimdi ikisi de olmaları gerektiği yerde duruyorlar.
geçmişten, sevdiklerimi/saf sevgiyi, beni ben eden anları yükledim sırtıma. tatile giderken yapılan valiz gibi, karar veremedim, hangisini alsam, neyden vazgeçsem...
alacağımı alıp, gerekmeyenleri bıraktım. Hafifledim.
Yaşanan yaşandı, tekrar etmeyecek.
yürümeye başladım, keşfetmeye doğru
Artık her yeni gelen gün sürpriz.
gelecek olan her iyi, her temiz şey,
Başımla beraber gelecek.
Hoş gelecek.
Share/Bookmark

17 Eylül 2009

tiranlık nahoş şey

Gözümü kapatmayagöreyim, - ... yaparken- beliriveriyor hemen gözümle gözkapağım arasında ona tahsis ettiğim bölmede.
Gerçi neresi onun değil ki, acımasız/cevval bir fatih gibi,
Her yer onun, her şey onun.
Share/Bookmark

11 Eylül 2009

füniküler aşıkları


benimki bu aralar vızıldanıyor. fünikülerde karşılaşmışlar, görür görmez bayılmışlar birbirlerine.
yıkar mısın beni dedi, belki gene karşılaşırız.
Hay hay! dedim.
bindiği saatlere dikkat eder,
istediğin kadar çıkarız yoluna.

Share/Bookmark

5 Eylül 2009

yoksa siz bunu biliyor muydunuz?

Her şey hızla değişiyor, otobüslerde sigara içilen günler artık benim gibi hafızası çok kuvvetli birinin dimağında bile sadece bir toz bulutu... O yüzden bunu da çoktan biten bir alışkanlık, bir alışveriş tarzı sanıyordum.
Fakat İzmit civarında, biniverdi işte trene. Sesinden anladım, kafamı kaldırma zahmetinde bulunmadan, gözümü satırımdan bir an bile ayırmadan. İşte ikiyüzlülüğün daniskası; "pişmaniye" yemeyi en sevdiklerimdendi ve o andaki tüm isteğim onu yeme yönündeydi. Cebimde param var ve alacak kabiliyetim. Bazen hiç yapmak istemediklerimi yaptığım gibi; bazen de hiç sebepsiz-yok yere yapmak istediklerimi yapmıyorum.
Üstüne birkaç satır yazmışlığım bile var-çok küçükken; şişmanlık-pişmanlık örgüsü üzerine kurulmuş. Bunu gerektiği gibi hissebilmeniz için belirtme gereği duyuyorum; ona olan sevgimin büyüklüğünü fark edin. Fark edin ki anlayamayın, onu almaktan neden bu kadar imtina ettiğimi.
Bu kadar isterken ve önümde hiçbir engel yokken... Üstüne üstlük satıcının arzusu da benim almam yönündeyken, almamam...
Tam o anda mini minnacık ışıklı bir patlama oldu içimde;
İstediği halde yapmamak!
Sadece "istediği halde" eyleme geçmeme bile değil. Talep var ve arz da zaten hâlihazırda. Buna rağmen tüm bunlara rağmen; yapmama, yerinde kalakalma.
Daha ne kadar toyum.
Her yapmayanı istemiyor sanıyordum. Bu yaşıma kadar bunu böyle sanıyordum.

İçimde zaten az miktarda olan huzursuzluk da uçup gitti.
Share/Bookmark

3 Eylül 2009

kokusu pembe, teni bulut

ameliyat masasında gözümü açıyorum; tam karşımda. doktorun iki avcunun ortasında ağlıyor, avazı çıktığı kadar. bana bakıyor. tüm isteği bu; bana gelmek; doktor da dile getiriyor bunu. ve uzatıyorlar bana; ilk buluşma. göğsüme koyuyorlar, kafası boynumda. sesi kesiliyor, istediği benmişim. bir varlık tarafından koşulsuz istenmek, ihtiyaç duyulmak. onun tek ihtiyacı olmak. her yerde ağlarken, sadece senin yanında huzur bulması. huzur, sevgi, güven.. başka hiçbir şey düşünemiyorum; teninin yumuşaklığı başka, şu ana kadar dokunduğum, hissettiğim hiçbir yumuşaklıkla tarif edilemez. pamuk yanında taş.. içimi dolduran tüm bu güzel hisler maalesef ki yalnız değiller. gerçek sevgilerin beraberinde getirdikleri üvey kardeş; korku.
bir telaşla parmaklarına davranıyorum; sayıyorum, tam mı diye? tam mı? ya bir eksik çıksa, nasıl kahrolurum. ilkokul sıralarında, o elini saklarkenki ruhunun kırılışını görüp, tüm acısını hissediyorum içimde ve müsebbibi belliyorum kendimi başına gelecek her kötü şeyin. anneler geliyor aklıma; çocukları ölen anneler. daha bir sıkıyorum kollarımla bencilce. çok korkuyorum.
parmaklar.. kibrit çöpünden ince, kırılır diye korkuyorum.
içime bir tanrı sevgisidir düşüyor, yıllardır ertelediğim. ve aynı anda ilahlaştırıyorum kendimi; can verdim, yarattım ve korkuyorum; çok korkuyorum.
öpmek istiyorum, kıyamıyorum. kavgayla, küfürle, kıskançlıkla, kinle kirlenmiş dudaklarım değmesin istiyorum, saflığın bu vücuda gelmiş haline. dudaklarım, şayet kurumuşsa, çizer tenini. benim dudağım onun tenine diken.
dünyadaki hiçbir kötülüğün daha uğramadığı bu minik cana şaşarak bakıyorum. sakınmak istiyorum herkesten, her şeyden. bir fanusta büyütsem onu sadece iyiyle beslesem, sadece güzeli öğretsem. dünyada daha bir çöpü yok, hırsız değil bizim gibi.
kim benim yerimde olsa, kendini dünyanın en şanslısı addetmez,
kim ağlamaz mutluluktan
kim sevmez onu tüm ruhuyla-
-kim istemez
onu?
Share/Bookmark