31 Ağustos 2009

böyle daha insansın

Neden gülmek normaldir sizlere göre?
arkadaşıyla alışveriş merkezinda yürürken güldüğünde biri, dönüp bakmazsınız ona.
ama ah bir ağlamayagörsün. üşüşürsünüz başına. zayıf bulursunuz. kiminiz içten, kiminiz görev savarak teselli etmeye çalışırsınız. susturmaya.
Ben bunu hiç anlayamam.
ağlamak;
insanın ilk bildiği,
dünyaya hoş geldiği ilk anda, ilk yaptığı edim değil midir?
gülmek ise hayli geç öğrenilmez mi?
geç ve nadir değil midir, ilkine nazaran.
ağlamak ise; ezeli ve ebedi.
siz bu gerçekleri unutmuş olabilir misiniz? ya da hiç bilmemiş.
ağlayana soğuk davrandığımda şaşırırsınız
ben ise hiç dokunmam, normaldir ve teselli gerektirmez.
ağlar
ağlar
ve sonra
şayet gerekirse,
susar.
fakat gülene şaşarım işte
Onu bu derece güldüren,
içindeki üzüntü nedir, hep bunu anlamaya çalışırım.

bazen ben de istiyorum sizin gibi olmayı,
gülenle gülüp,
ağlayana şaşırmayı.
Share/Bookmark

29 Ağustos 2009

ben hiç şüphelenmedim

Şüphe;
Libya dolaylarından gelen, çölden kalkan, yoğun bir toz bulutu.
Tüm güzelliklerin üstünü örtüyor.
küçücük ciğerlerimle nereye kadar üfleyebilirim, uçsunlar diye? uçsunlar, kalksınlar ve sadece güzeli-iyiyi görsün diye eğitmeye çalıştığım gözlerim biraz pratik yapabilsin diye.
Azmedip üflüyorum, ne yaparsam kârdır. başım dönüyor. balon şişirir gibi.
duruyorum.
pes edeceğim galiba.
halbuki ne çok isterdim, geldikleri gibi yok olmalarını.
yediremiyorum kendime, bu kadar çabuk çözülmeyi.
biraz daha, son bir gayret; üflüyorum.
Olacak gibi değil.
Vazgeçmedim.
Elime bakıyorum, avcumun içine; başka hiçbir seçeneğim kalmamış.
ceplerimi de yokluyorum, nafile
böylece;
vazgeçiriliyorum.
kolay kolay kimsenin sözünü dinlemem ama benden daha güçlü biri bunu istiyor demek.
çabalarım kâr etmiyor. gözün alabildiği yeri kaplamış, katrilyonlarca toz zerresini- kaldıramam.
isteğim var ama bu yetmiyor. buna gücüm yetmiyor.
bana tek bir yol kalıyor;
vazgeçmek.
tek bir yapılacak şey;
devinimsizlik.
dilsiz
fakat ne sağır ne kör.
yol üstünde bir kaya parçası ilişiyor gözüme.
oturup bekleyeceğim.
tozlar kalktığında-kendiliğinden
kırgın değilsem
ve hevesim kaçmamışsa henüz- duruyorsa yerli yerinde
istediklerimi yapmaya devam ederim. belki "size" göre başlarım. bu konudaki kıstasınızı bilemiyorum.
Fakat; geçmişse hevesim. az da olsa bir kırgınlık varsa,
o zaman suçlayabilirim, tozu ve onların orada kalmasını isteyeni.
Share/Bookmark

20 Ağustos 2009

fakat yükselenim balık

Türkiye ile İsrail gibiyiz.
Bir küs bir barışık
Ne ayrı kalabiliyoruz, ne beraber.
Sanırım bu ilişkideki Türkiye benim.
Sürekli gelgitli, sürekli tutarsız.
İdeolojik uyumsuzluk fakat diplomatik gereklilik.
Biz tam da buyuz.
artık kullanmayacağı, modası geçmiş neyi varsa bana satmak istiyor. sadece çölde gitmeye elverişli tanklarını bile. halbuki benim ne çölüm var, ne de tankları severim. varımı yoğumu verip, hatta üstüne borçlanıp, önerdiklerini büyük bir minnetle alıyorum. hatta satmak istediği benim diye, şanslı addediyorum kendimi. o mu kötü niyetli, ben mi safım, bilmiyorum.

Bazen şaka yapıyorum gerçek sanıyor
Bazen gerçeği söylüyorum, şaka sanıyor.
En kötüsü de bu galiba; inandırıcılığını yitirmek mi denir buna yoksa hareketlerin belli bir başlığa oturtulmaması - ciddiye alınmaması mı bilmiyorum ama;
nedenini iyi biliyorum;
çok söylüyorum. çok söylüyor, çok konuşuyor ve çok yazıyorum.
ruhum ve zihnim sürekli dalgalandığı ve bu esnada ağzım/dilim de aynı hızla onlara eşlik etmeye çalıştığı icin.
Bunun için,
bana pek inanmıyorlar-
ne kadar açıksözlü olursam,
inandırıcılığımı o denli yitiriyorum.
ciddi-soğuk-ketum olmam gerekiyor.
fakat bu şekilde doğmadm ben.
Burcum ikizler;
konuşur, daldan dala konarım, uçarı hareketlerim de var
fazla ciddi, fazla katı olanlar da
2. tarzı göstermekten imtina etsem de genelde ona ve onlara,
bilmeliler ki;
Keskin yönlerim de var, iki ucu tamamen açık; nereye çeksen oraya giden, ne desen onu yapan yanlarım da. yeter ki bana çekici gelsin; tek şart bu.
Orhan Pamuk; "sonuna kadar susabilmek isterdim, ama biliyorum, yapamam. çünkü ahmağın tekiyim." diyor.
arada deniyorum ben de

ya pa mı yor um.


p.s. dünyanın çivisinin ne zaman çıktığı soruldu bana. ve dedim; hislerin riyasız dışavurumunun adının zayıflık kondugu gün. işte o gün dünyanın çivisinin çıktığı gündü. herkese ve her şeye yabancılaştığım; benim kimseyi, kimsenin de beni anlamamaya başladığı gündü.
Share/Bookmark

19 Ağustos 2009

" `öyleyse sezar'ın hakkını sezar'a, tanrı'nın hakkını tanrı'ya verin´ dedi."

son zamanlarda ondan bu kadar çok bahsettiğime bakıp da aşık olduğumu sanmayın. kesinlikle hayır.
böyle olsa, göğsümü gere gere söylerdim.
fakat bu yatay bir his. boydan uzun, ama derinliği olmayan bir saksıya ekilmiş biber fidesi gibi.
şehrin ortasında, cam kenarında, sığ bir saksıda sebze yetiştirmek gibi, özü de, kendi de baştan yanlış. kök, derine doğru değil de sağa sola ilerliyor. bu yüzden gündelik hayatımın birçok alanına dağılmış vaziyette fakat sert bir lodosta uçar gider-ki biz İstabul`da oturuyoruz, lodosumuz bol.
ön bahçemizdeki koca ağaç devrilmisti, ben ortaokuldayken -ibrettir bu onlara, ben asla unutamam-- sadece boydan uzayan zayıf bir biber fidesinin hele eseri kalmaz maazallah. hele bir de bu "ne edeceğini bilmez, yaptığından, yaptığı anda- yapmadığından ise yap(a)madığı için sürekli pişmanlık duyan" bir fideyse işi daha kolaydır, rüzgarın gözünde.
toprağını da kontrol ettim aslında, böcek dadanmamış ama kendi filizlerini kendi kırıp döküyor, anlamak zor. ben sadece bakmakla yetiniyorum. canını acıtmaz bu bahçıvanın sadece asabını bozar.
fakat aşkın ağacı böyle değil hatta neredeyse tam tersi. saksıda maksıda olmaz zaten. bu konuda hemen anlaşalım-serada da yetişmez. bahçelerde olur, en suni yer olarak; belki parkta.
kökü gövdesi kadar güçlü, kendi boyu kadar toprağın altında. söksen sökemezsin. kolay kolay yıkılmaz, bir "El Nino" gerekir ya da bir "Katrina", ki onlar bile köklerini sökmeye yetmez.
fakat ben merak ederim; o kalan kökler ne olur diye. bunu bir nebatatçıya danışmak gerekir ya da sizin deyiminizle bir botanikçiye. yerine ekilen ağaçla birleşiyor ve onu mu güçlendiriyor? kim bu kadar verici kim bu kadar tok olabilir? ben değil. ben asla değil.
yoksa yeni gelenin büyümesini mi engelliyor, fazla yer kapladığı için? işi bitmiş fakat çekip gitmiyor.hırstan. ya da o kadar zalimleşmeyelim; kıyamıyor emeklerine, yeni gelen tazenin yerine konmasına..
ya da fosilleşip kalıyor mu? kimse elleyemiyor, hiçbir yere gitmiyor kendinden emin, hep derinlerde.
zararsız ve hasetsiz.
bu yüzden sezarın hakkı sezara.
fidenin işvebazlığıyla ağacın kadimliği hep ayrı saklama kaplarında durur, bizim mutfak dolabımızda.

yoktan var oldu fakat bir türlü yok olmuyor.
Share/Bookmark

18 Ağustos 2009

"iş olsun diye"

Bütün güzel kadınlar zannettiler ki
Aşk üstüne yazdığım her şiir
Kendileri icin yazılmıştır.
Bense daima üzüntüsünü çektim
Onları iş olsun diye yazdığımı
bilmenin.

Share/Bookmark

ahde vefa

soran ben değildim-yemin ederim. hiçbir şey talep etmemiştim. kendi söyledi ruhumu tamir edeceğini. bu işte usta değilmiş ama beni iyi edeceğine inanmış- görür görmez. beni de ikna eden zaten bu oldu; çünkü profesyonelliğin ve fabrikasyon olan her şeyin gözümde 5 kuruş değeri yoktur.
aldım ruhumu içimden, katlayıp, oturduğu koltuğun kenarına koydum.
"ne zaman biter", ya da "iyi yaparsın değil mi" gibi cümleler sarfetmedim, bunu soracak kadar söz söylemeye muktedir hissedemedim kendimi bu konuda fakat güvenim çoktu ona, ona ve yapacağı işin mükemmelliğine.
ağzımdan çıkan sadece bu oldu; "koydum o zaman buraya." - anlamı bozuk, rastgele söylenmiş, tek amacı dikkati oraya yöneltmek olan birkaç kelime..
ve aşka geldi, başımı döndürdü.. bildiği en yerinde deyimleri, en tatlı sıfatları dizdi önüme, ve ballandıra ballandıra anlattı, en sonunda elde edeceğim şeyin güzelliğini; en kısa zamanda yapacağım, hem de öyle bir yapacağım ki sen bile inanamayacaksın deyip umutlandırdı. ayaklarım yerden kesik, günlerce öyle dolandım durdum. hayal ettiklerim zaten onun izin verdikleriydi, kendimden hiçbir şey eklemediğime sizi nasıl inandirabilirim bilmiyorum.
fakat onun zihni benimkinden farklı işliyormuş. benim bundan bir şey ummam garipmiş hatta tamir edeceğine değil inanmak, sanmamam bile lazımmış.
sanmam bile abesmiş.

çünkü sonra hiç ses çıkmadı.

şimdilerde kapısının önünde ya da evimde kanepemde kıvranırken ve inanamazken; değil bitmiş halini, verdiğimi bile geri almaktan/ istemekten çekiniyorum.
şaşırıp duruyorum, yana yakıla etrafıma soruyorum-konuşmamaya yemin ettiğim halde. durup dururken, söz verip de yapmamasına nedenler bulmaya çalışıyorum. ona yakıştırıp biçtiğim hataları alıp, hiç acımadan masumiyetime, kendime dikiyorum.
çünkü diyorum, olanca sukunetiyle bu kadar normal karşıladığı bir şeye,benim bu denli şaşmam,
olsa olsa benim hatamdır.
somut nedenlere dayandıramasam da suçluluğumu,
tekrarlıyorum sürekli içimden ve kimi zaman kendimi tutamayıp, sesli;
olsa olsa benim hatamdır.
olsa olsa
benim hatamdır.
Share/Bookmark

13 Ağustos 2009

pes etmem, tamah etmem

camekanın önünde duruyorum, amacım içimdeki tatlı yeme isteğini, isteğe en uygun yiyecekle karşılamak. karşımda onlarca çeşit, paketlerine bakıyorum-anlamama yetmiyor. tek tek tadlarını getiriyorum aklıma; kimi çok çikolatalı geliyor, kimi çok hamurlu. uzun uzun bakıyorum, bakarken biraz utanıyorum, satıcı gözlerini üzerime dikmiş-almamı bekliyor. o bekledikçe daha hızlı karar vermeye çalışıyorum fakat ters orantılı bir şekilde bütün yiyecekler bana daha da uzak geliyor. ya şuursuzca herhangi birini seçip alacağım, üstümdeki baskıya dayanamayarak ve büyük bir pişmanlık çökecek üstüme ya da direneceğim adama ve istemediğimi bildiğim bir şeyi sırf ona yenildim diye almak zorunda kalmayacağım. almayacağım. onun sıkıntısı sadece dükkandan çıkana kadar sürer. yeni bakkalda yenilenmişsindir, eski hatalarını bilmez, yeni satıcı, eski alışkanlıklarını. dilediğin gibi davranırsın. onda da mı bulamadın aradığını, yol üstünde çok bakkal var- kesmezse markete gir- daha büyük fakat eksisi beraberinde; daha Soğuk. seçim senin; ben kendime güvendim. istemediğim şeyi istiyorumuş gibi yapmadım. ve ikinci yolu seçtim. kusura bakmayın dedim, sizi oyaladığım için fakat ben canımın ne istediğinden tam emin değilim. aslında eminim ama şu anda galiba elinizde isteğime göre bir şey yok ve ben bu isteğimi rastgele bastırmaktan yana değilim. vaktim var, sabrım da, biraz arayacağım. peki dedi adam, nasıl isterseniz.
kuruyemişçiden çıkarken şansa en sevdiğim şarkılardan birine gelmiş sıra. biraz daha açtım sesini. aradığımı bulamasam da keyfim yerinde. en azından memnunum, istemediğim gofreti yiyip, ne ağzımın tadını bozdum, ne de güzel keyfimi. hala açım, hala istekli ve binlerce bakkal önümde beni bekleyen. vaktim bol, param var. elbet bulurum canımın en istediğini. bulamazsam istediğim tatlıyı, tuzlulardan denerim ben de.
artık kararım bu yönde; sevmediğim bir tatlıyı asla zorla yemiyorum. bana sunulana tamah etmiyor, bulamadıkça pes etmiyorum. maksat illa yemekse, hiçbir şekilde hayır diyemeyeceğim tuzlulara yönelirim ben de, onlar beni yarı yolda bırakmaz; biraz selanik gevreği belki de birkaç susamlı kandil simidi..
Share/Bookmark

6 Ağustos 2009

kısmen güneşli

her ne kadar çok konuşsam da her şeyi, herkese söylemem hele de böyle şeyleri; pek nadiren söylerim, sadece en yakınlarıma. her gün gördüklerim değil kastettiğim, zihnime en yakın hissettiklerime. en sevdiklerime. zira alışmışlardır bana ve gözleri fal taşı gibi açılmaz, onlara isteklerimden, hayallerimden, düşündüklerimden bahsettiğimde.
bazısı sadece tavla oynarken karşımdakini yenmenin bende 2. sırada yer aldığını bilir. çünkü ben taşları gönlümce dizmeyi severim, canım nasıl isterse o anda, nasıl daha güzel görüneceklerine inanırsam öyle.. şansa, hem de yenersem, değmeyin keyfime..
bunu pek bilmezler ama ben bazen birinin hangi mesaja cevap vermeyeceğini bilir, onu yazarım ona. sanarlar ki, cevap beklerim dört gözle. katiyen! asıl gelmediğinde memnunumdur ben, haklı çıkmanın memnuniyeti birikir parmak uçlarıma.
bir dialog yazarım kafamda ya da bir an hayal edip onun fotoğrafını çekerim, hatları hayli belirgin. kimin kime ne dediği, kelimesi kelimesine daha önceden, çok önceden yazılmış. sonra söyleriz repliklerimizi, kimse sırasını şaşırmaz.. hepsi hoş değil bunların, bazıları kimilerine göre gayet nahoş.. fakat zaten ben değil miyim daha 5 yaşında bebekken, korkunç hayaller kurup bunların gerçekleşme ihtimaline baygın düşene kadar ağlayan?
kim sever bilmem 4/4lük insanları? ben özgüvende küçük hasarları severim. durur, izler, anlarım.. görmezden gelmekle kalmam, bilirim ki varlıkları öyle rahatsız etmektedir ki onları, garip davranışlara sürükler. üzülürüm içten içe, kendilerine bunları dert ettiklerine. o yüzden çantamda hep bir dev aynası taşırım, sevdiklerimin memnun olmadıkları yerlerine tutmak için. bazen bu bir uzuv olur bu, bazen de hastalıklı bir takıntı.. nasıl istiyorlarsa öyle görürüm, öyle gösteririm onlara da. bunun karşılığındaysa zamanla bana alışmalarını beklerim. benleyken, başkalarına büründükleri hallere bürünmemelerini..
gece, yalnız başlarına uyurken, nasıl öz kendileriyse, işte aynen öyle olmalarını
çünkü o dakikalar değil midir, insanın kendine bile yalan söyleyemediği?
bu anlarınızı verin bana,
en tatlı sırlarınızı
sevgiyle biriktiririm,
ve büyük bir özenle saklarım, aklımın en temiz köşesinde.
Share/Bookmark

5 Ağustos 2009

acze övgü



Kadınlar bizi noksanlarımız için severler. Eğer yeteri kadar kusurumuz varsa her şeyimizi hatta zekamızı bile bağışlarlar.


çünkü

kızlar beceriksiz erkekler hakkında genellikle çok acımasızca konuşur, ama yine de gizlice onlardan hoşlanırlar.

Share/Bookmark

2 Ağustos 2009

kalıcı olarak sil

her gün bindiğim, evime giden otobüse yabancıyım.
ne istikamati biliyorum, ne de sonraki durağı. ayakta, demir avcumda huzursuzum. yer boşalıyor, oturuyorum, daha huzursuz.
gözlerim tanıdık işeretler arıyor. ben dışında herkes duruma vakıf. bildik bir otobüste, ineceği durağı bilmemin telaşsızlığındalar.
imreniyorum sakinliklerine.
ne zamandan beri böyleyim diye yokluyorum kendimi, 4 ay diyor aklım ya da belki 1 hafta. zamandan da ümidi kesiyorum. beni hiç yarı yolda bırakmayan şarkılarımı hatırlamaya çalışıyorum, en sevdiklerimi. söylerken, sözlerini hatırlamaya çalışmadan, bir refleks gibi dilimden dökülenleri. ne başını çıkarabiliyorum, ne 2. satırı.
üzüleyim o zaman diyorum, en son yaptıklarımı hatırlayarak. yarıçapı sonsuz uzunlukta bir çemberin merkezinde buluyorum kendimi. üzülmeye sonsuz uzak. hangi çekmeceye kaldırıp sakladıysam, hatırlayamıyorum.
ve yanlış otobüse bindiğimi fark ediyorum, en yanlış durakta inip, sadece içgüdülerimle buluyorum evimi.
odamın kapısını açıyorum. bana dair tek bildiğim, sokak kıyafetleriyle yatağa girmediğim.
kıvrılıp yatağa, uyumayı umuyorum.
en az bir gece uyumak lazımmış, öğrendiklerini özümsemen için.
hatırlamak için ne kadardı-hatırlayamıyorum. galiba hiç sormadım.
Share/Bookmark