30 Mayıs 2009

sen onlara benzeme

"Ne yazık ki bu dokunaklı gezegenin başka yerlerinde olduğu gibi burada da anahtar sözcük taklit, en yüksek hedef de prestij. Genel durum hakkında tasalanmak bana düşmez, ama ben de çelikten yapılmış değilim sonuşta. Bu muhteşem, sağlıklı, bazen kaydadeğer ölçüde yakışıklı olan çocukların pek azı olgunlaşacak. Yürek dağlayan görüşüm odur ki, çoğu yalnızca ihtiyarlayacak. İnsan yüreğinin tahammül edebileceği bir manzara mıdır bu?"
J.D.S


tam karşımda
kürsüde resmin orijinali-ki zaten o da düşüncenin kötü bir taklidi.
ve taklidin bozuk taklitleri
perdede, ekranda, elimdeki kitapta, yanımdaki ukala kadının elindeki kitapta ve onun yanındakinin ve onun yanındakinin ve binlerce insanın evinde-kiminin çoktan çöpünde, kiminin kütüphanesinde.
ve ben değil resminin orijinalini, dimağdaki en saf en temiz halini istiyorum senin.
bu yüzdendir bedeninle mutlu olamayışım
ve tam da bu yüzdendir sevgimin bu denli temiz ve bu denli derin oluşu.
üzülüyorum, senin herkesin birbirinden az farkla sahip olduğu deri ve ete bürünmüş olduğunu görünce.
güzelliğin ziyan oluyor.
Share/Bookmark

satıyorum. sat-tım.

durmuş, karşıdan beni izliyor. doğuştan gelen bir hakkı teklifsizce yerine getirir gibi, bana bakıyor. bakışlarını, gözlerimin birleştiği kıvrımda, pembe rujlu dudaklarımda, açık boynumda hissediyorum.
kime bakıyor? ben kimim? kim beni ne görüyorsa, ben o muyum? yoksa ben benim de, onlar mı beni farklı görüyor. ah yoksa ben mi ilk bakışta onların ne istediklerini biliyorum da, beklentilerine göre cebimden bir kimlik çıkarıp, hiç zorlanmadan ona bürünüyorum. zira, baktığını sandığı ben değilim-bunu çok iyi biliyorum.
gülüyor, neye güldüğünü bilmeden. kime baktığını bilmediğine göre-neye güldüğünü bilmemesi de çok doğal.
ne yapmalıyım ona hiç bilmiyorum.
tek dozluklar rafına mı kaldırmalı, yoksa, nadiren bahşettiğim ilgimden bir nebze de olsa göstermeli miyim?
aslında bunu kendi belirleyecek. bu lanet genel geçer kuralı kim koydu bilmiyorum ama konuşan kaybedecek.
kazanacağını zannediyor. ve işte Fark burada devreye giriyor. Onlar/kimse bilmiyor ki ben "kaybetmeyi" seviyorum. tavlayı bilerek kaybettiğim gibi. onlar her kazandıklarında, ben günün olumluları hanesine en havalılarından bir tic daha atıyorum.
hakkımda ne düşündüğünü iyi biliyorum.
ve ağzımın içini ısırıyorum
gül-ümse-memek için.
Share/Bookmark

14 Mayıs 2009

us-lanmam

herkesin sevdiği büyük, gösterişli mağazalardan ziyade, ben genelde köşede bucakta kalmış, kuru kalabalığın habersiz olduğu/haberli olsa dahi uğramaktan pek hazzetmeyeceği yerleri severim.
şu ana kadar hiç keşfetmediğim birinin önünden geçerken, dükkandan çıkan iki kızın, aldıkları üzerine hararetli konuşmaları, beni ister istemez içeri soktu.
güzel şeyler satıyorsunuz her halde dedim, havam yerindeyken, yabancı insanlara takındığım kibar/kentli/sevimli genç kadın surat ifademle. evet dedi orta yaşlı adam, sizin gibi küçük hanımların bu aralar pek severek aldığı-piyasada geldiği an tükenen son moda "şey"lerden de getirdik. Ben onlardan pek sevmem dedim adama kendimi tutamayıp ekledim de; en çok okunan gazetenin posta olduğu, kimsenin elini güzel bir kitaba değdirmediği, yollarının güzel bir film veya sergiden geçmediği bu insanların sevdiği şeyleri maalesef ki sevemiyorum. gülümsedi adamcağız, beni kibirli bulmakla kalmayıp üstüne üstlük boşboğaz olarak da gördüğünü hissettim. kendimi hafifçe toparlayıp, evet bakalım neymiş, gençkızların son gözdesi. doğrular dedi adam, o kadar hızla satıyoruz ki, bugün yeni bir parti daha getirdim, hatta çok şanslısınız, istediğiniz konuda seçebilirsiniz-genelde ne kalmışsa onunla yetiniyor bunları alanlar. hem bunlara da hayır diyemezsiniz sanırım, herkes sever doğruları.
ama benim gözüm hemen tezgahın yanındaki soluk kutuya takıldı, bunlar nedir dedim. onlar da yanlışlar, bizim densiz çırak almış. aldığımız günden beri orada duruyor. e kim bakar suratına, dura dura soldular hem de. isteyeni çıksa neredeyse üstüne para vereceğim ama..
son kelimelerini duyamamıştım bile, gözbebeklerim parlamıştı, o güzelim yanlışları görünce, birini bırakıp birini aldım. çok severim yanlış yapmasını, hem de bile bile yapılınca daha tatlı oluyorlar. kim ne yapsın doğruları. herkes birbirinin üstüne basmaya çalışırken, ucuz, piyasaya düşmüş doğrularıyla uğraşa dursun, ben bu güneşte solmuş, tozlanmış yanlışları çok sevmiştim. çantamdaki ıslak mendille bir güzel tozunu da aldıktan sonra, her şey tam istediğim gibi olabilirdi. ben bunları alıyorum dedim adama, hepsini. hem de bedava istemiyorum. ederi neyse vereceğim. iki kere bedel ödemek daha büyük zevk verecek bana.
o anda canım annem geldi aklıma, o bayılır doğrulara.. anneme de birkaç tane en güzelinden doğru paketlerseniz çok sevinirim dedim.
dükkan sahibine iyi kazançlar dileyip, hızlıca evimin yolunu tuttum. anneme doğruları verip, odama kapanıp, saçtım yanlışlarımı yatağın üstüne.
yeni alınan bir çift ayakkabıya sarfedilen tüm ihtimamı, belki de daha fazlasını gösteriyorum onlara.
tek tek inceleyip, heyecanlanıyorum.
önce hangisinden başlamalı diye..

Share/Bookmark

12 Mayıs 2009

"o, aramızda görünmez, soğuk bir duvar bulundurmasını biliyor."

bu, bir çeşit tılsım.
etrafında dokunulmaz bir hare var.
ışıklı gecelerde, ayın etrafında olandan.
her ne kadar bu tarafından bakıldığında, diğer tarafı görünse de, elimi değdirmeye çalıştıkça muvaffak olamıyorum. halbuki tezgahtar, bana onu hiçbir nedenden olmasa da sadece bu parlak ışığı yüzünden almam gerektiğini söylemişti. ben tezgahtarlara tasviri mümkün olmayan garip bir itimat duyarım. fakat ışığın bu nevi bir işlevi olduğunu bilmiyordum. bilsem ışıksız bir tane edinirdim.
edinir miydim?
işime pek yaramasa da, onu ne bir ikinci el dükkanına satıyorum, ne de doğumgününde ne hediye edeceğimi bilmediğim ve hediye seçmenin külfet geldiği birine hediye ediyorum.
itiraf edemesem de galiba korkuyorum.
dost sohbetlerinde kıskançlığı yerden yere vursam da, gene de en iptidai güdülerimle bu inatçı ışık halkasının herkese işlememesini ümit ediyorum gizli gizli.
Share/Bookmark

10 Mayıs 2009

gideceğimi bile bile, iyileştirmeye çalışıyor beni.

Gece gözlerimi kapatıp, öyle kazımaya çalıştığımda hatlarını beynime, demiştim ki sana; şayet bir gün gözüm kapalı ya da görmezken ayırt edebilmem gerekirse seni, onlarcasının arasından, sevgime yaraşır bir hız ve kararlılıkla bilmem gerekir, kirpiğine tek bir dudak temasıyla, onun sen olduğunu. sen de zaten bilebileceğimi söylemiştin; sevgimden emin olman, sevginden emin olmamdan hep daha memnun etmiştir beni.
..gözlerim zaten kördü, sesimle bulurdum yolumu. sonra neden bilmem, sesimi aldın elimden. öylece salıverdin ortalığa. neyin kini bu hala da anlamam.
çarparken duvarlara, canımın acısından çok -aldığın sesime üzülüyordum. çünkü biriktirdiğim, güzel cümlelerim vardı, daha söylenmemiş; "dilediğim gibi konuşmama izin verirseniz; o zaman, Aşk'ın kendisi dile gelmiş sanacaksınız."diyecektim, tam hayal ettiğim yerde,hayal ettiğim şekilde.
gürültünün geldiği yere yöneldim, yaklaştıkça ayırt etmeye başladım neye benzediklerini; ah etmeler, iniltiler, çaresiz teselliler. en son duymak istediklerimdi bunlar. seninkilere çok uzak.
biri geldi sonra, şakağımdan yüzüme akan kanları temizledi. şaşkın halimi anlar, gün görmüş/acıya doymuş bir halde alıştırmaya çalıştı.
ellerimi tuttu, ellerini yokladım. tırnaklarını yememiş. garipsedim. önce bir şaşırtmaca sanıp, bekledim. öpmesi gereken yeri de öpmeyince, tüm inancım kırıldı, sen olduğuna dair.
kabalık etmek istemeden ama engelleyemediğim bir hırçınlıkla; Beni burada öylece bırakmaz, birazdan gelir, tutar elimden, yenmiş tırnaklarını hissederim parmak uçlarımda. öpeceği yerden öper ve devam ederiz yolumuza-dedim içimden. gene de çok kıyamadım ona, belli onun da dokunulmaması gereken yerlerine dokunup, ağlatmışlar evvelce. gene de kızdım-sen değil diye.
duyurmadı bana ama, gözünden anladım,peki nedir bu halin.. deyişini.
şimdilerde gideceğimi bile bile iyileştirmeye çalışıyor beni.
bense onu üzmeden, oyalamaya çalışıyorum kendimi. arada kanayan yaralarımdan akıp kuruyanlarla fal bakıyorum sana.
Share/Bookmark

7 Mayıs 2009

küpeştede

sonunda onu neden bu kadar çok sevdiğimi buldum.
çünkü bir gemiye benziyor. güzel, büyük, beyaz bir gemi.
o koca haliyle suyun üstüne akıl almaz şekilde salındığı için değil. hayır bunun için değil.
onu sadece kör gözler bu yüzden sevebilir. ben içinde onlarca gizli odası olduğu için seviyorum onu.
dışardan bakıldığında dümdüz ve kabakıyım işlenmiş intibası uyandırdığı halde, içi ev gibi olduğu için. denize açılan pencereleri, şaşırtıcı yolları, her zaman keşfedilecek geçitleri olduğu için seviyorum.
göğsümü gere gere anlatabildiğim için; hiç göründüğü gibi değil diye başlıyorum cümleme, ondan bahsederken, içindeki cevherleri saymaya çalışıyorum, kırık dökük cümlelerimle. onu, sokakta görenlerden bir farkım olduğu için mutlu addediyorum kendimi, zira ben onlardan farklı bir şeyler biliyorum.

ben diğerlerini değil, onu gülümsetmek istiyorum
ben onları değil, seni..

benimleyken her işinin rast gideceğini,
taş sandığı yolların, yürünmesi en kolay toprağa dönüşeceğini,


bilmiyor.
Share/Bookmark

2 Mayıs 2009

o kadar candansın ki,görenler mürai sanıyor

kemal, füsun'a bir kere bile "Beni seviyor musun?" diye sormuyor/soramıyor.
Karşısındakinin hislerinden daima mütereddit olmanın verdiği acizlik/kendine güvensizlikle sen de ona hiç soramadın, onun seni sevip sevmediğini.
o yüzden imren ve şaşkınlıkla bakıyorsun, sevgililerinin kendilerini ne kadar çok sevdiğinden dem vuran insanları görünce.
fakat bunun yerine çokça söyledin. kendine hiç ket vurmadan-nasıl olsa boldu yüreğinde- söylemekle eskimez/bitmezdi. kimbilir dillendikçe çoğalırdı belki de.
sen, onu, 'sevildiklerinden emin olanlar'dan farklı bir şekilde seviyorsun. onlar sevilmek sen sevmek istiyorsun. bu yüzden boşuna imrenme onlara.
istiyorsun ki, sevdiğin en rahat senin yanında olsun. bilsin ki en çok orada seviliyor, başka hiç kimse yüreğini ona bu denli sonuna kadar açmamış. ismin aklında huzur ve rahatlıkla beraber anılsın.
gene de nasıl oluyor şaşıyorsun. bazen şüpheyle yaklaşıyor söylediklerine.
hala inanamıyor içten ve riyasız olduğuna.
Share/Bookmark