24 Mart 2013

Pazar Sabahı, Bach, Kahve ve Nar.

Sonunda uyudum. Gözümü açar açmaz uyumuş olabileceğime hala inanamıyordum.
Birine söyler gibi kikirdeyerek dedim ki; demek ki kahveyi az tutunca uyunuyormuş.
Hemen Zeynep düştü aklıma. Ona özelden anlatacağıma buradan anlatayım dedim. Biri bileceğine çoğu bilsin istedim.

Ve bi önceki postta riya ve seviyesizlik kelimelerinin beni rahatsız ettiğini hissettim. Yanlış anlamış olduğunuzu bilmenin hissi. Don't get offended demek istedim herkese. Bu sizin olduğunuz yerin tarifinden ziyade, benim Olan'a bakış açımın -eskiden- nasıl iyi olmayan halini göstermek isteyişimdi. Sadece.

Vee gelelim Zeynep'e. Muazzam bir sevgililik gibi düşündüm önce, çünkü Siz anca sevgilinize mental emek harcamayı bilirsiniz*. Genel kanı böyleydi. Ama Zeynep'le what we've been through'yu düşününce -nasıl emek ve anlayış dolu olduğunu hissettim. Ona uymayanı önüne yığdım, o bana kızdı. Biz birbirimizi sevdik. Ben ona çok sinirlendim. Bir hışımla gidip de, açık yüreklilikle ona nasıl sinirlendiğimi söylediğimde, o da belki daha yumuşak konuşabileceğini fark etti. O bana şefkatle yoluma dair endişelerini söylediğinde, ben ona gün be gün kulak astım. İnatçı küçük bi kardeşinin olduğunu biliyordu. Bir mağazanın önünde dolanıp, her şeye saygı göstererek, eğer bir mümkün yolu varsa, onu oldurup, almak istediğimi anlayan, benim anlayamadığımı bana gösterendir Zeynep. İçimdeki mantığı biledikçe, ben onun ayak dirediği, diş bilediği hisleri oldum. Hissin kötü olmadığını gördü Zeynep ve ben mantığın.

Ben Zeynep'le ilgili her şeye ne büyük bi olgunlukla davrandım diye düşündüm kendi payıma böbürlenerek ve hemen dedim neden başkalarıyla yapamadım bunu (hayıflanmaksızın) çünkü 1. bizim sevgimiz çok büyüktü ve 2. Zeynep de/benim kadar/benden de fazla olgundu. Bir gün olsun şüphe ettirmedi bana olan sevgisinden. Bu hayatımın ilk masterpiece ilişkisiydi.

Çoğu mu desem yoksa kimi mi bilmiyorum ama eğer gerçek bir guru değilseniz, sadece sevmek sizi gitmeniz gereken yere götüremiyor. İşte tam o noktada karşıdakinin size o kuş tüyleriyle doldurduğu güven alanına ihtiyacınız var. Güven dolu yola. Sevildiğinizi bildiğiniz anda o yolda ne engebe olursa olsun, karşılıklı rıza olduğu müddetçe, yolunuz ve sonu hep ışık oluyor.

Ve Erdem çocuklar, koşulsuz sevildiğini bilen kişinin, nasıl olsa seviliyorum diye gelip halının ortasına sıçması değil, tam bir hakkaniyetle sevildiği kalbi daha büyük bir özenle sakınmasıydı.

*Ve ne zaman elinizdeki kahve fincanına bile aynı özenle davranabilirsiniz, o zaman o basic kahve fincanı bile sizin Stonehenge'iniz, Duzgin Bawo'nuz, Buddha Heykeliniz olur.

Hayatı güzelliştirin çocuklar. Dünya'ya güzel şeyler verin. İnanın O, elinizi boş bırakmayacaktır.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder