30 Ocak 2013

bunları istiyorum dediklerim, birkaç çift kırmızı ayakkabı değil

Ah çocuklar.
Allahım onu da mı alsam, bunu da alsam, onun topuğu böyleydi, bunun burnu, şunun koluyla olur muydu yaa du bi bakayım diyip de, dolabımı açtığımda gördüğüm manzara karşısında adeta şoké oldum :)
şaka yook şaka yok.
o kıyafetleri görünce kazık gibi dikildim dolabın karşısında.
ne hale gelmiş zihnim dedim.
Almanya'daki hayatım geldi aklıma, büyük bir valizle neredeyse bir yıl yaşadım.
bikaç mutfak eşyasıyla da her şey çok kolay olabiliyor.
Ruhun tam oldukça, eşyaya ihtiyacın düşüyor
Geri yatağa uzanıp düşündüm, ve o takip ettiğim moda bloggerlarını düşündüm. Her ne kadar bitki çayı, detox, bilmem neyle sakin hafta sonu geçirdik, doğaya dönmek harika deseler de, ruhlarındaki o, kendini şekille ispat etme ihtiyacını sevgiyle hissettim.
Ve oradan etrafımdakileri, etrafımdakilerin etrafındakileri düşündüm.
"Eğlenmek" isteyen insanlar, buna ihtiyaç duyan
ve bunun için "şey"lere ihtiyaç duyulması, ayakkabılar, play stationlar- belki?
partiler? çok detaylı yazmak istemiyorum bunları- çünkü her şey her şey birbirine girmiş vaziyette, hepsi etkilemiş birbirini.

bu ülkede sakin ve minimal bir yaşam kurmak istiyorsan, topluma ve ailene tamamen kulaklarını tıkaman lazım ve bence minimal bi hayattan gelmen lazım. ve gene bence çok parayla minimallik kurman gerek. ama bunlar hem de tezat. bilemiyorum. ancak sertab erener gibi, rural'a taşınıp, evde mayanlanmış yoğurtla mutlu olabilirsin.

3 dolap kıyafetliysen, Kurtuluş'ta zeytinle, pekmezle sakin bir hayat yaşayamaz, boğulursun. --bence bunlar tabii bence.

kimse kimseye karışmasın, kimse hareketlerini anlamdırmaya-adlandırmaya çalışmasın. sen en iyi okullarda okumana rağmen, kariyer denen zıkkımı istemediğini anlatmaya çalışmak zorunda kalmayasın.

bunun için İzlanda'ya mı taşınmam lazım?
Neden olmasın diyorum.
Hayatımın belki yarısını çoktan yaşadım. Neden ben her gün zedeleneyim?
Neden 15 duraklı otobüsün ilk 3 ünü kullandığım, sakin ve mutlu bir hayatım olmasın?
Birkaç kap kacakla, kucağında bir bilgisayar-kitapların
Her gün yanında olduğu için, seni besleyen varlığına şükrettiğin bir hayat arkadaşı ve kalın botlar
Sanırım istediklerim bunlar.
Share/Bookmark

24 Ocak 2013

Muzlu Kekmek -Aşk acısına methiyeden kek tarifine gelişime

Sağlıklı beslenmeye kararım var. Ve şimdi size internette bulduğum tarifi, uyarlayıp yaptığım kekmekimi anlatıyorum. Adını ben koydum (Direkt Ve Volkan'ı hatırlayanlar fav)

Ben yarım ölçü yaptım, bundan yaklaşık 9 muffin tanesi çıkıyor.
Yarım ölçümü tam addedip veriyorum:

Yarım elme rendeliyoruz, rendelediğimiz elmanın içine 1 küçükçe yumurta ve ekmek mi kek mi istediğimize karar verip, kek istiyorsak biraz pekmez koyuyoruz. İçine bir bardak tam buğday unu ve biraaazcık kabartma tozu koyuyoruz.
Diğer bi kapta annemize 2 gene küçükçe muzu ezdirip, hoop karışımımızın içine ekleyip, bir avuç kadar, ya da biz ne kadar istersek ceviz kıyıp koyuyorz.
 Ve voilà çocuklaar! Ben muffin kalıbına döktüm. Biliyorsunuz teflon çok zararlı, silikon ne kadar iyi bilmiyorum ama şu anda ben silikonu tercih ediyorum.

Ojemin rengi de keşke daha güzel çıksaymış, onu da nereden aldığımı yazar, blogumu hem o, hem bu, hem şu bloguna çevirirdim. Cause that's me baby, so çok yönlü ^.^

P.S. Kekmek bayaaa lezzetli ama oldukça ağır, bir küçük tane kafi gelip, aşabiliyor bile.



Share/Bookmark

22 Ocak 2013

ilerlemeyi kazanma bilene ve bilenlere

Yeni bazı tutum ve fikirlerim var, bunların hepsini başlık başlık mı anlatmalı, başlığa uymayan yerde kesmeli mi -yoksa içimden geldiği şekilde mi yapmalı tam karar veremesem de
Hoop bismillah

Bunu Z.'yle bikaç kere konuştuk, çünkü bunları hep Z.'yle konuşuruz. Okuduklarım-ızdan ve yaşadıklarımızdan çıkardıklarımdır:

Trip denen mereti hayatımızdan çıkarmamız gerektiğiyle ilgili. Ben yapmıyorum-artık.
Çünkü o kadar yanlış ki.
Size bunun ne olduğunu söyleyeyim:
Trip atmak demek: Bu durumu o kadar çok önemsiyorum ki, beni altüst ediyor ama sana karşı kendimi güçlü göstermek istiyorum çünkü zaten önemsememi zayıflık olarak algılıyosun ve üstüne rahatsızlığımı dillendirirsem, beni iyice zayıf belleyeceksin. Zayıf olursam beni sevmezsin, çünkü sadece çelik gibi umursamazlar sevilir.
Ah, neresinden tutsak elimizde kalıyor değil mi?
Bunu iki başlık altında inceliycem.
İlkini sona saklıyorum
2. İletişimin önemi. Sorun yokmuş gibi davranırsanız, karşınızdaki, Hmm sorun yokmuş gibi davranıyor, ahh allahım acaba gerçekten sorun var mıdır, bunu nasıl düzeltsem DEMEZ. Sorun yokmuş gibi davranmak, en basitinden, duruma rıza vermektir. Her zaman dillendirmeniz gerekir, bunu saldırmadan, kırmadan, suçlamadan, sorumluluğu üzerine atarak yapmamanız gerektiğini burada anlatmıycam. İyi kalplilik, zerafet ve safdaşlık sizin yoldaşınız olmalı çocuklar. Bunlar ilerinin konuları, bugün canım istemiyor zira.

1. Ve şu zayıflık meselesi. Siz her güce taptığınızda ben size sarılmak istiyorum, çünkü buna ihtiyacınızı görüyorum. Güç inanın çok güzel, ben onu yüceltiyorum, kendi yolunda giden insan, yolunda giderken, ona hizmet etmeyeni bırakan insan, irade sahibi insanı yüceltiyorum! Ama sizin sevilmek için güçlü olma zorunluluğuna inanmanız, o yüzden güç sandığınız zalimlerin peşinde güzel kalplerinizi un ufak ettirişinizi görmek, inanın hoşuma gitmiyor. Sizi pırıl pırıl, güçlü ve sevgiye inanan, meşruiyetini buna dayandıran ve bunu yaratan insanlar olarak görmek istiyorum. Spor hocamı çok seviyorum, iyi kalpli ve olumlu ve yardımsever. Onunla bi gün duygusal ilişkilerden bahsederken bana dedi ki: Kız arkadaşım tüm zayıflıklarını bana versin ve ben onu tam da avucumun içinde tutayım, bende güvende olsun. Bu bir erkeğin sahip olabileceği en güzel düşünce kalıplarından biri olmalı! Sırf bunun için, sözlükteki birçok iyi sıfatı, adının kenarına yazıyorum zihnimde.
İşte ben buna katılıyorum.
Ben hayatımda yakın dediklerime kalbimi açıyorum. Sizin zayıflık dediklerinizi, korkularımı, hatalarımı, zaaflarımı gösteriyorum -en az gücümü ve irademi gösterdiğim kadar ve sonra zaman akıyor; mesajlaşıyor, kahve içiyoruz, sohbet ediyoruz, sinemaya gidip, tatile çıkıyoruz ve aralarından bazıları kendini salıyor.
Anlar ve olaylar oluyor esnasında ve öncesinde ya da gelecekteki bir şeyden korkuyorlar, benimle ilgili ve benden tamamen azade, kendilerini yenik hissediyorlar ve tam da o yanlış güce ihtiyaç duydukları esnada, akıllarına "harika" bir fikir geliyor, bazen planlı bazen tamamen ani, Ceren'in şu - evet Ceren'in şu kendi kendine zaten bildiği, bilip kabul ettiği, kabul edip değiştirmek istediği, değiştirmek isteyip, bu yolda adım attığı hatasını, şöyle bir güzel sesli söyleyeyim ki, kendini kötü hissedeceğini sanayım. Çünkü o kendini zayıf hissederse, ben görece güçlü hissedebilirim..  Bilmiyorlar ki, o durum benim için asla o fiilleri içermiyor, o küçük saldırılarında, güç oyunlarında, ben onların kırgınlıklarını görüyorum ve içimden diyorum ki: keşke böyle salaklaşmak dışında başka seçeneklerinin olduğunu bilip, onları seçseydin ve ben senin kırgınlığını iyileştirmen için sana alan açabilseydim ama madem senin biliş seviyen bu, kalbin henüz temizlenmemiş ve her şeyi ve her şeyi götünden anlamışsın. O zaman diyorum, yol ağzına geldik, sen benimle gelmiyorsun, sen benim yolumda, benimle ilerleme vasfına henüz sahip olamamışsın. Kimini bir harekette çıkarıyorum, kiminin yaptıklarını not edip, yanımda olmak isteyişine göre biraz daha tutuyorum, bazısı değişiyor çünkü, ona ilk verdiğim şansa ulaşması için, yaptığının idrakiyle yanıma gelmesi lazım. Yoksa kuru kuru düzeltmeyle, karnesinde kırıklarla kalıyor nezdimde.

Ve hayat böyle dinamik bir şey, tıpkı bir şehir gibi ama ondan daha fazla.
Ve gene bir ve, kalbinizden geçenleri söyleyin, inanın hep siz kazanacaksınız, sizden gitseler bile
Bu bazen en büyük zenginliğiniz olacak
ama bunu ileride anlayacaksınız.
Share/Bookmark

21 Ocak 2013

kızlar, gücenmece yok ya da isterseniz gücenin.

Çocuklaar ben geri döndüm-biraz.
Acaba yeni bi adres mi alsam dedim ama sonra da hayır dedim, artık acı aşk yok burada.
Ne var bilmiyorum ama kiminize "ayar" olarak gelebilecek hakikat ve yaşam dersi var ayhaha
valla bakın..

Bugün size biraz arkadaşlıktan bahsedeceğim:
Yıllar önce Z. bana: Önemli olan kötü gün değil iyi gün arkadaşlığı, gerçek olan odur demişti. Z benden 4 yaş büyük ama ben o zaman dediğinden hiçbir şey anlamamıştım.
Taa ki kendim yaşayıp, anlayıp, analiz edene kadar..

Bu laflarım özellikle kızlara, hatta belki sadece onlara zira 27,5 yaşımda öğrendim ki, erkeklerin bu taraklarda hiç bezi yok.
Şimdi siz kendinizi "iyi" zanneden kızlar olarak: iyiliğinizi ama ben arkadaş(lar)ımı çok seviyorum, hep dinliyorum, hep ona yardım edebilirim kötü olduğunda diyosunuz diil mi? Ve evet muhtemelen yapıyorsunuz da.
Tamaaaam.
Diyelim ki arkadaşınız, sizin sahip olduğunuz bir şeyi kaybetti: ,Mağruriyetle mi üzülüyorsunuz?
Ya da arkadaşınız, sizin de kaybettiğiniz bir şeyi mi kaybetti: Peki şimdi Schadenfreude?

Hıı?
Burada biraz soluklanıp düşünün kızlar.

2. adıma geçiyoruz
Bu sefer arkadaşınızın başına harika bir şey geldi
ve bu harika şey benzerinden siz de istiyordunuz ama sizde yok.
Hissettiğiniz ne?
Yoksa kıskanmaya mı başladınız?
Arkadaşa biraz hınç da var mı?

Yeter.

Bütün bunları hissettiğinizi ben biliyorum. Sorun yok, bunları aşabilirsiniz aşmasanız da ben çok umursamam, en fazla sizinle iletişimimi keserim, o kadar.
Ama ben bunu, sandığınız kadar "iyi ve sevgi dolu" olmadığınızı anlayın diye söylüyorum.
Yani "kendiniz" bilin diye.
Çünkü kendinizi bilmemeniz ve kendinizi bilmez halde bunun aksini bana ve dahilimde çevreye ispatlamaya çalışmanız, gören gözler karşısında sizi küçük düşürüyor.
Halbuki, kasaba kurnazlığınızı bir kenara bıraksanız, olmadığınız halde güçlü görünmeye çalışmasanız, açsanız kalbinizi ve deseniz ki, ben kendini incinmiş ve yeteri kadar iyi hissetmiyorum.
O zaman şimdi yaptığım gibi sizi ötelemem, aksine yanıma alırım.
Ama bunu şimdi gerçekten gerçekten "siz", "kendiniz" bilin diye söylüyorum.
Yoksa zaten benim kalbim radar, gözüm röntgen cihazı.
Share/Bookmark