15 Ekim 2012

Oskar Schell'in botlarının ağırlaşması gibi

Yeniden anladık ki burası bana yaramıyor. Değil buraya gelmek; buraya gelme yoluna girdiğim andan beri modum irtifa kaybetmeye başladı.
Trende ağladım.
Uçakta ağladım.
Havaalanı kapısında,
takside
banyoda
yatakta
vapurda
ve şimdi işte.

Neden olduğunu pek bilmiyorum, iki pınarımdan sular akıyor.

Gelir gelmez dedim ki eve; "Bunun adı tesadüf olamaz. Bu kaderse eğer; çok boktan ve bu sınavsa çok zor. Benden bu kadar zoru bekleniyorsa, bekleyen çok zalim.
Bütün bunları ben yapıyorsam; çok aptalım. Ama bunlar benim başıma geliyorsa, bu hiç adil değil."

Hemen kıyasa gireceğinizi biliyorum. Benimkilerle- sizin bildiğiniz daha ağırlarını, Dünya'daki yıkcı örnekleri karşılaştırıp, tartacaksınız ve sonra benimkileri ciddiye almayacaksınız.
Hiç umrumda değil- uzun uzun neden böyle yapılmaması gerektiğini anlatmayacağım.
Bir üstteki paragrafın nedeni var.
Şöyle anlatayım:
Diyelim ki bir sıkıntın var; buna A diyelim. Kafanı, gözünü ruhunu buna adamışsın ve sonra bakıyorsun olmuyor; bari diyorsun hadi artık B olsun. O anda A oluverir ya, ya da imkanlar çıkar önüne- onu tamamen anlıyorum- evrenin işleyişi böyle ya, mantıklı ve ben bunu gerçekten anlayabiliyorum.
Bu cepte.
Peki ya buna ne demeli?
Diyelim ki bir sıkıntın var; buna A diyelim. Kafanı, gözünü ruhunu buna adamışsın ve sonra baktın olmuyor; bari diyorsun hadi artık B olsun. O anda seni fiziksel değil de ruhsal olarak A.'ya zincirleyecek ne varsa oluyor. Yanına yaklaşamıyorsun ama kalbine kramp giriyor. Vazgeçmişken yani sen zihninin ucuyla ve vücudunu alıştırmaya çalışıyorken, heykel gibi, zehir gibi, aşk gibi önüne dikilip, fırlayıp, içine dolup, seni çevreliyor.
İŞTE BU KÖTÜ!
İşte ben o zaman bunun müsebbibi her kim ve neyse, onu can u gönülden lanetliyorum. Ben, Allah ya da her kim ve neyse
Ama insan bazen kötüler arasında bile mantıklı olanı seçme şansına sahip olabiliyor: ucu bucağı görünmeyen bir huzursuzluk içinde debelenmek mi yoksa insanların 3 beş ay süreceğini öngördüğü sonu iyileşmeli bir kalp kırıklığı zamanı mı?
Zihnimle kalbim ufak ufak uyuşuyor gibiler-uyuşuyorlar demedim. UFAK UFAK, uyuşuyor GİBİLER.

Safi bir depresyon olsa bu, yemeden içmeden kesecek, koyu bir Kafkaesk acı hali
belki adı konur ya da tedavi edilirdi ama bu daha acıklı bence:

Canın çilekli pasta çekiyor çekmesine ama yutarken tadı tuza bulanıyor kremanın.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder