31 Temmuz 2012

Huzur'a dair birkaç kelime

Bütün bunları-hepsini yazacağım. Tarih tarih.
Mesela 2Temmuz'da, acıya nasıl prim verdiğimi göreyim diye silmedim.
Diyeceklerim bunlar değil.
Şunlardı:

Oturmuş karşıma kocasından bahsediyor;
"Ben ondan maddi hiçbir şey istemedim, sadece huzur istedim, tam 6 senedir, sadece huzur istedim. Onu BİLE vermedi."

Söylediği her şeyi kabul ediyoruz.
Ben ona, orada, öylece baş sallarken; size söyleyeceklerimi düşünüyorum.

Huzur; istenmez, alınmaz ve verilmez.
O vardır ya da yoktur.
Onun varlığı ve yokluğu ise bulaşıcıdır, akar.
Varsa daha çok var olur, yoksa daha çok yok.

Huzuru eksik diye, kimseyi suçlayamazsın, kızamazsın kimseye; ve kimseyi belki de yüceltemezsin yanında üzerine oluk oluk akıyor diye huzuru.

Kendi içindeki Huzur'u bulursun. Üstünde birikmişleri yıkaya yıkaya, kumunu ata ata-ışığın parlamasına izin vererek. Ve sonra hayatına istediğini sokar, istediğini tutar, istediğini çıkarırsın. Amaöölölö-Her şeye bir bahaneniz var değil mi? Ama NE? Çıkaramadıklarınız mı var? O sizin muhayyilenizin kıtlığından. Tamam, olsun; o zaman kabullenirsiniz.

Kimseden hiçbir şey beklemeyin.
Şartlara, durumlara bağlamayın.

İsterseniz o da olur ama ben size, aşktan çıldırmış bir erkek, içinden nar şurupları akan altın kurnaları vaad etmiyorum.
Hemen, o zaman niye diyorsunuz değil mi? O zaman neden?
Çünkü Huzur'u bilmiyorsunuz.
Huzur hep var, siz sadece üzerini acıyla örtüyorsunuz.
Ve Acıya körü körüne bağlı olduğunuz için, onu çok nadiren bıraktığınız için, Huzur'u da aynı nadirlikte geliyor sanıyorsunuz.

Ben size söylüyorum; acıya dolanık parmaklarınızı şöyle bir gevşettiğinizde; yer ve gök O'ndan ibaret olacak.


Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder