21 Mayıs 2012

madem öyle


Sizi bilmem ama (kim bilir kaç yazı böyle başladı) benim ruhum sanki en çok yolculuklarda çalışır.
Kalemim ve kağıdım hep benimle olur.

Biraz önce de dediğim gibi, o kalemle buluştuğunda da elim, içim akar kağıda. Gün içlerinde bastırmak, kulak vermek istemediğim ne varsa onlar akar sanki, rahatlamak değildir insanın içinden geçenleri yazmasının amacı ama görünce içimde kalan parçaları, rahatsız olurum genelde ben.
Bu sefer uçakta anons yoktu, saatler boyu gittikten sonra kestiremez oldum nerede olduğumu. Nerede olduğumu bilmiyorsam, nerede olduğumu bilmiyorsa, kayıp mı sayılırdım şu anda?
Kayıp ne demekti?
İnsan yıllar yılı yaşadığı mahallesi, evinde de kayıp olmaz mıydı?
Bu fiziksel mi yoksa ruhsal bir durum muydu?
Peki ben, dünyanın neresinde olduğumu bilmezken, kim olduğumu biliyor muydum?
İnsan kim olduğunu nasıl bilirdi? Neyi sevip, neyi sevmediğine, tepkilerine, kabullerine göre tüme varıp mı ad koyardı kişiliğine, buna pek karar veremedim.
En büyük hissel rahatsızlığımı bilen bilir; 4 yıl kadar önce, Almanya'dan İtalya'ya giderken de aynı şeyleri hissettiğimi fark edince, aradan geçen zamanda sıkıntımın bile değişmemiş olması beni sinirlendirdi; Yapmam gerekeni yapmayıp, yapmamam gerekeni yapmak.
Aldığım yolu hiç küçümsemiyorum, insanın kendini anlamaya çalışma yoluna girmesi; iğneyi-çuvaldızı hepsini kendine batırmaya yeltenmesi bile, kendine hiç toz kondurmayan insan için büyük bir yol almak değil miydi?
Evet.
Peki ama bazı şeyler hala neden yoluna girmiyordu;
Madem ki;
"In your life you choose and create the people and events designed to bring you the perfect opportunity to know yourself as you truly are."
Peki ben neden bütün bunları yaşamayı seçmiştim.Neyi düzeltmem gerektiğini az buçuk bilsem de, nasıl yapacağımı çok bilmiyor(d)um.
Dünya nasıl bir yer, insan neden sadece kendi hislerinde boğulur; ben yukarıdan uçarken, aşağıdaki köpekbalıklarının damarlarında akan kanın basıncı; araba süren adamın, beyninden geçen düşünce; gökdelenlerin içindeki kadının midesindeki bulamaç, hepsi benim hislerimle aynı değerde ve insan biraz dikkatini dışarı vermeli, çevreyi yüceltmeli.

Uzun yolculuktan sonra, otel odama girince, odadaki boş yerin neden boş olduğunu düşününce, içime bir şeyler üşüştü.
Binlerce kilometre öteden bu kadar yoğun hissediyorsam, onun da beni düşündüğü apaçık ortadaydı.
Otuzuma birkaç kala, öğrendiğim en büyük hayat derslerinden biri, böyle durumlarda sadece düşünüyor olmanın bir işe yaramadığıydı ve iyi niyet, düşünce ve hareket uyumu, ve özendi gereken, isteyen insanın uğraşı, olanı oldurmak ya da iyiye evriltmek için.
Madem ben burada, o başka şartlarla oradaydı
Madem bana sevgi ve güven verememişti
Ben, o ortamda çıldırıp, merkezimden kaymıştım
ve evet durum buyduysa, daha fazla geçmişe ve geleceğe dönük, pişmanlık ve evhama gerek yoktu.
Bu durumu öyle güzel kabullenişti ki, örtüyü bir güzel çekip, sol yanıma döndüm.

İnsan yaşadıklarından çok şey öğreniyor, ben de ışıkta uyumayı öğrenmiştim.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder