23 Şubat 2012

m-M | handling or getting over

haftaya, hakkındaki kanım ne olur bilmiyorum ama
ben tam bugün, şu an "şey"lere sadece tasnif öncesinde, olduğu boyutta bakmak gerektiğine inanıyorum.
sadece baktığın ilk an-demek istiyorum.
ondan sonra, olayın ve yarattığı duygunun mikrofiber yapsına girecek kadar hızlı ve derin bir "zoom in"
-büyümüş pikseller karşında duruyorsa, hemen, yoğun bir farkındalıkla bütün o anlamlandırmaları ya zihnine ya kağıda yazmalı
ve hepsini adlandırıp, anlamlandırdıktan, manalarına kulak verdikten sonra aynı hızla belki de daha da fazlasıyla, elini sıkıca "zoom out"a basmalı. -odanın içinden, şehre, ülkeye, atmosferin de üstüne çıkmalı.
ve şimdi bir de bu boyutta durumu yorumladıktan sonra
her şeyi normal boyutuna getirmeli.

bütün adımların hakkını verdiyseniz şayet, şimdi geriye kalan sadece akan bir kabullenme ve edinilmiş dersler olmalı
Share/Bookmark

15 Şubat 2012

"happy" meal vs hünkar beğendi

bu bir seçim meselesi fazlası değil
ama hem de fazlası, çok fazlası

dünya çapındaki o zincir restaurantlarda mı yemek istiyorsun yemeğini? karşılığında tek vereceğin para olacak. gidip almana bile gerek yok artık, her şey çok "kolay". bir telefon ya da birkaç tuşla, kucağına getiriyorlar. her şeyi içinde, hiçbir şey düşünmene gerek yok. sen sadece ne yiyeceğine karar ver; sosu x değil de y olsun de. ve bitti mi yemeğin? bütün o kimyasalları ve plastikleri tortop edip, çöpe atabilirsin. ötesini bile düşünmene gerek yok hiç, Toprak Ana'yı nasıl da kirlettiğini, düzenin bozuluşuna kattıklarını...

ve diğer bir taraftan bir Osmanlı yemeği. özenli bir alışveriş gerekir önce. ıspanaksa aradığın, herhangi birini alamazsın. ona özel olanı vardır. gez, ara.en güzelini bul. usul usul yap yemeğini. zaman, emek, uğraş, özen. evet, Özen. yapması kadar, yemesi de adaplı. güzel tabaklar, güzel kaşıklar eşlik edecek. ve bittiğinde her şey oturup yıkaman gerekecek. yıkaman, kurutman, yerine koyman. temizleyip, düzenlemen.

arasındaki fark bu.
arsındaki fark dağlar.
arasındaki fark: özen ve sorumluluk.

o fast food'u tercih etti, özen veremeyeceğine istinaden. sadece bir seçimdi bu ve hem de daha fazlası.
tadını bilmiyor emeğin, kolayını istediğini söylüyor fakat gücü yok belki de- gücüne erişecek basamakta değil henüz.
kınamak değil asla, artık kınamak yok.
farklı yolların yolcularıyız sadece.

söylemeye gerek var mı?
-ben hünkar beğendiciyim.
Share/Bookmark

8 Şubat 2012

siyanoakrilat

dışım sıkı, dışım dik.
fakat içim, biraz sökük, adım attıkça organlarım oynuyor; sırlı camına parmak takılıp yuvasından edilmiş dikiz aynası gibi.
fakat ben birlik ve uyum istiyorum.
bu yüzden, babamın buzdolabında sakladığı "o" japon yapıştırıcısına bugün tekrar başvurdum.
ve gene su ısıtıcısında biraz su ısıtıp, içine damla damla döktüm. koyverdi kendini sıcakta, ılıdı, eridi.
bir dikişte içtim.
tadı biraz sentetik.
her tarafıma iyice yayılabilsin diye, doğruldum.
platinlerimin el verdiğince biraz da hareket..


hep kaçınırdım sunilikten fakat güçlü bildiklerimin doğal yollarla evrildikleri ne malum.
hep adil oynamakla kazanılmıyor
kazanmak hiç olmadı niyetim
ama
sanırım artık bütünüm.
adım atınca dağılmayacak bir yerlerim.
Share/Bookmark

3 Şubat 2012

kadın olmak.
Share/Bookmark

1 Şubat 2012

zerre fikrim yok

Yani bilmiyorum. Yeni hayatıma alışmaya da çalışmıyorum, sadece zaman geçtikçe alışacağımı düşünüyorum, belki onu bile düşünmüyorum.
Bazen ise fazla düşünüyorum, eski zamanlarda olduğu gibi beynim ısınıyor, yanıyor hemen aklıma lobotomi geliyor. Zaten ben ne zaman "öyle" hissetsem, hep aklıma lobotomi gelir. Sanırım ruhumun o yanı için, en doğru kelime ve hisler bütünüydü.
Gene bazen bir coşku geliyor, ohh dersin nehirlerle beraber akıyorum, uzansam yıldızlardayım, böyle bir koyverme, bir akışa bırakma, dünyaları yaratabilirim o saniye ama bazen birkaç saat bazen de birkaç gün sonra balonuma iğne sokmuşlarcasına bir sönmek ama aman allah o nasıl bir sönmek? Dünyadan el etek çekilir, yataktan çıkmayı bırak, gözlerini açmak bile manasız ve yersiz gelir, ölmek değil ama yok olmak en çok istenilen şeydir o vakitte.
Tam o esnada ya dramalarına geri düşersin -ki aslında sabır ve sebatla devam edebilsen, bunlardan kurtulacaksındır ya da sadece o uyduruk değiştirme halinin miadı dolmuştur.
İşte temel soru burada yatıyor.
Hangisi?
Eğer şu yaşa kadar yaşadıklarım boktan bir öğrenmeyse ve ben aksini alasıyla yapabileceksem, her türlü gel gite hazır, göğsümü gere gere direnirim
Fakat ya öyle bir şey yoksa, mizaç varsa ve mutluluk hali herkesin olamazsa, ben de diğerleri- biz buysak. biz hüzne yakınsak, yakınmaya, melankoliye-- o zaman doğal ortamımı bu kadar zedelemeye, kendimi bozmaya çalışmam çok yorucu ve anlamsız.
Geceleri O'na bunları soruyorum, hala cevap vermedi.
Babaannem öldüğünde de vermemişti.
Share/Bookmark