22 Ekim 2012

emek çok güzeldir

Beklemeyi ve çabayı yüceltiyor değilim; sadece bazı şeylerin zamana ihtiyacı var.
Ve bir şeye zaman vermek emektir; çünkü o sabır ve sebattır.

Şey'e zaman vermek, belki de sabrın en güzel temsilidir
ve Sabır belki de emeklerin en büyüğüdür.
Ve emek her hâl ü kârda cok yücedir.
Emek insanın gece yastığa başını utanmadan koyabilmesidir.

 
 

Share/Bookmark

16 Ekim 2012

Belçika'dan Peygamber'e.

Şimdi size hiç duygusal olmayan bir şeylerden bahsedeyim.
Son ortak öğle yemeğimizi Belçika'da, tiyatronun üst katındaki güzel restaurantta yedik. Salak koordinatör, kimseye sormadan sulu deniz mahsülleri ayarlamış.
#Bilenbilir ben HİÇ sevmem- belki birkaç balık ve karidesin kızartmasını ama haşlama asla.
Tabak geldi; midye içi, karides, balık, patates ve kuşkonmaz.
Vızırdanmadan yemeye en azından bir yelteneyim dedim, hafifçe karabiber- kokusunu alır.. ALMADI.
Hoşuma gitti ama -inadımı kırıp hiç yemeyeceğim bir şeye en azından birkaç çatal geçirmek
Doymadım tabii, sarımsaklı tereyağı, ekmeğime sürüp sürüp yedim, yanında haşlanmış patatesle

Ve sonra gene hayatımda ilk defa taze frenk üzümlü bir tatlı yedim. Oldukça ekşi ama fiziği dünyalar güzeli..


Her ne ise: Bu yazının özeti: sevmediğimiz şeyleri, sevmeyecek olsak da deneyelim.
Sağdaki benim kolum ve pek sevgili kazağımın yeni.
İşte bu kazakla olan hatıralarımı hemen duygusala bağlayabilirim ama dün kendim ve vasıtasıyla Dünya için iyilik yapma yolum gereğince girmiyor ve bağlamıyorum.
Demin bir şeyler okudum, diyor ki; seven, sevdiğine, sevdiğini söylesin.
Fırsatı olan bunu yapsın.
Fırsatı olan, kulağı duymayı hak edeceğe bunu hemen yapsın.
Sevdiklerimi, ofis sandalyemde seviyorum.
Share/Bookmark

15 Ekim 2012

Oskar Schell'in botlarının ağırlaşması gibi

Yeniden anladık ki burası bana yaramıyor. Değil buraya gelmek; buraya gelme yoluna girdiğim andan beri modum irtifa kaybetmeye başladı.
Trende ağladım.
Uçakta ağladım.
Havaalanı kapısında,
takside
banyoda
yatakta
vapurda
ve şimdi işte.

Neden olduğunu pek bilmiyorum, iki pınarımdan sular akıyor.

Gelir gelmez dedim ki eve; "Bunun adı tesadüf olamaz. Bu kaderse eğer; çok boktan ve bu sınavsa çok zor. Benden bu kadar zoru bekleniyorsa, bekleyen çok zalim.
Bütün bunları ben yapıyorsam; çok aptalım. Ama bunlar benim başıma geliyorsa, bu hiç adil değil."

Hemen kıyasa gireceğinizi biliyorum. Benimkilerle- sizin bildiğiniz daha ağırlarını, Dünya'daki yıkcı örnekleri karşılaştırıp, tartacaksınız ve sonra benimkileri ciddiye almayacaksınız.
Hiç umrumda değil- uzun uzun neden böyle yapılmaması gerektiğini anlatmayacağım.
Bir üstteki paragrafın nedeni var.
Şöyle anlatayım:
Diyelim ki bir sıkıntın var; buna A diyelim. Kafanı, gözünü ruhunu buna adamışsın ve sonra bakıyorsun olmuyor; bari diyorsun hadi artık B olsun. O anda A oluverir ya, ya da imkanlar çıkar önüne- onu tamamen anlıyorum- evrenin işleyişi böyle ya, mantıklı ve ben bunu gerçekten anlayabiliyorum.
Bu cepte.
Peki ya buna ne demeli?
Diyelim ki bir sıkıntın var; buna A diyelim. Kafanı, gözünü ruhunu buna adamışsın ve sonra baktın olmuyor; bari diyorsun hadi artık B olsun. O anda seni fiziksel değil de ruhsal olarak A.'ya zincirleyecek ne varsa oluyor. Yanına yaklaşamıyorsun ama kalbine kramp giriyor. Vazgeçmişken yani sen zihninin ucuyla ve vücudunu alıştırmaya çalışıyorken, heykel gibi, zehir gibi, aşk gibi önüne dikilip, fırlayıp, içine dolup, seni çevreliyor.
İŞTE BU KÖTÜ!
İşte ben o zaman bunun müsebbibi her kim ve neyse, onu can u gönülden lanetliyorum. Ben, Allah ya da her kim ve neyse
Ama insan bazen kötüler arasında bile mantıklı olanı seçme şansına sahip olabiliyor: ucu bucağı görünmeyen bir huzursuzluk içinde debelenmek mi yoksa insanların 3 beş ay süreceğini öngördüğü sonu iyileşmeli bir kalp kırıklığı zamanı mı?
Zihnimle kalbim ufak ufak uyuşuyor gibiler-uyuşuyorlar demedim. UFAK UFAK, uyuşuyor GİBİLER.

Safi bir depresyon olsa bu, yemeden içmeden kesecek, koyu bir Kafkaesk acı hali
belki adı konur ya da tedavi edilirdi ama bu daha acıklı bence:

Canın çilekli pasta çekiyor çekmesine ama yutarken tadı tuza bulanıyor kremanın.
Share/Bookmark

1 Ekim 2012

franny gülümsemeye başladı

Çok güzel bir Pazar geçirdim.
E.'nin canına, ruhuna sağlık.

ve gece de yatmadan Z.'yle uzun uzun, güzel güzel konuştuk.
Z.'yle her şey o kadar sağlıklı ve kolay ki, birbirimizi sürekli bilip, hiç taciz etmemek- Karşındakinin olmasına izin vermek.. O zamanlar diyorum ki, O.'yla neden olmuyor? Neden ben ona "Nasılsın?" bile dediğimde, o onunla "zorla" görüşmek istediğimi zannediyor? Peki ya ben bunu aramızda 25 km varken, neden hissediyorum?
O zamanlar reiki çok iyi geliyor, biraz yapıp, yatmaya yeltenirken, içine tatlı bir kabulleniş geliyor.

Z.'yi gerçekten çok seviyorum. Tam uyumadan onun bana bikaç gün önce dedikleri geliyor aklıma; İlişkimizin ne kadar sağlıklı olduğundan bahsediyorduk geçen, Z.'nin dediğine göre, benim sayemde böyleymiş. Ona bu kadar anlayışlı ve yapıcı davranıyorken, O.'ya karşı tam bir deli olduğumu düşündüm-demek ki dış faktörlerden etkileniyordum.  Çünkü dedim Z.'ye senin sevginden şüphe etmiyorum, şüphe korkuyu doğurur ve insanı rayından çıkarır. Senin beni sevdiğini, beraber iyi olmamızı istediğinden emin olduğum için ve seni en az, senin beni sevdiğin kadar sevdiğim için, elimden sağlıkla, yapıcı ve iyilik doğurucu davranmaktan başka bir şey gelmiyor.

Sabah kalkar kalkmaz, nasıl olduğunu bilmek istedim, yorgunmuş. O da beni sordu. Uykumu alamadım ama dinççeyim dedim. Geçen bitik hallerime görece belki ama bugün sallanmıyorum.

Önce vapuru yakaladım, sonra da yokuşu çıkarken, dışarıdan hiçbir etki olmadan kendimi gülümserken buldum; o zaman anladım sabah iyileşmiş kalktığımı.
Sonra sıra Bitte Orca'ya gelmiş meğer, Stillness is the Move diyor.
Günün şarkısı ilan ettim.
Share/Bookmark

26 Eylül 2012

franny boşluğa bakıyor

Depresyon tek yüzlü bir amnezi hali midir?
Sana huzurun var olabileceğine dair bütün her şeyi unutturur, acı olan ne varsa en büyük rüzgarların söndüremeyeceği mum gibi gürül gürül yanar mı kafanda?
Böyle anlarda tüm sorumluluğu ve inisyatifi birine vermek istiyorum; ona, tanrıya her kime olursa
Kurban olma isteği bu herhalde, ben yapmadım yaptılar mı?
Ben iyi olamam, oldursunlar mı?

Bugünlerde üzülmek kriterim değil, dün üzüldüğümü söyledim ama üzülmüyorum.
Yüce bir bıkkınlık içindeyim, evet yılgınlık.
Hiç kazanamadığım bir şeyde
yine yenildim.
Bunu fark ettiğimden beri de
yenik devam etmek istemiyorum.
Kimse anlamak istemiyor ama aslında bu kadar basit.


Bugün vapur çıkışı, gözüm yokuşu yemezken,
sıcak sonyaz güneşi altında, adamlar almışlar ellerine oltaları, balık avlıyorlar.
Nereden bu şevk, nasıl kalkıp toparlanıp, buralara gelmişler ve bu işi yapacak hali kendilerinde buluyorlar- kafam alamaz bi halde, dikildim arkalarına
2 gündür sadece önüme geleni yaşıyorum kısa bir an belki Antalya'da güneş altında uyumanın bu halimden daha tatlı olabileceğini, aslında Antalya'ya gidebilecek imkanımın da bulunduğunu da düşündüm ama bütün bunları yapmak için, bir sürü hareket, düşünce, konuşma gerekiyordu-hemen vazgeçtim, çünkü benim resepsiyoncuya adımı söyleyecek, hüviyetimi çantamdan çıkaracak bile halim yok.

Ben ağaçtaki yaprağı bile canı acır diye koparmazken, insanın kendi canını yakması biraz zor.
Tek isteğim, karnım acıkmadan, susamadan, tuvaletim gelmeden, konuşmadan, kımıldamadan öylece yatmak.
Eskiden her şey iyi olduğunda beni uyandırın derdim ama şimdi sonsuza kadar yatmak istiyorum.
Share/Bookmark

25 Eylül 2012

o ne zaman bu kadar zalim ve ben bu kadar aptal oldum?

ve bazılarınız ne zaman kötülüğün tebliğini kafi bir suçsuzluk hali olarak addeder oldunuz?

Dün hiç müzik dinlemedim,
ve hiç kitap okumadım.

9 saat deliksiz uyudum.
Uyurken tek hissettiğim, üst gözkapağımın yanıp, acımasıydı.
Uykum güzeldi.
Uykumda hiç üzülmedim.

Vapurdan inerken canım "evlerinin önü boyalı direk"i dinlemek istedi.
Küçüktüm daha çok, sanırım ilkokula bile gitmiyordum, eve temizliğe Ceylan diye genç bi kadın geliyordu. Aklımda kalan genç, güzel ve başına buyruk olduğuydu. Ayağından çıkardığı çorapları telefonun kenarına koyar; ben kızınca da, sana ne be bücür, ben temizliyorum derdi.
Kafamdaki "temizlikçi" profiline hiç uymuyordu. Sonra da kocayı bırakıp, sevdiğine kaçtı.
Önce sevdiğim bi adam Ceylan dedi bana, adım Ceylan kaldı.
En son da o dedi.

Ceylan, sürekli bu türküyü söylerdi -kafamda tek katlı gecekondudan bozma bir köy evinin kapısında ağlayan bir adam canlanırdı. Evin içinde isli lüks lambası yanar sanırdım. Hiç lüks görmemiştim ama annemin anlattığından bildiğim kadarı yetiyordu. Bizde bu şarkının kaseti yoktu, haliyle internet de olmayınca anca Ceylan'ın söylemesini beklerdim.
Ceylan isteyince söylemezdi.
Meğer türküyü annem de biliyormuş.
Sonra hep ona söylettim.

Vapurdan inip, yokuşu çıkana kadar 3-4 kere döndürdüm şarkıyı.
Ne diyordu? 

"aman bir binayı yapamazsan
yıkıp veyran eyleme..." 


Alevi-Bektaşi öğretileri geliyor aklıma. Biz böyle bir toplumun bireyleriyiz. Bu ahlak ve erdem yoksunu hale ne zaman gelindi? İnsan nasıl tamamlayamadığı ihtiyaçları için her zaman gönlüne göre olanı almayı kendine düstur edinir? Sana iyi gelecek olan şeyi, ancak başkasında eksiklik yaratmıyorsa alman gerekmez mi? Erdem bu değil mi? Bu çok temel bir duruş değil mi? Herkeste olması gerekmez mi? Bu insan huyunda bir lüks olmamalı; Başkasının gönlüne dokunabilecekse- dokunmasın diye kendi isteğinden vazgeçebilmek. Başkasını üzmek vs kendi isteğin olduğunda- kendi isteğinden gönül rızasıyla vazgeçebilmek.
Yücelik değil ki bu, bu tam da olması gereken.
Default
Ben yapabiliyorsam, o neden yapmıyor?

Onun iyi bir insan olmak gibi bir derdi yok ama bu da erdemsiz olmasını engellemez.
Dün E. onun hiçbir suçu yok dedi -E. beni ne çok seviyor. Beni mutlu ediyor, beni mutlu edince ben çok mutlu oluyorum ve beni mutlu ettiği için o ayrı mutlu oluyor. gerçek bir win-win- O, istediğini istediği şekilde alıyor evet seni ezerek-korku alanında tutarak, kendine mahkum ederek ama sen de adam ol, yeme numaralarını dedi. Sen kapısını tekmeleyen kız kadar bile değilsin dedi. Kendinde o kadar bile hak görmüyorsun dedi. -Bu doğruya biraz üzüldüm. Ama onun zerre suçu yok dedi, sana hep açıkça söylemiş.
Evet diye tasdikledim, laf anlatmak için fazla yorgundum çünkü ama açıksözlülük her zaman yeterli değil ki. Açıksözlülük ek bir iyilik.
Vicdansızlığın açıksözlülüğünü ben kabul etmiyorum.
 Ve ben suçlu aramıyorum ki artık.

Kızmıyorum ki
Üzülüyorum.
Sevdiğim adamın iyi kalpli olmasını istiyorum.
İsteğim çok masum görünüyor ama bir yandan çok hadsiz.
Bana düşmez- haddime değil.
Bu kimsenin haddine değil.

Kararımı verdiğimi söyledim ama sanırım henüz değil
bi gidip, evinin köşesinde köpek gibi oturayım diyorum, ne isterse yapayım- ağlaya ağlaya. Nefes alışının bile yanında durmak nimet geliyor.
bi an geliyor hiç yediremiyorum kendime- ölene kadar yüzümüzü birbirimize göstermeyelim diyorum, çünkü ahlak yoksunu bu adama paye vermemen gerekiyor.


Ama gene de:
Annesi bence bu halini bilse, doğurduğuna pişman olurdu.
Share/Bookmark

6 Ağustos 2012

Hepimizin hayatına kural, hepimizin kulağına küpe-olsun

Karsimdakine soyluyorum;
yanimdaki, sen anla
icimdeki, sen anla.

Herkes degerli.
En sevmediginiz ozelliklere sahip olanlar "bile".
İnandıkları, sevdikleri ve karşı durdukları-sizinkilere her ne kadar uymasa da-taban tabana zıt olsa da, EN AZ sizin seçimleriniz kadar değerli.

Bir para üstü alımlık; 2 günlük bir ilişki ya da yıllar boyu aşık olup, hayat paylaşacak kadar..
İlişkinin boyutu;
Hayatlarınızın birbirine dokunma süresinin eni, genişliği, yoğunluğu önemli değil
İnsanlara asgari nezaket sizin boynunuzun borcu.
Tanışırken nezaket
Beraberken anlayış
Ve giderken; bir açıklama.

Evet.
Elinizi kolunuzu sallaya sallaya girip çıkamazsınız insanların hayatlarına.
Girersiniz belki ama hayır çıkamazsınız.
O gidiş anının, bazen küçük, bazen büyük huzursuzluğundan kaçmak için
sorumluluk almamak için kaçınıyorsunu ya açıklamalarınızı yapmaktan
Yapmayın bunu

Bu herkesin doğal hakkıdır, en aptal saydığınızın bile, en değmez dediklerinizin bile

Bunu  kendiniz için yapın.
Bunu onun için
Bunu Birlik için, Dünya için yapın.
Dünya'nin daha güzel bir yer olması için yapın

Duygusal vebal almayın,
negativite yaratmayın.
Kimseye enerji borcunuz kalmasın
Çünkü döner dolaşır ödersiniz
Evren, size ödetir.

Hayatınızı temiz tutun Sevgililer
Güzellikler sizin olsun.



Share/Bookmark

4 Ağustos 2012

Gozlerimden opuyorum

Hayat ne garip degil mi?
Ya da gariplik degil- belki de bu
Olan bu:

Ogrendiklerinle ilerlemen
Ogrendiklerinle "olman"
Senden gitmesi, sana eklenmesi
Eksilmen, artman

Birine karsi tutumunun, bir oncekinden aldiginla belirlenmesi

Aylar yillar boyu kizdigim seyin icindeki dogruyu bulup, hayatima katmis oldugumu gormekti bana garip gelen, ilk cumle ondandi.

Kizdigim baskaydi, kizdigimi yuceltmiyorum su an
Hala donup baktigimda buluyorum eksigini
Ama ne mutlu ki bana ham ozunu guzelce ekleyebildim kendime
Bu cok mutlu
Bu cok takdir edilesi
Share/Bookmark

31 Temmuz 2012

Huzur'a dair birkaç kelime

Bütün bunları-hepsini yazacağım. Tarih tarih.
Mesela 2Temmuz'da, acıya nasıl prim verdiğimi göreyim diye silmedim.
Diyeceklerim bunlar değil.
Şunlardı:

Oturmuş karşıma kocasından bahsediyor;
"Ben ondan maddi hiçbir şey istemedim, sadece huzur istedim, tam 6 senedir, sadece huzur istedim. Onu BİLE vermedi."

Söylediği her şeyi kabul ediyoruz.
Ben ona, orada, öylece baş sallarken; size söyleyeceklerimi düşünüyorum.

Huzur; istenmez, alınmaz ve verilmez.
O vardır ya da yoktur.
Onun varlığı ve yokluğu ise bulaşıcıdır, akar.
Varsa daha çok var olur, yoksa daha çok yok.

Huzuru eksik diye, kimseyi suçlayamazsın, kızamazsın kimseye; ve kimseyi belki de yüceltemezsin yanında üzerine oluk oluk akıyor diye huzuru.

Kendi içindeki Huzur'u bulursun. Üstünde birikmişleri yıkaya yıkaya, kumunu ata ata-ışığın parlamasına izin vererek. Ve sonra hayatına istediğini sokar, istediğini tutar, istediğini çıkarırsın. Amaöölölö-Her şeye bir bahaneniz var değil mi? Ama NE? Çıkaramadıklarınız mı var? O sizin muhayyilenizin kıtlığından. Tamam, olsun; o zaman kabullenirsiniz.

Kimseden hiçbir şey beklemeyin.
Şartlara, durumlara bağlamayın.

İsterseniz o da olur ama ben size, aşktan çıldırmış bir erkek, içinden nar şurupları akan altın kurnaları vaad etmiyorum.
Hemen, o zaman niye diyorsunuz değil mi? O zaman neden?
Çünkü Huzur'u bilmiyorsunuz.
Huzur hep var, siz sadece üzerini acıyla örtüyorsunuz.
Ve Acıya körü körüne bağlı olduğunuz için, onu çok nadiren bıraktığınız için, Huzur'u da aynı nadirlikte geliyor sanıyorsunuz.

Ben size söylüyorum; acıya dolanık parmaklarınızı şöyle bir gevşettiğinizde; yer ve gök O'ndan ibaret olacak.


Share/Bookmark

2 Temmuz 2012

#2Temmuz

8 yaşımdaydım, yaz tatiliydi.
Televizyon açık, evde bir panik hali
Gene korku salmış her yanı
Su içmeye eve gelmişim kan ter içinde
Çakılı kalmıştım, kapının eşiğinde
Korkunç şeyler oluyordu belli ki gene
Ben o zaman kendimde hak görememiştim, tekrar bahçeye çıkıp oynamaya
İnsanlar yanıyordu
Ve sadece "biz" oldukları için

Bu korkular hep içten yaşanır, dışarıda konuşamazsın
Dışarıdan saklarsın, sevincini, acını
Senin sevdiğini küfür, acın sevinçtir onlara
Böylelikle saklamayı öğrenirsin
Bildiklerinde yakarlar seni çünkü
Ellerinde fırsat yoksa, dilleriyle sokarlar


Aradan 19 yıl geçer, kafanda korku, acı, çatışma, şefkat, üzüntü
Ağladığını bile gösteremezsin
Nasıl evim olabilir burası?
Share/Bookmark

29 Haziran 2012

franny yola çıkıyor

O kelimedeki, n'yi m yapmak istemem, kendimi buna dahil etmek istemem, çünkü ben yolumu değiştirdim ama sizin yaptığınız en büyük hata kendinizi ihmal etmeniz.

En çok kendinizi ihmal ediyorsunuz
Nasıl olsa var diye,
nasıl olsa, bir şekilde gidiyor-düşsem de arada kalkıyorum
kalkamasam da ölmüyorum--diye.

Sinirden uzak, sakinin sınırları içinde ekseriyetle yerim
AMA BUNA SİZİ KİM ALIŞTIRDI?
Ben bunu düşündükçe çığrımdan çıkıyorum.

Neden korkuyorsunuz hep- kendinizden, birbirinizden- en "sevdiğiniz"den.
Sevgi mi sanıyorsunuz ve siz onu?
Benim eskiden sandığım gibi?

Bazen yukarıdan, bazen yanınızdan, içeriden ve dışarıdan bakıyorum size.
Zihninize ve ruhlarınıza ve yönlendirdikleri bedenlerinize bakıyorum.

Acımak değil, hepiniz derslerinizi yaşamaya geldiniz.
Sadece sevgi ve ışıkla neler olabileceğinizi biliyorum
Kendinizi nasıl heder ettiğinizi ve aslında buna nasıl ihtiyacınızın olmadığını biliyorum.


Bencillikten uzak, ihtimam gösterin kendinize.
Bir Geodreieck, bir pergelle merkezinizi bulun ve konuşlanın oraya
ama bilin ki, sonsuzdaki her nokta EN AZ sizin kadar kıymetli

Sevin dostlarım,
ben önden gidiyorum.

"The only help that a man can give to the others is to awaken himself from that sleep."

Share/Bookmark

20 Haziran 2012

Tamamen böyle bir şey aslında

Tamamen böyle bir şey aslında
Her zaman kapı
her zaman umut,
her zaman ışık var.

Onu sadece istemek gerek, istemeye niyet etmek
ve biraz bakmak sağa sola,
boynun baktığı tek noktada kireçlenip donmuşsa bile,
korkuya mahal yok; çözülür.

istek ve biraz çaba
çaba ve cesaret
ve sebat

Arkası ise hep geliyor
arkası inanın güzel geliyor
Share/Bookmark

13 Haziran 2012

kendinizden başlasanız

Gecenin bir körü sokağa çıkmak tehlikeli değil mi?
"Tehlike", hemcinslerimiz; insan cinsi.
Öldürebilir, döve döve tecavüz, gasp edebilir.

Ve siz bunlara ne tanı koyarsanız koyun, belli bir psikiyatrik hastalık adı, herhangi bir fizyolojik bozukluk ya da her neyse; bunun nedeni biraz daha sevgi ve kabul edinme için yapılan şeyler aslında
Kendini sevememe, sevgiyi hatalı-en olmaması gereken yoldan edinmeye çalışma
Sevgiyi, korkularından çıkarak elde etmeye çalışma
Öz olarak, sevgilisine duygusal şantaj yapan kadından aslında hiçbir farkı yok, sadece o merkezinden daha fazla kaymış

Düşünsenize, insanlar var -tıpkı şimdiki kadar
ama herkes kendini, sadece kendi olduğu için seviyor
kendini tamamen kabul etmiş
farkındalığı yüksek, hareketlerini korkuyla değil, sevgiyle temellendiriyor

kızmıyor kendine uymadığı için;

nasıl kendini-istediği gibi sevmez diye,
nasıl sevmediği müziği dinlemez diye,
nasıl kendi inandığına inanmaz,
nasıl istediğinden başka tepki verir diye
kızmıyor.

Bu espriyi açıklamak gibi olacak ama kendini sevmekten kastettiğimin megalomani-değersizlik duygusunun doruk halinin olmadığını söylememe gerek yok değil mi?
Arkanıza yaslanıp bir düşünsenize
Herkesin kendini sevdiğini
Lanet yağdırmak yerine, sevgiyi büyüttüğünü

Dilinden zehir değil, yapıcılığın harcı aksa
Işık olsa
Share/Bookmark

12 Haziran 2012

habersizce

 Ülkeye legal yollarla mı giriş yapmış bilmiyorum ama Karaköy'de tramvayda, cam kenarına konuşlanmış, meraklı turist gibi her sahneye aç ve iştahla insanlara, gömlek yakalarına, araba tekerleklerine bakıyordu.
Sonrasını anlatmama lüzum yok aslında;
İstanbul'a her gelen gibi o da vapurdan sebeplenmeyi seçmiş ama bu sefer tramvaydaki farklı, doğup büyüdüğü mahallenin otobüsündeki insan rahatlığında, sereserpe bırakmış zihnini...
Share/Bookmark

7 Haziran 2012

Büyük bir adım, öyle değil mi?

İnsan, bilmediği bir şeyi, red bile edemez

Bense şu an koşulsuz-gerçek sevginin varlığından sadece şüphe ediyorum.
Share/Bookmark

6 Haziran 2012

Bu bir; akın!

Dünyada sana dair bir öz var
ve biz istersek bunu ikiye ayırabiliriz;

ona iyi ve kötü diyecek seviyeden ileride olduğumuz için
sevgi ve korku diye adlandıralım.
bütün varoluşunu, sağını solunu, gelmiş ve geçmişini ve geleceğini harıl harıl çalışkan karıncalar ve arılar gibi ören öz.

sevdiklerini düşün dediğimde belki biraz sığ kaçar; sığ ya da belirsiz ya da belki o kadar geniş ki; ifadesiz.

ruhunun kanatlandığı anları düşün diyeyim o zaman; en sevdiğin şarkılar, en keyifli kahveler, içinde kaybolduğun cümleler, keşke benim olsa, onu tam da oraya asardım dediğin tablolar, gözlerinden yaşlar akıtacak kadar huzur bulduğun/şükran duyduğun anlar, vitrinde vurulduğun ayakkabının topuğu, her gün takmak istediğin kolyenin parlaklığı, elinden en iyi gelen-en aşkla yaptığın iş, en sevdiklerinin tatlı sesi,
bunlarının içinde hepsinde sevgi var, o öz var ve an var, kabullenme ve çağırma var, huzur var, sakinlik ve kalp uçuşması var.

ikinci bölüm gelene kadar,
bunlarla yapmamız gereken; sabah-kuşluk-akşam ve yatsıda, uykuda ve uyanıklıkta, her an şükredip, çoğalmalarına niyet etmek.

sevdiğiniz şeyleri yapın dostlar
sevdiğiniz şeyleri daha çok yapın
tek çıkış noktanız da tepenizden vücudunuza akan o ılık doğallık olsun
akın.
Share/Bookmark

4 Haziran 2012

Hafta sonu izlenimleri üzerine Pazartesi notları

acele giden ecele
ve
nasıl başlarsan öyle gidiyor.

yetişmeye ve acele etmeye çalışıyorsan kendini,  her şeyini elini yüzüne bulaştırmış bulabilirsin.

elindekinin kalitesinden çok, onu nasıl sunduğun en önemlisi
ama sakın buna kanıp, bir reklamcının peşine düşme, elindeki fason malın peşinde koşarken bulursun kendini
sen en güzelinin, en sade sunumunu ara

çok mu clicheé? ama olduğun gibi görün; kendini daha büyük, daha akıllı, daha genç, daha olgun göstermeye çalışmanın hiç/bir şeye ve kimseye ve duruma faydası yok
en güzeli, en tatlı salınan doğal enerjinle eşleşmen
çünkü sadece insanları SEN anlamıyorsun, bütün o burun kıvırdıkların, senin bir ayak tutuşundan bile korkularını, eksiklerini görebiliyor
evet kimseyi kandırmaya çalışma.

doğallık en güzeli.

ne istemediğini bilmek ilk gereklilikse, ne istediğini bilmek ve uymayandan enerjiyi ayırabilmek güçlü kadınlığın ilk şartı
bunu yapabiliyorsan,
başını yastığa rahat koyarsın
böyle koyabilirsen, dinlenirsen
dinlendikçe olgunlaşır,
olgunlaştıkça değer bilirsin

herkese değer ama kadınına biraz daha fazla- çok daha fazla
ve
yaptığı iş her ne olursa olsun; işleri iyi gitmeyen, bereketi yakalamamış erkeğin yanından dinlen dinlen kaç;
asla kadınlığının kıymetini bilmeyecektir.

yaptığın şeylerden pişman olma
sadece alman gereken zevk ve derslere bak
hata yapmışsan tekrarlamamaya çalış
tekrarlamışsan, gidip kendini arkadaşına teslim et ki, sevsin seni, aptal olmadığına ve bunun dünyanın sonu olmadığına,
güzel olduğuna, güzel ve akıllı

her şeyin iyi olacağına inandırsın seni
arkadaşlar iyidir çünkü
ve belki yeni arkadaşlar da iyidir
onlara yer açın
Share/Bookmark

24 Mayıs 2012

#iyikidoğdum

Yalan söylemeyeceğim, yalan söylememe gerek yok çünkü (bunu gene kullanayım mı?) bilen bilir bendeki yaşam şevki eksikliğini;
27 yıldır neşeden çok, melankoliye yakın halimi;
Kiminiz son aylardakı uğraşımı, acıdan kopmaya ettiğim niyeti, pür huzurdan önceki o nötr alana ayağımı korkak korkak atışımı, bazen koşup, bazen ürküp geri o tanıdık yuvama nasıl sığınmaya çalıştığımı.

Ama bugün hayatımda ilk defa dedim ki; iyi ki doğdum.
Doğmasaydım, ne Tolstoy'u sevebilirdim, ne Sabahattin Ali'nin güzel cümlelerini
Ne yıldızlara bakmaktan zevk alırdım, ne kahve içmekten
Doğmasaydım Eylül'ü koklayamazdım, uçaktan bulutlara bakamazdım
Süet ayakkabıları,  açık yavruağzını bilmez
mesela Zeynep'le hiç festivale gidemezdim
Bilginay'la gülemez, Merve'yle kolye seçemezdim
Ayça ve Merve dediklerimi anlamaz, Gülfem beni her halimle kabul etmezdi.
Her gece Aylin'e çatkapı çıkmanın rahatlığını bilemezdim.
Emre beni her yere götürüp, şımartmaz
Erkeklerime aşık olamazdım, büyüyüp hem akıllı hem güzel bir kadın olamazdım.

Evet, çocuğumu kaçırıp, kocamı öldürmediler
fakirlik çekmedim, annem babam sağ
Avrupa'ya gittim, yaşadım, en iyi okullarda okudum
her zaman üç şişe en pahalısından parfümüm oldu
ama kalbim hüzne yakın, çok ağladım

Ağlayıp, üzüldüklerime şükredecek olgunluğa henüz gelemedim,
ama bugün 27. yılım bitti.
Bu cümleyi en azından olumluları için söylemek için bile bu kadar beklemem gerekiyormuş ya olsun;

İyi ki doğdum.
Share/Bookmark

21 Mayıs 2012

madem öyle


Sizi bilmem ama (kim bilir kaç yazı böyle başladı) benim ruhum sanki en çok yolculuklarda çalışır.
Kalemim ve kağıdım hep benimle olur.

Biraz önce de dediğim gibi, o kalemle buluştuğunda da elim, içim akar kağıda. Gün içlerinde bastırmak, kulak vermek istemediğim ne varsa onlar akar sanki, rahatlamak değildir insanın içinden geçenleri yazmasının amacı ama görünce içimde kalan parçaları, rahatsız olurum genelde ben.
Bu sefer uçakta anons yoktu, saatler boyu gittikten sonra kestiremez oldum nerede olduğumu. Nerede olduğumu bilmiyorsam, nerede olduğumu bilmiyorsa, kayıp mı sayılırdım şu anda?
Kayıp ne demekti?
İnsan yıllar yılı yaşadığı mahallesi, evinde de kayıp olmaz mıydı?
Bu fiziksel mi yoksa ruhsal bir durum muydu?
Peki ben, dünyanın neresinde olduğumu bilmezken, kim olduğumu biliyor muydum?
İnsan kim olduğunu nasıl bilirdi? Neyi sevip, neyi sevmediğine, tepkilerine, kabullerine göre tüme varıp mı ad koyardı kişiliğine, buna pek karar veremedim.
En büyük hissel rahatsızlığımı bilen bilir; 4 yıl kadar önce, Almanya'dan İtalya'ya giderken de aynı şeyleri hissettiğimi fark edince, aradan geçen zamanda sıkıntımın bile değişmemiş olması beni sinirlendirdi; Yapmam gerekeni yapmayıp, yapmamam gerekeni yapmak.
Aldığım yolu hiç küçümsemiyorum, insanın kendini anlamaya çalışma yoluna girmesi; iğneyi-çuvaldızı hepsini kendine batırmaya yeltenmesi bile, kendine hiç toz kondurmayan insan için büyük bir yol almak değil miydi?
Evet.
Peki ama bazı şeyler hala neden yoluna girmiyordu;
Madem ki;
"In your life you choose and create the people and events designed to bring you the perfect opportunity to know yourself as you truly are."
Peki ben neden bütün bunları yaşamayı seçmiştim.Neyi düzeltmem gerektiğini az buçuk bilsem de, nasıl yapacağımı çok bilmiyor(d)um.
Dünya nasıl bir yer, insan neden sadece kendi hislerinde boğulur; ben yukarıdan uçarken, aşağıdaki köpekbalıklarının damarlarında akan kanın basıncı; araba süren adamın, beyninden geçen düşünce; gökdelenlerin içindeki kadının midesindeki bulamaç, hepsi benim hislerimle aynı değerde ve insan biraz dikkatini dışarı vermeli, çevreyi yüceltmeli.

Uzun yolculuktan sonra, otel odama girince, odadaki boş yerin neden boş olduğunu düşününce, içime bir şeyler üşüştü.
Binlerce kilometre öteden bu kadar yoğun hissediyorsam, onun da beni düşündüğü apaçık ortadaydı.
Otuzuma birkaç kala, öğrendiğim en büyük hayat derslerinden biri, böyle durumlarda sadece düşünüyor olmanın bir işe yaramadığıydı ve iyi niyet, düşünce ve hareket uyumu, ve özendi gereken, isteyen insanın uğraşı, olanı oldurmak ya da iyiye evriltmek için.
Madem ben burada, o başka şartlarla oradaydı
Madem bana sevgi ve güven verememişti
Ben, o ortamda çıldırıp, merkezimden kaymıştım
ve evet durum buyduysa, daha fazla geçmişe ve geleceğe dönük, pişmanlık ve evhama gerek yoktu.
Bu durumu öyle güzel kabullenişti ki, örtüyü bir güzel çekip, sol yanıma döndüm.

İnsan yaşadıklarından çok şey öğreniyor, ben de ışıkta uyumayı öğrenmiştim.
Share/Bookmark
Ne zaman elim, kağıda/kaleme değse,

ağzımdan ve burnumdan geliyorsun



Share/Bookmark

14 Nisan 2012

Cok fazla mutlu olmayi zaten sevmedigimi biliyorsun ama bu kadar azini istemiyorum.
Share/Bookmark

22 Mart 2012

just an "ooh" is enough

"You should date a girl who reads. Date a girl who reads. Date a girl who spends her money on books instead of clothes, who has problems with closet space because she has too many books. Date a girl who has a list of books she wants to read, who has had a library card since she was twelve. Find a girl who reads. You’ll know that she does because she will always have an unread book in her bag. She’s the one lovingly looking over the shelves in the bookstore, the one who quietly cries out when she has found the book she wants. You see that weird chick sniffing the pages of an old book in a secondhand book shop? That’s the reader. They can never resist smelling the pages, especially when they are yellow and worn. She’s the girl reading while waiting in that coffee shop down the street. If you take a peek at her mug, the non-dairy creamer is floating on top because she’s kind of engrossed already. Lost in a world of the author’s making. Sit down. She might give you a glare, as most girls who read do not like to be interrupted. Ask her if she likes the book. Buy her another cup of coffee. Let her know what you really think of Murakami. See if she got through the first chapter of Fellowship. Understand that if she says she understood James Joyce’s Ulysses she’s just saying that to sound intelligent. Ask her if she loves Alice or she would like to be Alice. It’s easy to date a girl who reads. Give her books for her birthday, for Christmas, for anniversaries. Give her the gift of words, in poetry and in song. Give her Neruda, Pound, Sexton, Cummings. Let her know that you understand that words are love. Understand that she knows the difference between books and reality but by god, she’s going to try to make her life a little like her favorite book. It will never be your fault if she does. She has to give it a shot somehow. Lie to her. If she understands syntax, she will understand your need to lie. Behind words are other things: motivation, value, nuance, dialogue. It will not be the end of the world. Fail her. Because a girl who reads knows that failure always leads up to the climax. Because girls who read understand that all things must come to end, but that you can always write a sequel. That you can begin again and again and still be the hero. That life is meant to have a villain or two. Why be frightened of everything that you are not? Girls who read understand that people, like characters, develop. Except in the Twilight series. If you find a girl who reads, keep her close. When you find her up at 2 AM clutching a book to her chest and weeping, make her a cup of tea and hold her. You may lose her for a couple of hours but she will always come back to you. She’ll talk as if the characters in the book are real, because for a while, they always are. You will propose on a hot air balloon. Or during a rock concert. Or very casually next time she’s sick. Over Skype. You will smile so hard you will wonder why your heart hasn’t burst and bled out all over your chest yet. You will write the story of your lives, have kids with strange names and even stranger tastes. She will introduce your children to the Cat in the Hat and Aslan, maybe in the same day. You will walk the winters of your old age together and she will recite Keats under her breath while you shake the snow off your boots. Date a girl who reads because you deserve it. You deserve a girl who can give you the most colorful life imaginable. If you can only give her monotony, and stale hours and half-baked proposals, then you’re better off alone. If you want the world and the worlds beyond it, date a girl who reads. Or better yet, date a girl who writes."

Rosemarie Urquico
Share/Bookmark

6 Mart 2012

önsöz

Okumayı; öğretene,
sevdirene

Yazdırana...
Share/Bookmark

2 Mart 2012

Introduction to the Guide- II

Artık kızgınlığımı, kınamamı, acımamı, imrenmemi hepsini bir kenara bırakmak istiyorum.

Aldatılan kadına acımakla, isteyip de ulaşamadığını elinin tersiyle itene imren sadece olana direnmeni sağlar.
Ve "biz" iyi biliyoruz ki, direnç sadece akışın ilahiliğini bozar; mutsuzluk, acı ve hastalık yaratır.
İnsanların ve bittabii kendimizin, nevrotik egolarının ardındaki yüksek benlerini yüceltip, sadece denemek istediklerini deneyimlediklerini önce idrak sonra hayat düsturu olarak benimsediğimizde, acı yaratmayı bırakacağız.
En mikro harekette, milisaniyelik düşünme çoğu şeyin düzelmesini sağlayacaktır. Yapmama/Söylememe gerek var mı?/Neden yapmak istiyorum?/Kaynağı sevgi mi?
Bu hayatla yüzleşmekten korkanlar için küçük bir temrin, diğerleri için daha başka yollar var. Onlar, yüzleşmenin dalgalarına hazır olmalı. Bol bol su yutup, alabora olmaya, genze kaçan tuzlu suya, boğulmaktan korkmaya, can kuvvetiyle tutunacak bir lata aramaya.
İlk bulduklarına tutunmamaları gerektiğini öğrenecekler, yorulmaları gerektiği yerde yorulacaklarını bilecekler
Ama beraberinde gelecek olan o tatmin ve kabulleniş için henüz bir kelime türetilmedi.

Atıp tuttuğuma bakılmamalı, yolun çok başındayım.
Belki bebek adımları fakat vazgeçme niyetinde değilim.

Daha dün düştüm ama şanslıyım ben, elimden tutan-lar var.
İnancımı sorguladığım o dar anlarda, beni yüreklendirip, devam ettirenler.
Hepsi tek tek sevildiklerini biliyor.
Share/Bookmark

23 Şubat 2012

m-M | handling or getting over

haftaya, hakkındaki kanım ne olur bilmiyorum ama
ben tam bugün, şu an "şey"lere sadece tasnif öncesinde, olduğu boyutta bakmak gerektiğine inanıyorum.
sadece baktığın ilk an-demek istiyorum.
ondan sonra, olayın ve yarattığı duygunun mikrofiber yapsına girecek kadar hızlı ve derin bir "zoom in"
-büyümüş pikseller karşında duruyorsa, hemen, yoğun bir farkındalıkla bütün o anlamlandırmaları ya zihnine ya kağıda yazmalı
ve hepsini adlandırıp, anlamlandırdıktan, manalarına kulak verdikten sonra aynı hızla belki de daha da fazlasıyla, elini sıkıca "zoom out"a basmalı. -odanın içinden, şehre, ülkeye, atmosferin de üstüne çıkmalı.
ve şimdi bir de bu boyutta durumu yorumladıktan sonra
her şeyi normal boyutuna getirmeli.

bütün adımların hakkını verdiyseniz şayet, şimdi geriye kalan sadece akan bir kabullenme ve edinilmiş dersler olmalı
Share/Bookmark

15 Şubat 2012

"happy" meal vs hünkar beğendi

bu bir seçim meselesi fazlası değil
ama hem de fazlası, çok fazlası

dünya çapındaki o zincir restaurantlarda mı yemek istiyorsun yemeğini? karşılığında tek vereceğin para olacak. gidip almana bile gerek yok artık, her şey çok "kolay". bir telefon ya da birkaç tuşla, kucağına getiriyorlar. her şeyi içinde, hiçbir şey düşünmene gerek yok. sen sadece ne yiyeceğine karar ver; sosu x değil de y olsun de. ve bitti mi yemeğin? bütün o kimyasalları ve plastikleri tortop edip, çöpe atabilirsin. ötesini bile düşünmene gerek yok hiç, Toprak Ana'yı nasıl da kirlettiğini, düzenin bozuluşuna kattıklarını...

ve diğer bir taraftan bir Osmanlı yemeği. özenli bir alışveriş gerekir önce. ıspanaksa aradığın, herhangi birini alamazsın. ona özel olanı vardır. gez, ara.en güzelini bul. usul usul yap yemeğini. zaman, emek, uğraş, özen. evet, Özen. yapması kadar, yemesi de adaplı. güzel tabaklar, güzel kaşıklar eşlik edecek. ve bittiğinde her şey oturup yıkaman gerekecek. yıkaman, kurutman, yerine koyman. temizleyip, düzenlemen.

arasındaki fark bu.
arsındaki fark dağlar.
arasındaki fark: özen ve sorumluluk.

o fast food'u tercih etti, özen veremeyeceğine istinaden. sadece bir seçimdi bu ve hem de daha fazlası.
tadını bilmiyor emeğin, kolayını istediğini söylüyor fakat gücü yok belki de- gücüne erişecek basamakta değil henüz.
kınamak değil asla, artık kınamak yok.
farklı yolların yolcularıyız sadece.

söylemeye gerek var mı?
-ben hünkar beğendiciyim.
Share/Bookmark

8 Şubat 2012

siyanoakrilat

dışım sıkı, dışım dik.
fakat içim, biraz sökük, adım attıkça organlarım oynuyor; sırlı camına parmak takılıp yuvasından edilmiş dikiz aynası gibi.
fakat ben birlik ve uyum istiyorum.
bu yüzden, babamın buzdolabında sakladığı "o" japon yapıştırıcısına bugün tekrar başvurdum.
ve gene su ısıtıcısında biraz su ısıtıp, içine damla damla döktüm. koyverdi kendini sıcakta, ılıdı, eridi.
bir dikişte içtim.
tadı biraz sentetik.
her tarafıma iyice yayılabilsin diye, doğruldum.
platinlerimin el verdiğince biraz da hareket..


hep kaçınırdım sunilikten fakat güçlü bildiklerimin doğal yollarla evrildikleri ne malum.
hep adil oynamakla kazanılmıyor
kazanmak hiç olmadı niyetim
ama
sanırım artık bütünüm.
adım atınca dağılmayacak bir yerlerim.
Share/Bookmark

3 Şubat 2012

kadın olmak.
Share/Bookmark

1 Şubat 2012

zerre fikrim yok

Yani bilmiyorum. Yeni hayatıma alışmaya da çalışmıyorum, sadece zaman geçtikçe alışacağımı düşünüyorum, belki onu bile düşünmüyorum.
Bazen ise fazla düşünüyorum, eski zamanlarda olduğu gibi beynim ısınıyor, yanıyor hemen aklıma lobotomi geliyor. Zaten ben ne zaman "öyle" hissetsem, hep aklıma lobotomi gelir. Sanırım ruhumun o yanı için, en doğru kelime ve hisler bütünüydü.
Gene bazen bir coşku geliyor, ohh dersin nehirlerle beraber akıyorum, uzansam yıldızlardayım, böyle bir koyverme, bir akışa bırakma, dünyaları yaratabilirim o saniye ama bazen birkaç saat bazen de birkaç gün sonra balonuma iğne sokmuşlarcasına bir sönmek ama aman allah o nasıl bir sönmek? Dünyadan el etek çekilir, yataktan çıkmayı bırak, gözlerini açmak bile manasız ve yersiz gelir, ölmek değil ama yok olmak en çok istenilen şeydir o vakitte.
Tam o esnada ya dramalarına geri düşersin -ki aslında sabır ve sebatla devam edebilsen, bunlardan kurtulacaksındır ya da sadece o uyduruk değiştirme halinin miadı dolmuştur.
İşte temel soru burada yatıyor.
Hangisi?
Eğer şu yaşa kadar yaşadıklarım boktan bir öğrenmeyse ve ben aksini alasıyla yapabileceksem, her türlü gel gite hazır, göğsümü gere gere direnirim
Fakat ya öyle bir şey yoksa, mizaç varsa ve mutluluk hali herkesin olamazsa, ben de diğerleri- biz buysak. biz hüzne yakınsak, yakınmaya, melankoliye-- o zaman doğal ortamımı bu kadar zedelemeye, kendimi bozmaya çalışmam çok yorucu ve anlamsız.
Geceleri O'na bunları soruyorum, hala cevap vermedi.
Babaannem öldüğünde de vermemişti.
Share/Bookmark

23 Ocak 2012

metaforlardan özellikle kaçınıldı


Açık konuşacağım, bu sefer kelime oyunları falan yok
Tüm varoluş sebebinizin zihinsel ve fiziksel hastalıklar olduğunu düşünün.
Bütün kimlik tanımınızın, edebi buhranlar, kusmalar,
Gece bağırmaları,
Havalı bir migren,
Kavuşulamayan aşklardan ibaret olduğunu düşünün.
Tüm dilinizin; şikayet, sorun ve kendiniz olduğunu düşünün.
Size yapılan haksızlıklar, sizin sevdiğiniz şeyler, sizin karpuzunuzun çekirdeği, sizin okuduğunuz kitap, sizin tırnağınızın ojesi, sizin düşünceleriniz

Düşündünüz mü?

Tamam şimdi bunların hepsinin kalkması gerektiğini, kalkma yoluna girdiğini, artık bilinçte bunlara yer vermediğinizi de düşünün.
Artık yapılmış haksızlık yok.
Artık hastalık yok.
Artık merhaba, benim midem bulanır yok, artık ağlayıp kusmak yok, artık ağlayıp kusup bunları birine anlatmak yok
Artık gece bağırmak yok
Artık gece bağırmayı havalı sanmak yok
Artık gece bağırarak ilgi çekmeye çalışmak yok.
Artık acıklı klip tadında hayaller yok.
Artık verem olma hayali yok

Zihnin kalıpları kırılıyor.
Yeniye, güzele yer açılıyor.
Share/Bookmark