17 Nisan 2010

bir kitap beş farklı son

"Böyle böyle diyordu bana, ben ondan hiçbir şey beklemezken, imtina ederken, ağzımdan çıkanların birer yemine dönüşmesine, o hiç çekinmeden serdi ortalığa en güzel sözlerini. Peki ya şimdi, neden yapmıyor sözlerinin gerektirdiklerini ya da daha korkuncu neden hiçbir şey yapmıyor? Bu devinimsizlik beni mahveden."
Üzülüyorum ondan bunları duyduğuma. Ondan öndeyim, birkaç yol ilerde. Gördüm, düştüm ve kalktım. Çıkardım pembe gözlükleri gözümden ve bir daha düşmeyeyim o gaflete diye, kırıp attım. Ama diyorum içimden söylememeli mi bunları ona, herkes kendi yaşayıp da mı görmeli yoksa?
Bu susmanın en korkunç umursamazlık olduğunu demeli mi ona -demeli mi en güzel baharını harcamasın bir hayırsıza diye?
İkisini de yapamıyorum.
Ağzımın içini ısırıyorum, dilime geleni söylememek için;
Kelimelerden medet umma! Kelimeler, bu acımasız korkakların en büyük silahı.
Dalıp gidiyorum, tutulmamış sözlerin içine. Kendime başka hayatlar çiziyorum, onlarca farklı hayat, tutulmuş sözlere uygun farklı varyasyonlar, o hâlâ sayıklıyor;
"Böyle diyordu ama bana..."
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder