12 Mart 2010

bu hep böyle miydi?

bıkkın ve bezmiş geldim eve. nasıl kaybettim? nerede unuttum? sıkıntıdan başım zonkluyor. ne zor bulmuştum onu, hem de hiç aramazken, daha doya doya sahiplenemeden ama kaybettiğine de üzülecek kadar benimsemişken, hevesini almadan, daha sıkılmadan, olacak iş mi, kaybetmek? teskin etmeye çalışıyorum kendimi, dünyanın sonu değil, tamam şimdi biraz üzül ama çok değil, kısa sürede geçsin. sürekli yanma bir şeylere. en azından, elindeyken geçirdiğin güzel anılara sevin. olmaz mı? yitirmişliğin huzursuzluğu bulaşı mı verir bütün her yere?
oyalanmaya çalışmak, sırf bunun için yerine koymak/sevmek, ben bunu yapmaktan hoşlanmıyorum artık ama bu sefer bilerek yapmadım, gözüme takılıverdi odada. kim bilir kaç gündür yüzüne bakmamışım. pırıltısı mı sönmüş, artık sevilmeyen insanlar gibi, matlaşmış mı o da?
alıp, koydum karşıma, evirip çevirdim. çaresizce aradım, sevilesi bir köşesini. mutlaka kalmış olmalı, boşuna göklere çıkarmış olamam bunu eskiden. vardır mutlaka ilgimi cezbedecek, beni oyalayacak hoş bir yanı.ne garip şeymiş bu meğer; zorla sevilecek bir şeyler aramak. bulamazsam çok üzüleceğimi biliyorum, bilmediğim ise zamana, emeğe yanmanın bu kadar acı olduğuymuş.
hayır, bu da yalan.
kaybetmeseydim, o en son aldığımı, parlak renkleri meşgul ediyor olsaydı hâlâ aklımı, varlığıyla, yokluğu yerine. eminim hiç üzülmezdim ne zamana ne emeğe. parıldayan ışığın peşinden koşmak, her zaman kolay, her zaman güzel.
fakat bu solmuş.

hevesim kursağımda,
gözümün görebildiğini, "gözüm görmüyor"
göremediği ise gözümde tütüyor.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder