20 Kasım 2009

"böyle zor / bu kadar / dar / böyle kanlı / bu denli kepaze"

büyük şehir bu, telaşesi çok.
genelde her anın farkında olarak yaşamayı tercih etsem de bazen hızlı hareket etmek lazım gelir. kaldırımdan, yola, ordan tekrar yukarı slalom yaparak, yetişmeye çalışmak...
halimden memnunken, karşıma birden yaşını almış biri çıkıverir. iki büklüm bazen, zor yürür. utanırım o zaman gençliğimden, gayr-ı ihtiyari yavaşlar adımlarım.
kolu yoksa birinin, ya da bacağı aksak... saklamak isterim, sağlam kolumu bacağımı.
önündeki sergideki her şeyini satsa, elimdeki bir bardak kahve parası kadar anca kâr edebilecek bir baba gördüğümde, okkalı bir tokat atmak isterim kendime.
babam gelir aklıma, neyi var neyi yok önüme seren babam.
muhtemelen o da ister aynılarından almak kızına
ama tüm suç bende, süt oranını beğenmeyip, gözümü kırpmadan çöpe attığım kahvede.
kahve plantasyonlarında karın tokluğuna çalışan çocukların sıcağı basar üstüme.
ayakkabılarımdan fırlar çiviler, deler etimi. 15 dakikada ürettiği bir ayakkabının çiftini almak için 7 ay çalışan çocuğun ahı tutar.
oh olsun ama
dünyada bu kadar aç varken,
bu kadar muhtaç
hiç utanmayan,
lokmaları boğazına takılmayan, beter olsun.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder