1 Ekim 2009

istenmediğini anlayamıyor

evden çıkarken, saate baktım- çok geç kalmışım. koşmam lazım, yetişebilmem için.
çok sinirlenmedim ama, belki dedim,
koşarsam, yetişemez bana, geride kalır, kurtulurum.
asıl söylemek istediğime söylemediğimden; özlediğimi.
gün içinde beni sevindiren, kızdıran şeylerden bahsemediğimden.
yakın bulup kendime, ona anlatmaya başlamıştım.
içimde biriktire biriktire, derimin davul gibi olmuş şişliğine, iyi gelir sanmıştım.
aslında ilk başlarda işe yaradı.
hoş geldi, konuştuk, ben anlattım. o hep, duymak istediklerimi söyledi. yapmamam gereken ama canımın çektiği ne varsa, cesaret verdi.
arkadaşım sandım.
fakat sonra sıkıldım.
çok ve gereksiz konuşan bir arkadaşla buluşmaktan nasıl imtina ederse insan, ben de aynı öyle kaçmaya çalıştım, köşe bucak.
olmadı, ne yöne dönsem benimle. nereye gitsem orada.
bazen gitti sanıp, kafamı çevirmeden -anlamasın diye ona baktığımı- gözümün ucuyla süzdüğümde; kımıldamadan orada durduğunu görüyorum, put gibi.
uyuyorum, yanımda. rüyalarımı bile, o yönlendiriyor.
kancayı takmış belli, kovsan gitmez.
hadi desen, gel bari anlaşmaya çalışalım, bir orta yol bulup;
inatçı, bencil;
hâle, yola gelmez.

kaçırmamak için deniz otobüsünü canımı dişime takmış, koşarken, birkaç dakikalığına da olsa unutuvermiştim. kendime geldiğimde sevindim, bu sefer başardım sandım.
kendimi attığımda her zaman oturduğum taraftaki koltuğa,
baktım orada, yorulmuş koşmaktan.
nefesi düzeldiğinde, başlayacak gene konuşmaya..

istenmediğini anlamıyor, kovmaktan beter ettim,
hâlâ yanımda, hâlâ içimde diye kızsam da çoğu zaman..
empati kuramadığımı fark ettim.
belki de ne gidecek başka bir yeri vardır, ne de girecek başka bir vücut biliyordur, benimkinden başka.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder