26 Eylül 2009

untitled

ayaklarının çocukluğuna nazaran çirkinleştiğini benim de farkettiğime şaşırmış, yalnız kendi anlar sanıyormuş ve sadece şaşırmakla kalmamış hem de galiba içerlemiş, bir başkası tarafından durumun anlaşılır boyutlara ulaştığını görünce. ilk hata burada; ben başkası değilim, onlar en az 24 yıldır üzerinde yürüdüğüm ayaklarım kadar benim.
duymak istemedi bunların devamını gülüştük.
ağzını muzırca araladı-duymak istemediğim-duymak istemediğimi bildiği şeyleri sıralayacaktı ki durdurdum.
hayır dedim sakın söyleme. Söyleme çünkü sen eminsin onları ne denli benimsediğimden, bu yüzden dilediğimce söyleyebilirim aklımdan geçenleri. ben o ayakları güzel oldukları için sevmemiştim ki, çirkinleştiklerinde burun kıvırayım. onların tek sevilesi yanları, senin bacaklarının devamı olmasıydı. yoksa yan yana duruş şekilleri ya da tırnak tipleri, zerre kadar umrumda değil. tek zoruma giden altlarının sertleşmesiydi.
tek "tüh" dediğim bu oldu.
diye düşünmüşüm-hatırlıyorum bunu, düşünmüştüm. şimdi tebeşirle çizilmiş bu karenin dışına çıkarıyorum kendimi. biraz daha geri gidiyorum, 5-10 adım geri. detaylı görebilecek kadar yakın, ani temas edemeyecek kadar uzak. ve düşünüyorum ayakları, onların farklı bir versiyonu olan, tırnakları yenmiş elleri. istiyor muyum bunların yanında olmak diye yokluyorum kendimi- cevap vermiyor kendim bana, belli dalmış bir şeye. sarsıyorum iyice; hadi cevap ver. çok kolay evet ya da hayır. hayır o kadar kolay değil.
demokrat bir yönetici gibi-kimsenin hakkı yenmesin istiyorum. dudağımı büküyorum, omuzlarımı hafifçe kaldırıp. yanında olsam evime gitmek ister miydim- evimdeyken yanına gitmek istediğim kadar?
bilemiyorum.
evet desem hayıra haksızlık ederim.
hayır desem, evetlerin gönlü kalır.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder