21 Temmuz 2009

aynı göğün altındayız

zaman; rüyadaki zamanlardan, ne gündüz ne gece. vücudum ve zihnim, aracın içindeki havaya alışmış. adımımı dışarı atıyorum. ah bu yaz mevsimindeki tatlı uzun yolculuklar.. hava umduğumdan sıcak. bacaklarım oturmaktan gerilmiş.
şehrin yerlileri, kendilerinden emin, en gündelik oturuşlarıyla. ben meraklı, her halim yabancı. bu şehirde yaşamak nasıl bir his olabilir onu tahayyül etmeye çalışıyorum, gözlerim oraya ait berber, kasap dükkanlarını arıyor. onlara girip çıkanlar, aksanları ve şakalaşmaları, tozlu taşra yolları, eski moda tabelalar.. bunlardır benim hoşuma giden.
teş başına yolculuk çok hoş. fakat bazen kalemin kağıda yazdıklarını, ben de anlayan bir cana anlatmak istiyorum. bazen. o bazenlerde isteklerim kuvvetleniyor. eskiden böyle zamanlarda iletişim araçlarına sarılan elim yerini gözlerime bıraktı. onlar uzaklarda bir bulut kestiriyor kendine ve öylece kurmaya çalışıyor bu bir nevi post modern komünikasyonu. çok mu metafizik? ben daha faxı, değil kablosuzunu, kablolu telefonun işleyişini bile anlamıyorken, bulut onlara nazaran en akla yakını- akla ve bize, en yakını.
gözün en derin, en tatlı dalma anında, çekip alıyorum artık onları oralardan, reel gündelik yaşama. ve bu konuda kulaklarımdan yardım alıyorum. var olması hayal edilen ideali değil, etraftan gelenlerle ilgilileniyorlar; birkaç basit cümle, en popülerinden biraz müzik.
böylesi şimdilik daha güzel.
hepimiz için daha iyi.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder