13 Haziran 2009

"so i dub thee unforgiven"

sırtıma ihtimam gösteririm ve gösterirler. en az başkaları kadar iyi bilir bunu ve normalde gereken ilgiyi eksik etmez-di.
elin 7 yabancısı bile elimden alırken ağır paketleri, taşımayayım diye, onun bu yaptığı...
hâlâ inanamıyorum.
"Oysa ben, birbirimizden hiç ayrılmayacağımıza dair bir anlaşma yaptık sanmıştım."
zımni bir anlaşma, binlerce yıllık bir teamüldür bu, aksi yönde hareket edilemez ki.
söz verdik sanmıştım, söz verdi, bu mutlak güven demekti. ve ben arkamda durduğuna inanmıştım. kendimi geriye doğru bırakınca, tutacak-tı, ben irili ufaklı taş/kaya parçalarına düşmeden.
boşlukta süzülür gibi, gözlerimi yumup, bıraktım kendimi.
tek hissettiğim kesik bir acı, omurgamda kısa bir yanma. bu kadar.
sonra ne elimi oynatabildim, ne ayağımı. o anda anladım, omuriliğimin paramparça olduğunu ve herkesin malumudur; omurilik felcinin geri dönüşü yoktur. ve pek tabii ben buna değil de, beni tutmamış olmamasına inandıramıyordum kendimi.
sonra, elimi tutup, yaralarımı sarmaya başladılar. tam o anda, kimseye belli etmeden, dışını yiyip, içindeki oyuncağı çoktan yapmış olduğum sürpriz yumurtanın turuncu plastik kutusuna alıp bir yaramı koydum. kutunun ağzını sıkıca kapadım ki, hava almasın. hava almasın ki, ne daha fazla çürüsün ne de iyileşsin. olduğu gibi kalsın, kalsın ki çoğu zaman sözlerime itaat etmeyen yumruk büyüklüğündeki uzvuma durup durup hatırlatabileyim-onun bize yaptıklarını. beynim bu minik itaatsizi nasıl tehdit etmiş bilmem ama son zamanlarda bu konuda onu iyi dinliyor. plastik yumurtayı alıp safra kesemle, pankreasım arasında bir boşluğa yerleştirdim. ve izin verdim beni iyileştirmelerine.
mucize inananındır ve ben kalktım ayağa, yaklaşık 2 senemi aldı.

ve şimdi hiç utanmadan, hiç mi hiç sıkılmadan, ona güvenmemi bekliyor benden, onu sevdiğime inandığı için güvenebileceğimi de sanıyor.
fakat ben onu affedemem. bu gerçeği bilmesi lazım.
sevmek ayrı ama
affetmek apayrı.
boğaz köprüsüne çıkıp, parmaklıkların öte tarafına geçip-etrafı kameralar, psikoloji eğitimi almış polislerle dolsa ve o polisler seslense; Atlama oğlum! bak Franny de geldi, hem affetmiş seni, öyle değil mi Franny deseler.
üzülürüm haline, tam unutmuşken her şeyi, karın boşluğumda hissederim 2 yıl önce koyduğum yumurtayı, içinde yaram. hatırlarım.
evet, derim, affettim-çoktan diye de eklerim sonuna, sen kendini iyi hisset diye.
ama sen o zaman bile inanma bana,
affettim desem bile
affetmem
içim elvermez
affedemem.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder