18 Haziran 2009

manufactured in the netherlands

hangi zamanda yazmam gerektiğini bilmiyorum. çünkü daha yaşanmadı ama tamı tamına böyle yaşanacak.
nerede buluşalım diyecek, yahudi sermayeli amerikan kahve zincirlerinin evime yakın olanında diyeceğim. çok zamandır orada pek oturmayı tercih etmesem de bunu seçmemim 1-2 nedeni var. ama evime yakın olması bunlardan biri değil. aynı sırada peşpeşe olanlardan en çok onu seviyorum çünkü.
genelde erken hazırlandığım için ya da belki o gün başka bir yerde işim olduğu için erken gideceğim, buluşma saatinden en az bir 20 dakika önce. ve benim her zaman çantamda bir kitap, birkaç defter -farklı boylarda, farklı işlevleri olan- ve birsürü de kalem olur.
kitabımın arasında bir sayfa, daha sonra incilime geçirilmek üzere, sayfa numaraları belli alıntılar.
20 dakikanın ancak 5inde tam bir konsantrasyon sağlayabileceğim. eğer kitap çok sevdiklerimdense aynı bölümleri evde tekrar okumam gerekecek, çünkü aklım onda. nasıl göründüğümü pek fazla umursamıyorum, saçlarım az da olsa yapılmaya çalışılmış, biraz makyaj, üstümde sevdiğim t-shirt de varsa, gerisi çok önemli değil, bunlar yeter kendimi rahat-iyi hissetmeme. karşımdaki çok anormal değilse, geri kalanını ben halledebilirim.
çok uzaktan gördüm geldiğini, minik kalbim çarpmaya başladı. özdenetimimi elde tutmaya çalışırken, görmezlikten geldim. yolunu bekliyormuş gibi gözükmek- fazla olur diye düşündüm. kafamı kitabıma biraz daha eğdim. yanıma ulaşmak için yakınlardaki başka masanın sandalyelerini kenara iterken, kaldırdım kafamı;
gülümsedim.
gülümsedi.
sandığım gibi dişleri güzelmiş. ağzına yakışıyor.
geç mi kaldım gibi bir şeyler geveledi ama çok da dinlemiyordum
ben hep erken gelirim,.. gelirimin son heceleri ağzımda kayboldu,
çünkü bu aralar kafayı bozduğum kişisel gelişim uzmanları diyor ki, onu çok önemsiyormuş gibi göstermeyin.
aman dedim neyse, battı balık yan gider..
bazı zamanlar böyle oluyor, asla hükmedemiyorum ağız kaslarıma, sürekli gülme pozisyonundalar. kahkaha atmak istiyorum, en sevdiğim okul arkadaşımla ki -kendisi minik bir dudu tanesidir güldüğümüz ne kadar zırva varsa aklıma doluşuyor, ciddi şeyler düşünmeye çalışıyorum; adalet partisi, darbeler, XVI. Louis.. olmuyor.. baktım hala oturmuyor, hatta hafifçe kapıya doğru seyirtiyor, içeri girmek için.
dışarıda oturuyoruz biz çünkü, hava güzel ve o sigara içiyor.
içecek bir şeyler alacağım, sen de ister misin diyor.. bu planımı bozacak.
fırlıyorum ayağa, elimde cüzdanım, lütfen otur sen, ben ısmarlamak istiyorum.
pek anlam veremiyor tabii, kapıdan beraber girip, beraber ısmarlarken istediklerimizi, ben ödemeye çalışsam neyse de, bu biraz garip kaçtı.
birkaç kere daha ısrar edince, peki diyor o da kibarlığından kabul ediyor.
kibarlık dediysem kafanızda yanlış bir tahayyüle mahal vermeyeyim,
-o sadece kibar görünenlerden olduğunun iddiasında-bu konuda hemfikir değiliz.-
ve söylüyor ne istediğini..
otomatik kapı açılıp, kasaya doğru ilerlediğimde mutluyum, kahvesini nasıl sevdiğini bilmenin mutluluğu, birazdan hangi şekeri ne kadar kullandığını da öğreneceğim, bir daha unutmamak üzere.
sonra da en sevdiklerimden birinin kafasını şişirken bahsedeceğim, aradan istediği kadar zaman geçmiş olursa olsun; "şu gün şu ay şu yılda, x kahvesini az şekerli içtiğini öğrenmiştim."
ben tarihleri hiç unutmam;
mesela 6 mayıs 2007 bunlardan biri.
insanların küçük alışkanlıklarını seviyorum, bazen onlardan daha çok.
planın 1. aşaması tamamlandı şimdi 2. kısım;
genç barista elinde kalın uçlu asetat kalemi, kendi kadar kibar bir gülümsemeyle adımı sordu;
Franny dedim. el yazısından dolayı baş harfim pek gerçeğine benzemese de, gene de güzel.
ben burada beklerken, biliyorum ki o kitabıma bakacak, ayraç hangi sayfada, kaça gelmişim. içindeki kağıdı da görecek. biraz tereddüt etse de, sayfalardan birine bakıp, sevdiğim cümleyi okuyacak. biraz yalnız kalsın eşyalarımla, el yazımı görsün, defterime göz atsın.
Franny hanım, dediler ve aldım kahvemi-kahvesini, yanına gittim,
verdim, tadına baktı.
sohbet etmeye başladık
hemen değil ama bir süre sonra gördü bardağın üstündeki adımı.
gene gülümsedi
Franny dedi.
adımı seviyormuş
öyle söyledi.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder