22 Haziran 2009

lobotomi

başım ağrıyor.
ışığı kapatıp, perdeyi sonuna kadar çekip, yatağıma giriyorum.
uyursam ağrım geçer, uyursam düşünmem. küçüklüğümden beri en sevdiğim uyku pozisyonu, yatağın sadece 1/10'ni kaplıyorum. alnımı yaslıyorum soğuk duvara, başım yanıyor. soğuk kâr etmiyor.
ayaklarım buz. yorgana sarıp sarmalıyorum, havayla temasını kesersem, ısınır sanıyorum. ama tecrübeyle sabittir, geçmedikçe o çorap o ayağa-ısınmaz.
ısındığı vakitler de olmuştu diyorum. ama o zaman.. Hayır. hayır lütfen hiçbir şey düşünmemek istiyorum. hiçbir şey hiçbir şey hiçbir şey.. kırık plak gibi tekrar ediyorum, melodi katıyorum bir de söylerken, lütfen sadece uyumak istiyorum. bu muhasebe kısmını geçip, direkt uykuya dalamaz mıyım? evet keşke yapmasaydım, keşke o kadar gülmeseydim, keşke anlatmasaydım..
son pişmanlık fayda etmiyor. kapanmıyor zihnim, binlerce devirli alman malı makineler gibi, teklemeden, sürekli..
kalkıp yerimden, satın alırken sırtımı sıvazlayıp, güzel kızım, hep gülsün güzel yüzün deyip, binbir itinayla koluma taktığı bilekliği taksam geri, galiba onu çıkardım diye böyle oldu. ya da anneciğimin kolyesini. artık çok geç.
zayıflığıma imrenen arkadaşlarımı düşünüyorum. keşke benim de fazlalıklarım onlar gibi vücudumun farklı yerlerinde toplanmış olsaydı, ama bu birkaç yüz gramlık şey mahvediyor beni.
onların diyet listeleri var uyacakları ve egzersizleri, yaparlarsa kurtulacakları. fakat ya benim?
vücudumun gizli bölmelerinde çok acil durumlarda kullanılmak üzere biraz enerji saklı olmalı ki, fişek gibi fırladım yerimden.
annemleri uyandırmak istemeden, bir kağıda yazıyorum. birkaç cümle sadece, hiçbir edebi değeri olmayan, prosedür gereği cümleler. altına bir imza. ve katlayıp eşofmanımla karnım arasına yerleştiriyorum, ucu dışarıda kalacak şekilde. görülebilsinler diye.
ve dikiş kutusundan bir yorgan iğnesi alıyorum. küçükken sol elimin 3 parmağını birbirine kırmızı iplikle dikmiştim ama artık kırmızıyı sevmiyorum, tenime uygun bir renk seçip, dudaklarımı sıkı sıkı dikiyorum birbirine. canım yanmıyor hiç, keşke biraz acısa, sadece iğnenin etimi delişi, ilerleyişi ve çıkışını hissediyorum. sonuna da bir kördüğüm. imza gibi.
ağız tamam.
zor zamanlar için ayırdığım başka bir şey daha var ki, o da küçük bir naylon poşette biraz çimento. biraz su ısıtıyorum ve azar azar ekliyorum. harcım, kıvama geliyor. 2 çift farklı modelde teflon kabım var. biri küp biri küre. ben küpü seçiyorum. küp çizmesini öğrendiğim gün, kendimi çok yetenkli sanmıştım fakat hâlâ güzel bir küre çizemiyorum. o yüzden küp.
son defa hissediyorum kaşığı elimde. su ısıtıcısının sapını elliyorum, son defa. ileride yapamayacaklarımı düşünüyorum da; amma çok-ama istediğim bu. harcı kaplara eşit pay ediyorum. ve o arada harç donmadan hemen babamın buzdolabında saklamayı tercih ettiği en kuvvetlisinden japon yapıştırıcısından her göze 2şer damla. hafifçe yanıyor gözlerim ve evet dondu.
parmaklarımı son kez bir gerip, yumruk yapıyorum ardından ve o halde harcın içine koyup bekliyorum. biraz beklemem gerekiyor. donduğuna kanaat getirince, teflon kaptan kolayca çekiyorum ellerimi.
ve şimdi eller de tamam, gözler de.
sokağa çıkıyorum. sabaha karşı hava soğuk, ayaklarım daha da üşüyor, ağlamaya başlıyorum. sadece üşüyen ayaklarıma. göz yaşlarım yol bulamıyor kendilerine ve burnumdan akmaya başlıyorlar, t-shirtümün koluna siliyorum.
hastanede gerzek bir hemşire karşılıyor beni, korkup halimden doktoru çağırıyor.
doktor tatlı, göremiyorum ama tatlı. ve çok üzülüyor sanki halime. üzülme demek istiyorum, ben istiyorum böyle olmasını ama biraz hırıltı çıkıyor, dikili dudaklarımdan. alıyor kağıdı karnımdan. peki diyor madem böyle istedin.
ameliyathaneye götürüyorlar beni.
bu koku, eldivenler, hazırlıklar her şey bana çok tanıdık. fakat bu sefer bayıltmıyorlar. bu ameliyat uyanık yapılıyormuş. acımıyor hiç canım. doktor, şefkatle sarıyor kafamı.
hastanenin en güzel odalarından olduğunu iddia ettiği birine götürüyor. ruhumu okuyor sanki, yatağı pencerenin kenarına çekiyor. gülümseyip, memnuniyetimi göstermek istiyorum fakat hiç pay bırakmadan dikmişim, etlerim geriliyor, gülümseyemiyorum.
biraz burada kalabilir miyim, gitmek istediğim hiçbir yer yok diye geçirirken içimden. bu doktor galiba benim içimi okuyor. istediğin kadar kal. kimse seni rahatsız edemez diyor ve çıkıyor odadan.
hafif oturur vaziyette uzanıyorum yatağa.
başımın ağrısı geçmiş fakat ayaklarım hâlâ soğuk. başarması hayli zor oluyor ama evden çıkmadan cebime sokuşturduğum en çirkin çoraplarımı giyiyorum.
şimdi uyuyabilirim.
ziyaretçi kabul etmiyorum.
Share/Bookmark

4 yorum:

  1. Tatlım o kadar güzel betimlemelerin var ki doyamadım okumaya, sanki hiç bitmeyecek bir romanın kahramanını adeta dokumuşsun yazına. Okurken heyecanlandım, tahmin yürütmeye çalıştım ama nafile. Şaşırtıyorsun çok beni. Çok çok daha uzun yorumlar yazmak istiyorum ama sıkmiyim şimdilik seni. Durmak yok, yazıya devam. N00bspor =)

    YanıtlaSil
  2. Tek kelimeyle muhteşem !! Acı kusan bir insanı okumak hiç bu kadar haz vermemişti...

    YanıtlaSil
  3. ceren, olmus bu.

    fakat hala güzel bir küre çizemiyorum. o yüzden küp.
    son defa hissediyorum kaşığı elimde. su ısıtıcısının sapını elliyorum. son defa. ileride yapamayacaklarımı düşünüyorum da. amma çok-ama istediğim bu. harcı kaplara eşit pay ediyorum. ve o arada harç donmadan hemen babamın buzdolabında saklamayı tercih ettiği en kuvvetlisinden japon yapıştırıcısından her göze 2şer damla. hafifçe yanıyor gözlerim ve evet dondu.

    -o yuzden kup. & - evet dondu. cumleleri enfes ziplamis herseyden ayri.

    YanıtlaSil
  4. -o kadar sıkıntılı şeyin arasından, sadeliği bulup onu yüceltmene şaşırıyorum ve ona olan sevgine imreniyorum

    ve siz gururumu okşuyorsunuz. :)
    beğenilmek çok güzel.

    YanıtlaSil