30 Mayıs 2009

satıyorum. sat-tım.

durmuş, karşıdan beni izliyor. doğuştan gelen bir hakkı teklifsizce yerine getirir gibi, bana bakıyor. bakışlarını, gözlerimin birleştiği kıvrımda, pembe rujlu dudaklarımda, açık boynumda hissediyorum.
kime bakıyor? ben kimim? kim beni ne görüyorsa, ben o muyum? yoksa ben benim de, onlar mı beni farklı görüyor. ah yoksa ben mi ilk bakışta onların ne istediklerini biliyorum da, beklentilerine göre cebimden bir kimlik çıkarıp, hiç zorlanmadan ona bürünüyorum. zira, baktığını sandığı ben değilim-bunu çok iyi biliyorum.
gülüyor, neye güldüğünü bilmeden. kime baktığını bilmediğine göre-neye güldüğünü bilmemesi de çok doğal.
ne yapmalıyım ona hiç bilmiyorum.
tek dozluklar rafına mı kaldırmalı, yoksa, nadiren bahşettiğim ilgimden bir nebze de olsa göstermeli miyim?
aslında bunu kendi belirleyecek. bu lanet genel geçer kuralı kim koydu bilmiyorum ama konuşan kaybedecek.
kazanacağını zannediyor. ve işte Fark burada devreye giriyor. Onlar/kimse bilmiyor ki ben "kaybetmeyi" seviyorum. tavlayı bilerek kaybettiğim gibi. onlar her kazandıklarında, ben günün olumluları hanesine en havalılarından bir tic daha atıyorum.
hakkımda ne düşündüğünü iyi biliyorum.
ve ağzımın içini ısırıyorum
gül-ümse-memek için.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder