2 Mart 2009

danem hanım & ali

işte böyle diye bitirdi, geçen gece sevgilisinin ona "yaptıkları"nın özetini. durup elindeki peçeteyle oynadı, başı önde. kaçamak bir bakış gözüme sonra.
ona, -tanıdığım bir kadının aciz bir sahnesini anlattıktan sonra iyice çekinir oldu; 'Ne dersin bundan sonra ne olacak, sence arar mı?' gibi en yakınlarımıza belki onlarca kez sorduğumuz - cevabını aslında çok iyi bildiğimiz ama garip bir saçmalıkla hep zıddını duymak istediğimiz umarsız sorular sormaktan.
kendini daha da kötü hissetmesin diye; Ne düşündüğümü bilmek ister misin? dedim. neredeyse vahşi bir istekle onları duymak istediğini biliyordum fakat ne yazık ki cevap istediği türden değildi:

Bunlar hep "yeteri kadar" sevmemekten kaynaklanıyor dedim.
şayet onu yeteri kadar seviyorsan yani daha çok ya da çok, ağzından çıkanlar sana sıkıntı vermez. hatta kulağını daha çok yaslardın ona, biraz daha duyabilmek için o ahenkli seslerden. çok da anlamlı olmalarını beklemezdin; ondan çıkması yeter hatta artardı bile. seslerin geldiği yolu severdin. ses tellerini.
ses telleri hakkında gerekli/gereksiz bilgiler edinirdin. sırf onun güzel vücuduna dair daha çok şey bilebilmek için.
işte bunlar hep yeteri kadar sevmemekten kaynaklanıyor.
az sevmekten.
hiç
sevmemekten.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder