18 Şubat 2009

shouldn't be so hard

böyle kararları almayı aslında kesinlikle başkalarına bırakmam, zira kendileriminkinden bile hoşnut olmam çoğu zaman ama bu sefer ikisinden birini onun seçmesine izin verdim. ikisini de kapalı istiyordum. az buz değil hem de tamamen kapalı. sürekli konuşlandığım yerden, kafamı oynatmadan görebileceğim bir yere koyacaktım ve önümüzdeki birkaç gün büyümesi ve sonra da ölmesiyle yakından ilgilenecektim ama tekini onun seçmesine izin verdim. ve o gidip çoktan açılmış bir tanesini aldı.
şimdi düşününce çok pişman oluyorum.
senkronizasyonu bu denli bozuk bir çiftin zaten beraber yaşayıp-birbirlerini tamamlaması beklenemezdi. biz bekledik.
eve gelince ilk işim, saplarını temizlemek oldu. minik-yeni kesikler, açık/temiz kanallarla daha yeni bir başlangıç.
bitkilerin de bir canlı türü olduğunu öğrendiğimden bu yana, saplarını keserken canlarının acıyıp acımadığını düşünen çoğunluğa dahilim. onlardan tek farkım, tersine hala ikna olmamış olmam.
şimdi onla ben gibiyiz. ama hangisi o, hangisi ben kestiremiyorum. biri doymuş-gün görmüş diğeri ilk yazını yaşayan yeni yetme. aslında aynı ama bir o kadar da farklı.
demek ki aynı sularda yanyana yaşamak yeterli değilmiş bir olmak için.
biz bekledik.
olmadı.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder