12 Şubat 2009

mon ami

canım ton balığı istedi. evimizde sadece ev yapımı kepekli ekmek var. ama ben balığı beyaz-market ekmeğiyle yemeyi tercih ediyorum.
pijamamı çıkarıp, güç bela razı ettim kendimi markete gitmeye.
ekmek reyonuna geldim. beyaz ekmekler, yerden göbeğimin altına kadar yükseklikteki dolabın içinde gelişigüzel duruyorlardı. belli ki bu işle meşgul adam, hiç özen göstermeden hepsini atıvermiş oraya.
en az yumuşamışını, en pişmiş, en az ellenmişini gözümle belirleyip, elimle davranıp, kendime doğru çekerken, ekmeğe şöyle bir kuşbakışı bakmamla birden farkediverdim. seni almış poşete sokuşturuyorum. soğukkanlılığımı korumak için bütün özdenetimimi kullanmaya çalıştım.
gramajları fazlalaştırılmış belediye tarafından. çocukluğumuzdakinden büyüktü. senin gibi.
rengi, senin rengin. açık kahve/sarı/turuncu karışımı. biraz da pastel boya takımındaki pembe bej. adamların elini-yüzünü boyadığımız renk hani.
ekmeğin tam ortasındaki çıtır çizgi de; yüzündeki nispeten koyu şeylerdi; ağız/kaş/göz.
Allahım! yüzü gözü una bulanmış uykusuz hamurkara hikayemi nereden bildiğini sormak istedim. kim anlatmış acaba ona. resmini görmüş olamaz. görse bu kadar güzel yapamazdı.
tüm mutluluğum parasını ödeyene kadar sürdü.
yerken hiç aklıma bile gelmedi, seni mideye indiriyor olmam.
şimdi de yarı yenmiş/didiklenmiş, mutfakta duruyorsun, yanında ağzı şekerlenmiş bir bal kavanozu.
onlarca ekmeğin içinde, seni seçip almam hiç de sandığın gibi tesadüfi değildi. bilerek aldım.
bilerek ve isteyerek.
bu yüzden mutluyum. beni kandırmak için ne şekle girersen gir.
ister ekmek ol, ister mor lahana, kurşun kalem silgisi yahut bir saç tokası. aralarından hep seni bulacağım.
"kör gözlerse istediği kadar farklı bulsun seni"
-gökkuşağın ve kırıntıların bana ait.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder