10 Şubat 2009

karbondioxid


"aşkın her şeyden önce bir doğa vergisi olduğunu söyleyerek savunuyordu kendini. insan ya bunu bilerek doğar ya da hiçbir zaman öğrenemez."

bilerek doğanlar arasındaydı.
fakat üzerine söylenen beylik laflara inanacak yaştaydı daha. aşk hakkında ne bilsindi? ama işte 2 göğsünün arasında-sola biraz daha yakın yumruk büyüklüğünde kaskatı çarpan şeydi, onu gecenin o saatinde hala ayakta tutan- hele de diğeri uyurken.
boynunda mükemmel işleyen bir makine dakikliğinde atan atardamara baktı, içinde akan kana karışıp, ayak parmağından saç diplerine kadar dolaşmak istedi. yıllar önce buz gibi kanyonda kendini akıntıya bıraktığında hissettiklerinin aynını tekrar duyacağına emindi. fakat bu sefer sıcak.
sonra yüzünü yüzüne biraz daha yaklaştırdı-bir milimetrekaresini dahi es geçmeden bütün vücudunu dolaşıp, dışarı soluduğu kirli havayı derin bir nefesle içine çekti. kendini artık daha yakın hissediyordu ona.
burnu tıkalıydı çocuğun, ağzından alıp veriyordu nefesini. tanrı iş birliği yapıyor gibiydi onunla, bir iki kere olduğu yerde sağa sola kayıp, ağzını kendi burnunun hizzasına denk getirdi. birkaç kere de nefesini ayarlaması gerekti, o verirken kendi almak üzere.
her şey ayarlandı.
kendiyle gurur duyar gibiydi;
-aşk tam da böyle bir şey.
kendine rahat bir pozisyon belirledi ve uykuya daldı.
Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder