9 Şubat 2009

faili meçhul balık

Yemekte ne var dedi, mırıldanarak. Bunu sorması gerekiyordu, çünkü derslerinin nasıl geçtiği hakkındaki kısa/klişe dialogun sonuna gelmişlerdi ve kız annesiyle sohbet etmesini hiç sevmiyordu. Sorulacak soruları ve verilecek cevapları önceden bilmek, sohbeti pek cazip kılmıyordu maalesef. Fakat gene de vicdan azabını bastırmak ya da annesinin kendisini daha iyi hissetmesi için, ona kendiyle konuşma alanı açmak zorunda hissetti.
"Balık" dedi kadın ve pişirip/yemelerinin tüm detaylarını anlatmaya başlıyordu ki; kız homurdanmaya başladı.
Bu homurdanma da, tam olması gereken yerde, tam olması gibiydi, çünkü pekala bilirlerdi-onun balık yemediğini. Hele de akşamın bu saatinde dışarıdan yorgun argın gelen bu yeterince beslenmeyen kız için mutlaka sevdiği cinsten bir şeyler pişmeliydi. Bu konuda kızmakta kendini haklı görüyordu. Annesini tedirgin etmekten gerçekten hoşlanıyor muydu yoksa sadece o anda aklına gelen zırvaları -onlara yürekten inanıyormuşçasına annesine anlatma ihtiyacı duymazdı.
Kadını zayıf karnından yakalamıştı.
-Düşünsene bir grup balık -anne,çocuk,torun,akrabalar- her şeyden habersiz suyun içinde yüzüyorlar. Suyun dışında ne var bilmedikleri gibi, dünyayı sırf sudan ibaret sanıyorlar. Oysa baksana biz varız; okullar, sinemalar, parlamentolar... Tıpkı bizim evreni kendimizden ibaret sanmamız gibi. Sonra bu balıklar yüzerken, aralarından bazıları kayboluyor. Balıkçıların, amaçlarına ulaştığı birkaç tanesi.. Ve diğer kalanlar, gidenlere ne olduğunu bilmiyor. Birkaç zaman üzülüp ağlıyorlardır belki, belki de önünde kilometrelerce kuyruk olan sonuçsuz dönecekleri kayıp bürolarında bekleşiyorlardır.
Ve biz ailelerinden kopardığımız bu balıkların içlerini deşip, boşaltıp, "bir güzel" pişirip, tabağımıza koyuyoruz. Omurgasını kenara koyarken, bazen elimizde kırıldığında, ince siyah omuriliği elimize yapışıyor da, tabağın kenarına sürüveriyoruz. Sonra da onu lezzetli bularak yiyoruz. Bu çok acımasızca! Düşünsene, onun arkasından ağlayanlar var!
Ya da şöyle düşün; madem balıkların bizden habersiz olması, bizim yokluk sebebimiz olmuyor, o zaman aynı şekilde varlıklarından bihaber olduğumuz, bizden bir üst katmanda yaşayan devlerin de varlığını inkar edemeyiz.
Zaman zaman esrarengiz şekillerde kaybolan insanların, yanlarında kendileri büyüklükte garnitürlerle rahatça sığabilecekleri tabakları kullanan devler tarafından avlandıklarını bir düşünsene. Çaresiz ailelerin, kayıpların resimleri ellerinde "Kayıp Aileleri Yardımlaşma Dernekleri"nin kapılarını boşa aşındırdıklarını... bir düşünsene bunu.
Mesela bayıldığın minik torunun-cüssece yetişkinlerden ufak olduğundan yenilmek üzere ailenin çocuğu için ayrılmışsa ve okulvari bir yerden dönen dev-çocuk annesine huysuzluk yapıyorsa;
Anne! Gene mi insan pişirdin?! Sevmediğimi biliyorsun.!

Share/Bookmark

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder